TOROS DAĞ GEÇİŞİ KEŞİF

TOROS DAĞ GEÇİŞİ KEŞİF

 

2014-07-20-1977
2014-07-19-1967Ülkemizin dört bir yanından 25 doğa sporcusu, Torosları ilk kez (bu bölgeden) yürüyerek aşmak için 21 Haziran’da Konya otogarında buluştuk. Aracımızla önce Bozkır’a geldik. Çaybaşı’nda etliekmeklerimizi yedik. Alışverişimizi yaptık. Dere Kasabası’na geldik. Burada son hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra, bulutlu bir havada yola koyulduk. 1225 rakımlı Dere Kasabası Torosların içinde bir yer idi.

İlk gün 1762 metredeki Dipsiz Göl’de kamp kuracaktık. Sırasıyla, İmam Böğedi, Karşı Harman, Devrenk, Beşkart Taşı, Saclar, Akmuğar, Gökseki, Kızıl Ali Kayası, Aygır Dibi, Aygır Gediği, Sarot Gölü, Sarot Yaylası yürüyüşümüzü tamamladık. Saclar’a geldiğimizde hazinecilerin yağmaladığı kaya resimleri ile dolu nekropolü gezdik. Burada iken feci bir yağmur başladı. Yürüyüşümüzün bundan sonraki bir saatlik kısmı yağmur altında geçti. Kurumuş Sarot Gölü, Çarşamba Çayı’nın çıktığı yer, yeni çiçek açmış yoncaların arasından akıp giden patikalar ve diğerlerinin hiçbirisi unutulmazdı. O gün hava kararırken Sarot Gölü kenarındaki kaya kabartmaları olan Kapıliçi Mağarası’nın önüne geldik. Gruptan bazıları gölden arta kalan küçük su birikintilerini kendine eğlence edinmiş suyun yansıması ile değişik fotoğraflar çekmeyi deniyordu. Sonra Sarot Yaylası’na girdik. Orada yaylacılar, bize ayran ve yoğurt ikram ettiler. Doya doya yedik. Sağ olsunlar. Buradan aracımızla gece karanlığında yola çıktık. Dipsiz Göl’e 6 km mesafede idik. Aslında bu parkuru da yürüyecektik fakat ilk gün gecikmelerinden dolayı 6 km eksik yürümüş olduk.

2014-07-19-1965 2014-07-19-1964Dipsiz Göl, iki çeşmesi olan ve nilüfer çiçekleri ile bezeli bir yer. Hemen yanında Sülüklü Göl var. Bu iki göl de krater gölü. Sabah erkenden kalktığımızda gölün büyüleyici manzarası ile karşılaştık. Karanlıkta geldiğimiz için bir şey görememiştik. Şimdi çelik gibi bir hava ve üzeri dumanlı bir göl… Çadırından çıkan herkes aynı şeyi söylüyor: “Hey, millet, uyanın, bu manzara kaçmaz.” Gölün suyu havaya göre sıcak olduğundan göl suları duman duman buharlaşıyordu. Bu da insana büyük bir görsel şölen sunuyordu, 1970 metre rakımda Toroslarda.

2014-07-19-1955 2014-07-19-1954Toparlandık ve sabah 8’de yola koyulduk. İkinci gün en zorlu gündü. 32 km yürüyecektik. Sınıklı Yaylası(1974 mt.), Göktepe Yaylası(1984 mt.), Gelintaşı Yaylası(2165 mt.), Yörük obaları, çoban ağılları, terkedilmiş ve yıkılmış yaylaları aşıp Konya’nın Bozkır ilçesinin Dere Kasabasından başlayan yolculuğumuz Akseki’nin Çimi Köyü’nde bitecekti. Her şey yolundaydı. Göktepe ile Gelintaşı Yaylaları arasındaki 2284 metrelik en uygun geçitten geçip yürüyüşümüze devam edecektik. Tam bu geçitteki Yörük mezarlığını geçerken görmemeniz mümkün değil. Tuhaf oluyorsunuz.

2014-07-19-1950 2014-07-19-1949Geçidin hemen yanı başında duran Yıldızlı Dağı’na zirve yapacaktık fakat Torosları güneye atlayacağımız boyunda rüzgar fazlaca üşüttüğü için terden sırılsıklam olan bedenlerimizi korumak için Gelintaşı Yaylası’na doğru ve bu sefer yokuş aşağıya koyuverdik. Grubumuzun öncüsü ile artçısı arasındaki zaman farkı 45 dakika kadardı.

Göktepe Yaylası’ndaki arıcı Mehmet Sarıkaya ile hoş sohbetler ettik, bölge hakkında bilgiler aldık. Gelintaşı Yaylası’nda bir tarih yatıyordu: 97 yaşındaki Fatma Teyze. Dağların ve göç yollarının dili olmuş adeta alnındaki çizgiler. Başındaki paralı fesin ise onda modası hiç geçmemiş. Belki gelin gittiği evde takmışlardı ilk kez onu. O gün bugündür onu takınmadan çıkmaz evinden belli ki.

2014-07-19-1943 2014-07-19-1935Fatma Teyze’nin oğulları Hasan Özdemir ve Ahmet Özdemir, çocukları ve eşleri ile birlikte, hayatımız boyunca asla unutamayacağımız lezzetteki yayla yoğurdunu, yayla tereyağını ve yayla peynirini önümüze getirdiler. Yufka ekmek ıslattılar. Öyle bir ziyafet çektiler ki bize, karşılığını ödemek asla mümkün olmayacaktır.

Sonra dağlar, Torosların içindeki yemyeşil düzlükler, Kalandıras, yaylalar, obalar, keçi yolları, toprak yollar, ladinler, ardıçlar, sedirler, zaman zaman görünen taş döşeli antik yollar, kaya resimleri, kalıntılar, dikine inişler, zorlu yokuş çıkışları… Hepsi bambaşkaydı, tıpkı orada bulunan tertemiz ve bambaşka 25 dost gibi.

2014-07-19-1964 2014-07-19-1965O akşam 32 km’lik dağ yürüyüşünü bitirip Çimi’ye indiğimizde bizi bir sürpriz bekliyordu. Çadırlarımız kurulmuş, kocaman bir güveçte Meliha ablamız güveç, bulgur pilavı ve makarna yapmış. Ellerine sağlık hepsinin. Bize oturup yemeği yemek ve arkasından soyunup dökünüp çadırımıza girmek kalıyordu sadece.

Ama uyumak da neymiş! O geçe Çimi Köyü’nün onlarca yıldır kapalı olan okulunun bahçesinde ateş başında geç saatlere kadar muhabbet ederek vakit geçirdik. Gözlerimiz daha fazla dayanmıyordu. Ateşi söndürüp çadırlarımıza çekildik.

Mehmet GÜLTEKİN tarafından yazıldı.

TOROS DAĞ GEÇİŞİ KEŞİF

 

2014-07-20-1977
2014-07-19-1967Ülkemizin dört bir yanından 25 doğa sporcusu, Torosları ilk kez (bu bölgeden) yürüyerek aşmak için 21 Haziran’da Konya otogarında buluştuk. Aracımızla önce Bozkır’a geldik. Çaybaşı’nda etliekmeklerimizi yedik. Alışverişimizi yaptık. Dere Kasabası’na geldik. Burada son hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra, bulutlu bir havada yola koyulduk. 1225 rakımlı Dere Kasabası Torosların içinde bir yer idi.

İlk gün 1762 metredeki Dipsiz Göl’de kamp kuracaktık. Sırasıyla, İmam Böğedi, Karşı Harman, Devrenk, Beşkart Taşı, Saclar, Akmuğar, Gökseki, Kızıl Ali Kayası, Aygır Dibi, Aygır Gediği, Sarot Gölü, Sarot Yaylası yürüyüşümüzü tamamladık. Saclar’a geldiğimizde hazinecilerin yağmaladığı kaya resimleri ile dolu nekropolü gezdik. Burada iken feci bir yağmur başladı. Yürüyüşümüzün bundan sonraki bir saatlik kısmı yağmur altında geçti. Kurumuş Sarot Gölü, Çarşamba Çayı’nın çıktığı yer, yeni çiçek açmış yoncaların arasından akıp giden patikalar ve diğerlerinin hiçbirisi unutulmazdı. O gün hava kararırken Sarot Gölü kenarındaki kaya kabartmaları olan Kapıliçi Mağarası’nın önüne geldik. Gruptan bazıları gölden arta kalan küçük su birikintilerini kendine eğlence edinmiş suyun yansıması ile değişik fotoğraflar çekmeyi deniyordu. Sonra Sarot Yaylası’na girdik. Orada yaylacılar, bize ayran ve yoğurt ikram ettiler. Doya doya yedik. Sağ olsunlar. Buradan aracımızla gece karanlığında yola çıktık. Dipsiz Göl’e 6 km mesafede idik. Aslında bu parkuru da yürüyecektik fakat ilk gün gecikmelerinden dolayı 6 km eksik yürümüş olduk.

2014-07-19-1965 2014-07-19-1964Dipsiz Göl, iki çeşmesi olan ve nilüfer çiçekleri ile bezeli bir yer. Hemen yanında Sülüklü Göl var. Bu iki göl de krater gölü. Sabah erkenden kalktığımızda gölün büyüleyici manzarası ile karşılaştık. Karanlıkta geldiğimiz için bir şey görememiştik. Şimdi çelik gibi bir hava ve üzeri dumanlı bir göl… Çadırından çıkan herkes aynı şeyi söylüyor: “Hey, millet, uyanın, bu manzara kaçmaz.” Gölün suyu havaya göre sıcak olduğundan göl suları duman duman buharlaşıyordu. Bu da insana büyük bir görsel şölen sunuyordu, 1970 metre rakımda Toroslarda.

2014-07-19-1955 2014-07-19-1954Toparlandık ve sabah 8’de yola koyulduk. İkinci gün en zorlu gündü. 32 km yürüyecektik. Sınıklı Yaylası(1974 mt.), Göktepe Yaylası(1984 mt.), Gelintaşı Yaylası(2165 mt.), Yörük obaları, çoban ağılları, terkedilmiş ve yıkılmış yaylaları aşıp Konya’nın Bozkır ilçesinin Dere Kasabasından başlayan yolculuğumuz Akseki’nin Çimi Köyü’nde bitecekti. Her şey yolundaydı. Göktepe ile Gelintaşı Yaylaları arasındaki 2284 metrelik en uygun geçitten geçip yürüyüşümüze devam edecektik. Tam bu geçitteki Yörük mezarlığını geçerken görmemeniz mümkün değil. Tuhaf oluyorsunuz.

2014-07-19-1950 2014-07-19-1949Geçidin hemen yanı başında duran Yıldızlı Dağı’na zirve yapacaktık fakat Torosları güneye atlayacağımız boyunda rüzgar fazlaca üşüttüğü için terden sırılsıklam olan bedenlerimizi korumak için Gelintaşı Yaylası’na doğru ve bu sefer yokuş aşağıya koyuverdik. Grubumuzun öncüsü ile artçısı arasındaki zaman farkı 45 dakika kadardı.

Göktepe Yaylası’ndaki arıcı Mehmet Sarıkaya ile hoş sohbetler ettik, bölge hakkında bilgiler aldık. Gelintaşı Yaylası’nda bir tarih yatıyordu: 97 yaşındaki Fatma Teyze. Dağların ve göç yollarının dili olmuş adeta alnındaki çizgiler. Başındaki paralı fesin ise onda modası hiç geçmemiş. Belki gelin gittiği evde takmışlardı ilk kez onu. O gün bugündür onu takınmadan çıkmaz evinden belli ki.

2014-07-19-1943 2014-07-19-1935Fatma Teyze’nin oğulları Hasan Özdemir ve Ahmet Özdemir, çocukları ve eşleri ile birlikte, hayatımız boyunca asla unutamayacağımız lezzetteki yayla yoğurdunu, yayla tereyağını ve yayla peynirini önümüze getirdiler. Yufka ekmek ıslattılar. Öyle bir ziyafet çektiler ki bize, karşılığını ödemek asla mümkün olmayacaktır.

Sonra dağlar, Torosların içindeki yemyeşil düzlükler, Kalandıras, yaylalar, obalar, keçi yolları, toprak yollar, ladinler, ardıçlar, sedirler, zaman zaman görünen taş döşeli antik yollar, kaya resimleri, kalıntılar, dikine inişler, zorlu yokuş çıkışları… Hepsi bambaşkaydı, tıpkı orada bulunan tertemiz ve bambaşka 25 dost gibi.

2014-07-19-1964 2014-07-19-1965O akşam 32 km’lik dağ yürüyüşünü bitirip Çimi’ye indiğimizde bizi bir sürpriz bekliyordu. Çadırlarımız kurulmuş, kocaman bir güveçte Meliha ablamız güveç, bulgur pilavı ve makarna yapmış. Ellerine sağlık hepsinin. Bize oturup yemeği yemek ve arkasından soyunup dökünüp çadırımıza girmek kalıyordu sadece.

Ama uyumak da neymiş! O geçe Çimi Köyü’nün onlarca yıldır kapalı olan okulunun bahçesinde ateş başında geç saatlere kadar muhabbet ederek vakit geçirdik. Gözlerimiz daha fazla dayanmıyordu. Ateşi söndürüp çadırlarımıza çekildik.

Mehmet GÜLTEKİN tarafından yazıldı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *