SAMSUNG CAMERA PICTURES

Karian Ancient Ways in the Türkiye

SAMSUNG CAMERA PICTURES

We walked on the Karian ancient ways this week. If you want to see them and walk on the ancient ways in the Türkiye you must write or call me. Karian or Roman ancient ways. We can trekking together there.

26 Mart 20 16’da Strabon’un Geographika’sında 2000 yıl önce anlattığı yolun bir bölümünde yürüdük. Strabon’un da yürüdüğü bu yolda adımlarını atmak, 2000 yıl öncesini düşünmek, alıp götürüyordu insanı. Doğayla bütünleşmek bir yana, içinde tarih de olunca yürüyüş daha bir anlam kazanıyor.

Strabon’un Geographika’sında 2000 yıl önce anlattığı yolun bir bölümünde yürüdük. Strabon’un da yürüdüğü bu yolda adımlarını atmak, 2000 yıl öncesini düşünmek, alıp götürüyordu insanı. Doğayla bütünleşmek bir yana, içinde tarih de olunca yürüyüş daha bir anlam kazanıyor. Mylasa – Zeus Labrayundos arasındaki 2500 yıllık bir yoldan bahsediyorum. Bu kadar bozulmadan kalmış olması büyük bir şans. Bu yıl içinde zeytinliklere açılan yeni şose yol nedeniyle antik yolun 2 km lik kısmının daha tarihin karanlık sayfalarına gömülmüş olduğuna acı içinde tanık

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

olduk. İstediğiniz kadar rota yapın, istediğiniz kadar rotanızı tescilleyin, hiçbir şeyden habersiz biri, bu güzelim 2500 yıllık yolu zeytinliğine traktörü ile gidebilmek adına bozabiliyor. Ne acı!

MAZI GÖKBEL BOZALAN PARKURU (14 km)

Yatay olarak sürekli çıkılan bir parkurdur. Yol boyunca 1 yerde çeşme var.

Mazı sahilinden, denize sıfır noktasından işaretleri yakalayın. Buradan işaretleri takip ederek biraz asfalt biraz beton biraz da toprak yoldan yürüdükten sonra patikaya girecelsiniz. Yol ayrımlarında işaretler var. Dikkat ediniz.

Denize sırtınızı verip kuzeye doğru yürüyün.

 

ÖREN ALATEPE KULTAK AKBÜK PARKURU (14 KM)

Ulaşım: Ören’e Milas ya da Muğla üzerinden karayolu ile ulaşabilirsiniz. Ören’de sahile oraya buraya kamp yapmak mümkün, Bakkal, süpermarket, eczane vs. her şey var.

Su: Parkur üzerinde su noktası sadece yürüyüşün 5. km’sindeki Alatepe Köyü’ndeki bakkaldır. Bu köyde kahve yok, yürüyüş yolu üzerinde köşededir bu bakkal. Köyde kampa elverişli yerler var.

YÜRÜYÜŞ KILAVUZU:

Ören’in en doğusundaki en son sokağa gelin. Bu sokak dağı denize bağlar. Denize sırtınızı verin dağa doğru yürüyün. Yolun sonunda bir trafo var. Bu trafoyu solunuza alıp yürüyün ileride çam ağaçlarında sağa dönüş işaretini görecek ve genişçe bir orman içi patikaya gireceksiniz.

Parkur, orman içi patika ile başlıyor.

Bu patika, zikzaklar çize çize tepeye kadar çıkacaktır. Bu yol, binlerce yıllık bir antik yoldur. Yükseldikçe yolun kalıntılarını görünce bu sözüme hak vereceksiniz.

Antik yolda yükselirken…

Tepenin en üst noktasındaki Roma döneminden kalma kuyu, bu yolun gerçek bir antik yol olduğunun bir başka göstergesidir. İşte bu antik yolun Ören ve Alatepe taraflarından ulaşabildikleri yeri 2016 yılında elektrik direklerinin malzemelerini taşıyabilmek için bozmuşlardır. Bu yolu bozan itleri buradan da lanetliyorum. Halk ayaklandığı halde bu tarihin yok edilmesine sessiz kalan yönetim kadrosuna da kafasızlık ve geleceği görememek, beceriksizlik ve cahillik konusunda en üst düzeyde olduklarını hatırlatmak isterim.

Dik yokuşun bitişi…Roma kuyusunda dinlenme…

Bu parkurda fotoğraf çok zamanınızı alacak.

Patikaya girip zikzaklar çizerek yükselmeye başlayacaksınız. Yükseldikçe manzara açılacak ve sadece yürüyenlerin görebileceği manzaraları görecek ve mutlu olacaksınız. Güneşin böğründe yürüyeceğinizi de bilin. Tepeye ulaştınız. Roma kuyusunda oturup dinlendiniz. Roma kuyusundan sola dönen patikaya girerseniz yarım saatlik bir yürüyüşle paraşütçülerin atladığı Paraşüttepe’ye ulaşır ve aynı yoldan geri dönebilirsiniz. Paraşüttepe’de restorant da var. Roma kuyusundan hafif iniş şeklinde, sağ çaprazda görünen Alatepe’ye yürüyeceksiniz. Traktör yolundan sonra asfalttan devam edeceksiniz. Bu asfalttan ayrılmayın. Alatepe Köyü’nde marketten esiklerinizi giderin. Marketle karşı karşıya olan tabelada Akbük 10 km yazısını göreceksiniz. Akbük’e doğru dönün. Köyü çıktıktan 300-500 metre sonra sağa traktör yolu şeklinde genişçe bir taşlık, işlek olmayan bir toprak yol ayrılıyor. Bu yolun girişinde işaret falan yok. Yola girdikten 100 metre sonra yol işaretlerini görmeye başlayacaksınız. Bu yoldan 1 km kadar ilerleyeceksiniz sola 45 derece dönmenizi gösteren otların içinde kalmış zemindeki işareti kaçırmayınız. Alatepe Köyü’nden sonraki bu iki giriş noktasını kaçırmayınız. Buradan itibaren dar bir orman ve makilik patikadan ilerleyeceksiniz. İleride bir zeytinliğe gireceksiniz. Geldiğiniz yolun doğrultusunda zeytinliği karşıya geçip tekrar ormanlık patikaya giriniz.

Fotoğrafın çekildiği istikamete doğru devam edin bu zeytinlikten…

Güzel ve belirgin, işaretli bir patikadan çam ormanı içinden tepeye kadar hafif eğimde yükseleceksiniz. Tepeye ulaşınca hafif bir rampadan aşağıya ineceksiniz. Yol bu rampada traktör yoluna dönüşüp sonra daha işlek bir toprak yola girecek. Tarlanın solundan toprak yoldan ilerleyeceksiniz. Büyükçe bir su birikintisini geçince tekrar denizi göreceksiniz. Az ileride toprak yol ikiye ayrılacak, sola, yokuş aşağı olana döneceksiniz. Bu yoldan ayrılmayın. İleride sola yokuş aşağı keskin bir dönüş yapacak ve ilerleyeceksiniz. Buralarda işaret yok. Sizi çok eski bir patikaya ardından tekrar toprak yola sokacak. Aşağıdaki tarlalara inince yatayda ve hafif rampada ilerleyeceksiniz. Bu vadinin içinden uzunca süre yürüyeceksiniz. Solunuzda devasa kayalıklar. Tepeyi aşınca fazla çalılık olan bu parkurdan inişe geçeceksiniz. Birkaç yıl önce iş makinesinin girdiği belli olan bu bozuk şosenin yanından genişçe bir tarlaya ineceksiniz. Bu tarlanın sol başından ilerleyin. Tarlanın bitiminde toprak yola ulaşacaksınız.

Sol başından ilerleyeceğiniz bu tarladan sonra toprak yola istikametinizce devam edin.

Tarlanın sol başından devam edin.

Toprak yola geldiğiniz istikamette devam edin. Toprak yoldan 700 m. kadar yürüdükten sonra solunuzda çok aşağınızda kalan bir zeytinlik göreceksiniz ve yürüdüğünüz toprak yolun solundan döne döne inen çok eski bir patikayı göreceksiniz.

Burayı kaçırmayınız.

Yolun altında kalan, dikkat etmeniz gereken patika.

Toprak yoldan ayrılıp bu genişçe büyük patikaya girin. Sizi aşağılara kadar indirecek, ormanlık patikalardan zeytinliklerin hemen üst yanındaki toprak yola ulaşacaksınız. Bu tarlalar Kultak Köyü’nün tarlalarıdır.Toprak yoldan bir müddet ilerleyeceksiniz. Tarlaların ortasındaki devasa bouldering kayalarını görünce boulder yapma isteğiniz doğacak.

Karşıdaki zeytinlerden sağa… Solda beton beyaz ev var.

Az ileride beyaz betonarme küçük bir ev var. Bu evi ileriye geçmeden traktör yolundan sağa döneceksiniz. Buradan hafif bir rampada yukarıdaki zeytinliğe kadar çıkacaksınız. Zeytinlikten sonra 1 km kadar düzde ilerledikten sonra çok dik olmayan iniş başlayacak.

Düzlüğe çıkınca son inişten önceki düzlükteki zeytinlik.

Bu inişin yarısında patika yok ama işaretler sıklaşmış. Yolu işaretleyen zevat patikanın devamını bulamamış ve aldıkları parayı yemek için aceleci davranmışlar belli ki. Buradaki patikayı ben buldum çünkü aşağı kadar da iniyor. Neyse ben yolu tarif edeyim. İnişe geçtiğiniz anda, tüm Gökova körfezini batıdan göreceksiniz.

Akbük’e iyice yaklaştık…

Hemen altınız Akbük sahili, ilerisi Turnalı daha da ilerisi Akyaka. İşaretler sonra tekrar patikaya kavuşuyor. Patika yeni açılmış bir zeytinliğe uğruyor. Buranın solundan iniyorsunuz. Toprak yol sizi Akbüke kadar indirecek. Aşağıda büyük betonarme beyaz evin yanında yol ikiye ayrılıyor buradan sola dönünce Akbük sahile inersiniz. Akbük’te sahile inince sağa döner en son tesise kadar yürürseniz duşu, tuvaleti, uygun fiyatlı yemekleri ile bir tesis var. Burada kamp yapabilir, odalarında konaklayabilirsiniz. Ateş de yakabilirsiniz burada. Bu tesisin adını teknik bir arıza nedeniyle veremeyeceğim.

Hakettik…

Hakettik…

 

 

Bu rotanın kılavuz videosunu linki tıklayarak izleyebilirsiniz:

Tarih:

Başlangıç: 18 Mayıs 2016 – Çarşamba –

Buluşma Yeri: Sabah 10.00 Finike Otogarı   –   06.00 Fethiye Otogarı

Bitiş:          21 Mayıs 2016 – Cumartesi – Akşam 18.00

 

Dönüş yeri: Dönüş biletlerinizi cumartesi akşamı 19.00 itibarı ile Demre’den alabilirsiniz. Demre’den Antalya’ya, Antalya’dan da istediğiniz   yere… Antalya – Demre arası Batı Antalya firması ile görüşünüz. Zamanı olanlar, Cumartesi Andriake’de çok güzel bir kamping var. Orada kalabilirsiniz.

  • Yürüyüşün ödülü, son gün muhteşem bir sahili olan Andriake’de denize girmek. (En alttaki resim)

 

1. GÜN:                                                                                                                  

Finike – Belos – Yatıkardıç Yaylası (14 km – 8 saat) Antik kent, Lukka kaya mezarları göreceğimiz tarih dolu bir yürüyüş olacak.

Finike’de buluşma. Finike’de saat 10.00’a kadar alışveriş ve kahvaltı için serbest zaman. Saat 10.00’da toplanma ve yürüyüşün başlaması. Hep dikine bir toprak yoldan 4 km kadar yürüdükten sonra -manzara git gide delirecek- 800 metre yükselmiş olacağız. Oradan orman yoluna sonra da patikaya girip devam edecek olan parkurda hiç su yok. 6 km yürüyerek Belos antik kentine geleceğiz. Parkur gayet vahşi ve el değmemiş. Kamp yerine kadar araç girecek bir yol yok. Öyle ki aracımız, kamp malzemelerimizi 73 km uzunluğunda ve 5 saat süren bir yolculukla kötü yayla yollarından geçerek getirecek. Belos’tan 4 km’lik bir yürüyüşle kamp yerimiz olan Yatıkardıç Yaylası’na geleceğiz. Bu yürüyüşte batıda Demre’yi doğuda Kumluca ve Finike’yi göreceğimiz yüksek dağlardan geçeceğiz. Yürüyüş boyunca, çam, sedir, ladin, meşe, katran ve meşe ormanlarından geçeceğiz.

2. GÜN: Toplam 15 km – 6 saat. Tamamen dağlık ve manzaralı bir parkurdan Alakilise Vadisi’ne kadar vahşi bir doğada yürüyeceğiz. Kırkmerdivenler (Papazkayaları) ‘den sonra iki saatlik dikine bir iniş yapacağız. Doğa, her türlü vahşiliğini ve güzelliğini sergiliyor burada. Tek sorunumuz su olacak. Onu da aracımız takviyesiyle yanımızda taşıyacağız. Kırkmerdivenler’den itibaren vadi tabanına kadar hep iniş. Saat 3 civarında Alakilise’ye gelip burada kuyunun ya da harabelerin yanına, tarihin göbeğine kampımızı atacağız. Buradaki kuyu suyu kullanılabiliyor. Çobanlar kullanıyor çünkü.

3. GÜN: Toplam: 18 km – 8 saat. Tarih ve doğa dolu bir yürüyüş günü daha bizi bekliyor. Bugün medeniyette kamp yapacağız. Myra kaya mezarlarının önündeki yeşil alanda kamp yapacağız. Yürüyüşümüzün son 3.5-4 km’si asfalt.  Belören Köyü’nden çıktıktan 1 km sonra Myra ve Belos antik kentini birbirine bağlayan gerçek antik yollardan geçerek Demre Çayı’nın vadi tabanına kadar ineceğiz.

4. GÜN: Toplam: 19 km – 9 saat. Myra Kalesine çıkış, Sümeli Köyü’nden ve Gürses’ten geçişten sonra dikine, derin ve vahşi bir vadiden Çayağız’a kadar ineceğiz. Bol manzaralı güzel bir yol. Bir iki asfalt geçişi dışında zevkli bir parkur.Su tedarik edecek yerler ve bir tane bakkal var yol üzerinde.

1. Günün rotasından:

_DSC0584

Bir müddet orman yolu, sonra patika başlar…

_DSC0615

Tarihin yanıbaşından, usulca…

_DSC0619

Doğayı özümseyerek, her şeyi unutarak…

_DSC0625

Manzara delirtici…

_DSC0635

Çok uzaklardaki güzellikler, yarın sana geleceğim…

_DSC0637

Her anın tadını özümseyerek, alıp başını gitmek…

_DSC0651

Evini sırtına alıp dağlara dağlara…

_DSC0655

Belos antik kentinin girişi…

_DSC0753

Ormanların gümbürtüsü başıma vurur…

_DSC0742

Patikada her adımın kıymetini bilerek…

_DSC0724

Yollar alır beni benden…

 

_DSC0664

Kapağı kırılmış bir Lukka kaya mezarı…

 

 

  • 2. Günün rotasından:
DSCN3738

Yol, hep yol…

DSCN3735

1600’e çıkacağız.


_DSC0821

Yollar… Hep yollar…

_DSC0812

Bazen ihtiyar bir ağacın yanı başından…

_DSC0867

Bazen katledilmiş bir ağacın yanından…

_DSC0798

Bazen yalnız başına, bir dorukta yaşama tutunan bir ağacın yanı başından…

_DSC0789

Bazen gencecik bir ormanın içinden…

_DSC0917

Vadi tabanına iner inmez Lukka kaya mezarları bizi karşılıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_DSC0888

Papazkayalardan aşağıdaki Alakilise’ye…

_DSC0935

Arkeoloji, tarih, merak, keşif…

_DSC0932

Büyük bir merak içinde yanından geçeceğiz…

_DSC0971

Alakilise

_DSC0930

Vadi boydan boya tarih.

_DSC1033

2. Gün kamp yerimiz – Zeytin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3. Günün rotasından:

_DSC1128

Güzel, çok güzel parkur…

DSCN3750

Antik Yolun duvarları…

 

 

 

 

 

 

 

_DSC1295

3. Gün kamp yerimiz

_DSC1180

MYRA Antik kenti ve mezarlar

 

 

 

 

 

 

 

DSCN3749

Gavur Yolu’ndan Demre Çayı’nın alüvyonlarına…

_DSC1096

Myra’yı Alakilise’ye bağlayan antik yol…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_DSC0998

_DSC1048

Belören

 

 

 

 

 

 

 

 

_DSC1100

Myra’yı Alakilise’ye bağlayan antik yol.

_DSC1089

İnsana bir hoşluk duygusu veren bu güzelim tabelalar…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4. Günün rotasından:

_DSC1311

Antik yoldan kaleye çıkacağız.

_DSC1406

İnsana hep orada olsam ve yürüsem dedirten o tabelalar…

_DSC1416

Antik yolların delisiyiz…

_DSC1434

Vahşi bir vadiden Çayağız’a…

_DSC1474

Dünyanın en güzel köprüsü…

LikyaYolu_Andriake_1

Andriake (Çayağız) Etkinlik bitiminde denize girerek kendimizi ödüllendireceğimiz yer.

Fotoğrafları www.likyayolu.org sitesinden aldım. Mehmet ve Altuğ’a teşekkürler.

Katılım için referans gereklidir. Referans kişileri, katılımcıların maddi manevi verecekleri tüm zarar ve sorumlulukları üstlenir.

Grup lideri, faaliyet programında değişiklik yapma hakkına sahiptir.

Buluşma yeri Finike’dir. Kamp yerlerimize ancak eşek veya traktör girebildiğinden Türsab belgeli eşek veya traktör olup olmadığını öğrenip eğer varsa, yürüyüşümüzü Türsab izinli yapmayı planlıyorum. Ayrıca, rotayı bilen, İLK YARDIM EĞİTİMİ ALMIŞ, İPTEN, ÇAPUTTAN, MONTTAN, İÇLİK DONDAN SEDYE YAPMAYI BİLEN, HER TÜRLÜ KIRIK, ÇIKIK VE YARALANMALARA MÜDAHALE EDEBİLECEK, ARAMA KURTARMA EĞİTİMLERİNİ BAŞARI İLE BİTİRMİŞ, Teknik malzeme kullanmayı bilen, YÜRÜDÜĞÜMÜZ YAYLALARIN, DAĞLARIN, ANTİK KENTLERİN ADLARINI, HİKAYELERİNİ BİZLERE ANLATABİLECEK, daha önce defalarca bu rotada keşif yürüyüşleri yapmış BİR REHBER VARSA  Türsab’tan YAZILI OLARAK İSTEYECEĞİM. BAKALIM NE YANIT VERECEKLER.

İletişim:

Mehmet GÜLTEKİN

+90 543 698 2 698

styxdiablos@hotmail.com

LUKKA MI LİKYA MI?

10325417_10152353931733467_7854471475299932064_n

Lukka kentlerinin en ilginci… Opramoas’ın kenti Rodiapolis – Kumluca

1384289_10151946250721306_509188006_n

Sarıbelen Köyü’nde kamp – Kaş

Çok kolaydır “Likya” demek kimine göre. Çünkü öyle duyulmuş, öyle alışılagelmiştir. “Likya” sözcüğü kullanırken birilerine zafer kazandırdığımızın farkında değilizdir aslında. Bizler de çoğu zaman “Likya” sözcüğünü kullanırız Teke Yarımadası için. Bana sorarsanız “Lukka” demek daha doğru olacaktır. Çünkü “Likya”, Batı Anadolu’yu Helen görmek isteyen Yunanlıların bu bölgeye taktığı bir addır. Oysa bölge insanı kendisine “Luk” demiştir. Yaşadıkları ülkenin adının da “Lukka” olması gerekir bu durumda. Hitit kaynaklarında da bundan ötürü “LUKKA” olarak geçmektedir. Herodotos’ta bu adlandırmalarla ilgili uzayıp giden açıklamalar vardır. “Solym, Tremil, Termil, Ruwku” gibi adlandırmalardan bahsediyorum. Bakınız bu saydıklarım içinde “Likya” var mı? “Luk” ışık; “Lukka” ise “ışık ülkesi” demektir. Lukka dediğimiz zaman zaferi biz kazanmış olacağız, Yunan milliyetçileri yenilgiye uğrayacaklar. Tıpkı Mustafa Kemal’in Kuzey Akdeniz’e “Ege” demeyip “Akdeniz” demesi gibi.

Bir Yunan milliyetçisi olan Herodotos, “Likya” adının nereden geldiğine dair üç farklı hikaye uydurur ya da önceden uydurulmuş hikayeleri bize aktarır:

“Atinalı Pandion’un oğlu Lykos, savaşı kaybedince Anadolu’ya Sarpedon’un yanına, Lukka’ya, gelir. Ona izafeten bölgeye “Likya” denmiştir.” der koca tarihçi. Onun bir diğer hikayesi:

“Çapkın Zeus, karısı Hera’nın dırdırından bıkmış olmalı ki tanrıça Leto’yla bir kaçamak yapar. Artık nasıl seviştilerse Hera’nın ikizleri olur: Artemis ve Apollon. (Bu iki tanrının da Yunan kültüründe bir kökeni yoktur. Bunlar da Anadolu tanrısıdır.) O ara durumu çakozlayan Zeus’un kıskanç ve şirret karısı Hera, Leto’ya “Saçını başını yolarım senin, şıllık, yelloz benim herifi baştan çıkarmaya utanmadın mı…” diye çıkışır. Leto, Hera’dan kaçar. Delos adasında çocuklarını doğurur ve bugünkü Kınık kentindeki Xantos deresine gelir. Burada ona bir kurt yol gösterir ve kurdu takip eden Leto, bugünkü Letoon denilen bölgeye gelir. Buraya yerleşir. Fakat Hera, Leto’ya ağız tadıyla bir laf sokamadığı için kafayı yer. Letoon yakınlarındaki ahali, Hera’nın “nalet” bir karı olmasından tırsar ve Leto’nun kentlerini terk etmesini ister. Leto ise kentlilere kızar ve onların hepsini kurbağaya çevirir.” (Şu anda metni okuyan kişi, fark etmişsindir, Yunan mitlerini benden iyi anlatan yok. :))

536743_10150770625826306_1330225523_n

Sadece Lukka’nın değil – Dünya’nın en muhteşem yeri APERLAİ

Jpeg

Lukka’nın en özel yerlerinden biri – SYDİMA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bugün Letoon harabelerinin içindeki pınar hala canlıdır. Ve buradaki kurbağaların sesi insana bu yüzden bir başka gelir.

Neyse, dönelim konumuza; Herodotos, bu mitolojik hikayeyi anlattıktan sonra Yunanca kurt anlamına gelen “Lykos” kelimesine ithafen bölgeye “Likya” denildiğini yazar. Herodotos ayrıca bölgenin adının “Milyas” olduğunu da yazar. Herosdotos çok şey yazar.

Ancak görüldüğü üzere bölgenin adı Luvice, Lukka’dır. Luvi Dili, Anadolu’nun otantik dili, Luviler de Anadolu’nun otantik halkıdır. Yunan falan da değillerdir. Luviler kimdir? Arkeologlar ve tarihçiler, bir ulusun kökenine inemediklerinde hep aynı şeyi söylerler: “Hint-Avrupa Halkı”. Yok öyle şey. Luviler Anadoluludur. Dilleri Hint Avrupa diline benzemez. Kendine mahsustur. Biz nasıl ki bu topraklara -çoğunluk olarak- 1071’de gelmişsek, Yunanlılar da bu topraklara sonradan gelmiş bir millettir. Yani Anadolu toprağı Helenlerin babalarının malı değildir.(Bunu yazarken bile kendi kendimi gerdiğimi fark ettim.) Ayrıca 1071’den binlerce yıl önce Türklerin Anadolu’da olduğunu arkeolojik veriler doğrulamıştır.

Luvilerin Hint-Avrupa ırkı olduğunu belirleyen ne dil ike ilgili ne de arkeolojik zerre kadar buluntu yoktur. Hitit metinlerine göre Luviler, hiçbir yerden göç etmemişlersir. Hitit metinlerine göre Luviler, Anadolu’nun otantik halkıdır demeliyiz, Hint-Avrupa değil.

Ancak Türk arkeolojisinin kurucularından, büyük arkeolog Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel, “Ege’de Akalar Sorunu” adlı bildirisinde ve Avusturyalı arkeolog Kretschmer; Girit’te, Kikladlarda, Batı Anadolu’da bulunan “Minyas” seramiğinin izlerini sürmüş ve bu seramiğin adalara Batı Anadolu’dan geçtiğini tespit etmiştir. Batı Anadolu’ya ise Türkistan’dan (Ortaasya) geçtiğini tespit etmişlerdir. Minyas seramiği Aşgabat’ta da bulunmuştur ayrıca. Bu nedenle ve başka buluntular nedeniyle Luvilerin Türkistan kökenli olduğu kesinlik kazanmıştır. Dostlar, Türkistan, yani ortaasya Türk yurdudur. Kaldı ki aşağıda sayıp döktüklerimde de bu insanlar, “Biz Türk’üz!” diye bağırmıyor mu? Bu kadar Türk izi, tesadüf olabilir mi? Yatağan’daki Karya döneminden kalan Hekate kutsal yerinde hece ölçüsü ile yazılmış bir şiir vardır. Dostlar, hece ölçüsü, Türklere özgüdür.

Neden Luvilere bu kadar değiniyorum. Çünkü Likya, Lidya ve Karya Anadolu’da MÖ 3000’lerdeki Luvilerin MÖ 1000’lerdeki ardıllarıdır. Yani aynı soyun ve kültürün devamcılarıdır.

Ayrıca Luviler, Anadolunun dil izlerine rastlanmış en eski halkıdır. Ondan önce Anadolu’da bir halk varsa da onların dili ile ilgili bir buluntu olmamıştır.

Bir de yukarıda Herodotos’un anlattığı hikayedeki “kurdun kılavuzluğu” hikayesi, TÜRK DESTANLARINA ÖZGÜ BİR MOTİFTİR. Hikayenin bu şekilde olması o zaman Anadolu’da yaşayan Türklerin bir etkisi mi yoksa sadece bir tesadüf mü bilinmez. Ya da 1071 öncesi Anadolu’da, Sümerolog Prof. Dr. Ekrem Memiş’in de dediği gibi M.Ö. 3500’lerde Türkler Anadolu’daydı. Türklerin bizzat, Yunan mitolojisine katkısı da diyebiliriz bu durumda. Herodotos’un tarihini okuyanlar bilir ki MÖ 5. yy’da yazılmış olan bu kitapta İskitlerden (Herodotos ‘Skyt’ der.) yani Türklerden sıkça söz eder.

Roma mitolojisinde Romulus ve Resmus’un bir dereye bırakılmasından sonra onları bulan dişi bir kurdun o çocukları mağarasına götürerek emzirdiğini ve koruduğunu, büyüttüğünü görüyoruz. Anadolu’da özellikle de memleketim olan Isauria topraklarındaki sikkelerin içinde en çok bulunanı Romulus ve Resmus’un kurdu emerken betimlendiği sikkelerdir. KURDUN EMZİRMESİ, BÜYÜTMESİ DE BANGIR BANGIR BİR TÜRK MİTOLOJİSİ PARÇASIDIR. Roma İmparatotluğunu kuran Etrüskler (Truva, Karia, Lykia, Lydia’nın ataları)’in Anadolu kökenli olduğu nettir. Herodotos da bunu böylece bildirir. Luvilerin Türk olduğunu söylemek için o kadar yaklaştık ki, çok az kaldı. Luvilerin Türk olduğunu söylemek neden önemli? Luvilerin Türk olması demek, tüm modern dünyanın kökenlerini dayandırdığı, övgüyle söz ettiği Hellen ve Roma kültürlerinin Türk kültürü olduğunu kabullenmek demektir. İskender’in, Augustus’un, Sezar’ın, Sarpedon’un, Artemisia’nın, Ada’nın Gyges’in, Kroisos’un… Türk olduğunu kabul etmektir.

 

LUKKALILARIN KÖKENİ (LİKYALILARIN KÖKENİ)

149359_10150770643641306_991168692_n

Semih, Bade ve Leman ve 4 günlük yol arkadaşımız… Çakıl Plajı – Andriake

Jpeg

Yağmur, Kabak Koyu’nu seyrediyor…

Şimdi size çok ilginç bir çıkarımda bulunacağım. Bu çıkarımı yapan ben değilim, George Bean. Biraz da kendi cümlelerimi de karıştırarak: Vaktiyle Anadolu’ dan Girit’e göçen Luviler, burada büyük bir medeniyet kurarlar. Bu, en parlak dönemleri 1.250 yıl süren Minos uygarlığıdır. Sonra tüm Batı Anadolu’nun, dolayısıyla Truva’nın da, ağzına eden Mikenler (Akhalar) Minos medeniyetini de yok ederler. Neyse, konuyu dağıtmayayım: Herodotos’un şu anlattığından sonra Bean’ın dediklerine geleceğim. Sarpedon Girit’te Minos’la ve ölüler dünyasının yargıcı Rhadamanthos’la hakimiyet için bir savaşa tutuşur ve savaşı kaybeder. Girit’i terk etmek zorunda kalır ve Milyas (Lukka) denilen bölgeye gelir. (Bu Sarpedon acayip adam… Büyük Ozan’ın (Homeros) İlyada’sında Truva’da Truvalıların yanında aslanlar gibi cenk ettiğini yazar.) Bean ise şöyle diyor. Girit’ten göçenlerin Anadolu’da ilk yerleştikleri yer Miletos’tur. Sonra Miletos’tan Lukka’ya, Karia’ya, Karadeniz kıyılarına gitmiş oralarda ülke veya koloni kurmuşlardır. Bean, bu halkların Miletos kökenli olmalarının göstergesi olarak da şunu öne sürer: Yer ve ulus adları: MİLyas(Lukka), kendileri için kullandıkları TreMİL, TerMİL, komşularının Lukkalılara verdiği ad olan SoLİM,  Karia’nın eski başkenti MİLasa gibi adlandırmaları verir. Bence çok mantıklı. Miletos inanılmaz bir yer zaten. Sinop’u, Trabzon’u, Samsun’u bile kendilerine koloni olarak kuranlar onlar. İlginç değil mi? Ayrıca Girit’te bulunan Faystos diski de çözüldü ve Miletos’tan bahsettiği ortaya çıktı. Geçen yıl Girit’ten bu Faystos diskinin tıpkısını satın aldım bir kendime bir de hocama. Fotoğrafını çekseydim buraya koyardım. Ya da durun internetten bir arayayım. Bulursam koyarım buraya. Az bekleyin. Hemen bakıyorum… Biraz  beklettim sanki. Ahanda buldum.

Luklar Girit kökenlidir. Giritliler de Anadolu kökenlidir. Nasıl mı? Şöyle: Anadolu’nun birçok yeri

Jpeg

Sydima’ya, Antonius’un büyük değer verdiği kente doğru…

nde bulunan seramiklerin (Karataş – Semayük kazılarında olduğu gibi – Elmalı-Antalya) Girit’te bulunanlarla aynı olması, Girit’teki ve Anadolu’daki yer adlarının aynı dilde (Luvice) olması gibi göstergeler bu tezimizi doğrular mahiyettedir. Mesela bir yer adındaki -nd-, -ss-, -nn- gibi. Karia’daki LanrauNDa, AliNDa, AlabaNDa, MiNDos, HalikarnaSSos; Lukka’daki ArNNa, TelmiSSos gibi.

1

Bu yolu yaptığın ve Türkiye’de bir çığır açtığın için teşekkürler KATE CLOW

Mehmet GÜLTEKİN yazdı.


 

KUMANYA BİLGİSİ

1. Gün kahvaltısını Qusar’da yapacağız. Xınalıq’a dönene kadar 2 kahvaltı, 2 öğle yemeği, 2 akşam yemeği için kumanya alacağız. Herkes kendi kumanyasını kendisi alacak.

 

İrtibat için:

Mehmet GÜLTEKİN 

+90 543 698 26 98

styxdiablos@hotmail.com

Buluşma Yeri: Azerbaycan Gabala Havaalanı

1. Gün – 21 Ağustos Pazar –  Havaalanından direk Bazardüzü’ne gidiş. Kamp kurulumu, dinlenme, aklimitizasyon yürüyüşü.

2. Gün – 22 Ağustos – pazartesi – Sabah 4’te zirveye hareket, 10’da zirveye varış. 12’de tekrar kamp yerine varış. Saat 13.30’da aracımızla Şahdağı kampına kadar gidiş. Kamp kurulumu.

3. Gün – 23 Ağustos Salı – Sabah 5’te Şahdağı zirve. 10’da zirveye varış, 12’de yaylaya dönüş. Araçlarımızla Xınalıq’a geçiş. Xınalıq’ta konaklama.

4. Gün – 24 Ağustos Çarşamba – Xınalıq’tan Bakü’ye hareket. Bakü’de otele yerleşme.

5. Gün – 25 Ağustos Perşembe – Bakü’de serbest zaman.Kişi başı topladığımız ücret yetersiz kaldığından Bakü’de otelde değil Azerbaycan Dağcılık Federasyonu’nun misafirhanesinde kalacağız. Bu konuda rehberimize teşekkür ederiz. En geç gece saat 23.00’da Bakü’den Gabala havalanına hareket.

6. Gün – 26 Ağustos Cuma – Yurda dönüş.

TARİH: 21 Ağustos Pazar 2016 – 27 Ağustos – Cumartesi 2016

Vize 60 günlük 10 dolardır. Havaalanında yapılıyor. Yani vize yok gibi bir şey.Buna kolaylaştırılmış vize deniyor.

Azerbaycan’ın en yüksek iki zirvesine gidiyoruz. Bu iki zirve, Büyük Kafkas Dağları silsilesindedir.
Katılımcı sayımız 16 ile sınırlıdır. Katılımcılardan alınacak kapora, her ne mazeretle olursa olsun vazgeçilmesi durumunda yanar, geri ödenmez.

Gidiş-dönüş uçuş ücretleri kişinin kendisine aittir. Bu konu ile ilgili olarak benimle irtibat kurunuz.

Dağ kazalarını kapsamamakla birlikte, sağlık hizmetlerinden faydalanmak için sağlık sigortası yaptırmak isteyenler, bu hizmeti kendileri göreceklerdir. Geçen yıl itibarı ile 1 haftalık yurt dışı sağlık sigortası bedeli 32 tl idi.

Xınalıq_(Maral_Rəhmanzadə)

Maral Rəhmanzadə’nin Hınalık resmi. Bu köyde 1 gece konaklayacağız.

xinaliqview_by_nabium-d8804nt

Hınalık – Burada köy evinde bir gece konaklayacağız.

Katılım ücreti 520 TL’dir. Azerbaycan içindeki tüm yolculuklar, 1 gece köy evi ve 1 gece Bakü’de konaklama ve Şahdağı milli parkı giriş ücreti ve Azerbaycan Dağcılık Federasyonu’nun vereceği rehber ve Şahdağı Milli PArkından alınması zorunlu her 5 kişi için rehber ücretleri dahildir.

Bazardüzü zirvesi — Kardeş Azerbaycan Cumhuriyeti’nin en yüksek zirvesi, Büyük Kafkas dağlarının Baş Kafkas silsilesinde, Rusya sınırında, Kusar ilçesindedir.

Katılımcı Listesi:

  1. Mehmet Gültekin – Bodrum
  2. Vahap Ağırtaş – Kuşadası
  3. Mehmet Fıçı – Antalya
  4. Münevver Tuncel – Kayseri
  5. Serap Ayanoğlu – Konya
  6. Mehmet Yeşil – Kayseri
  7. Mustafa Dikme – Kayseri
  8. Züleyha Akgül – İstanbul
  9. Mehmet Kocaakça – Manavgat
  10. Mehpare Ertekin Teksöz – İstanbul
  11. Engin Şahindaş – İstanbul
  12. Saygın Saner – Balıkesir
  13. Serdar Ergelen – Balıkesir
  14. Hatice Koç – Ankara
  15. İpek Açıkalın – İzmir

 

78798865

Hınalık Yolu

Azerbajiani_landscape_-_Another_version

 

306457

Hınalık Yolu

800px-Khinaliqhouse1

1 gün konaklayacağımız Hınalık Köyü

 

22118715

Hınalık Yolu 26 Ağustos 2016

500px-Quba_357