Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum o topraklara işte gidiyorum. Her şerde bir hayır vardır der ya eskiler. Çok doğru. Türsab bizleri bu kadar sıkıştırmasaydı bu kadar yurtdışı etkinliği yapıyor olmazdık. Gürcistan, Azerbaycan, Yunanistan, İran, Rusya derken şimdi Altay Cumhuriyeti’ne gidiyoruz. Keşif ekibimiz, 4 kişiden oluşuyor. Hedefimiz, 2018 yazında Türklerin Ergenekon’dan çıkışının 4647. Yılında büyük grupşarla yeniden Ergenekon Yürüyüşü yapmak. Ata toprağına binlerce yıl sonra tekrar ayak basmak, at eti yemek, kımız içmek, esriklenip ata binmek… Yakınlarımızdan aldığımız ve kendimizim tırnak, saç, yara kabuğu gibi parçalarını bir kam eşliğinde o topraklara gömmek. Böylelikle ata toprağıyla aramızda kopmaz bağlar kurmak.

11 Temmu’da Novosibirsk’e uçuyoruz. Oradan 6 saatlik bir tren yolculuğuyla Altay Krayı’nın başkenti Barnaul’a, Bijsk’e, Bijsk’ten sonra 3 saatlik karayolu yolculuğu ile Altay Cumhuriyeti topraklarına girerek başkent Gornoaltaysk’a ulaşacağız. Hedefimiz köyler. Elbette şehir yaşantısını da görmek, tanımak için gidiyoruz ama ilk hedef, içinde Rus olmayan Altay Türkü köyleri.

Eskiler der ya hep, her şerde bir hayır vardır diye… Türsab başımıza bela olduğundan beri ne Azerbaycan’ı koyduk ne Gürcistan’ı ne İran’ı ne Yunanistan’ı ne de Rusya’yı… Kumarhaneler kapatıldığı için o büyük paralar nasıl yurt dışına çıktı ve devlet bundan zarar gördüyse şimdi de ülkemizin dağcıları faaliyetlerini genellikle yurt dışında yapıyor ve devletimiz yine zarara uğruyor. Çünkü Türsab denilen kurum bu tip dağcılık faaliyetlerini de tur organizasyonu olarak gördüğünden biz dağcılara ve kulüplere cezalar kesmektedir, anayasadaki “seyahat özgürlüğü” de işe yaramaz oluyor bu durumda.

2018 yılı yazında, Türklerin Ergenekon’dan çıkışlarının 4648. Yıldönümünde, Ergenekon’dan çıkarak yayıldığımız yer olan Altay Dağları’nda “Ergenekon Yürüyüşü” yapmak. Türkologların hemfikir oldukları bir konudur, Ergenekon denilen yerin, arkeolojik veriler ışığında Türklerin en eski yurdu olan Altay Dağları ve Sayan dağlarında bulunduğudur. Belki atalarımız gibi MuTau’nu (Buzdağı – Rusçası Beluxa) aşmayacağız ama 4-5 gün süren bir Ergenekon yürüyüşünden sonra atalarımızın diyarını gezmek için bir 4-5 gün daha o topraklarsa kalacağız, Türkler için gerçek kutsal topraklarda.

At eti yiyip, kımız içip esrik olacağız. Kamlarla Tengriler Tengrisi Burkan’a (Göktanrı) kurbanlar sunacağız. Anadolu’da gelenek olarak yaşayan birçok şeyin orada hala dini birer şölen olarak yapıldığını göreceğiz.

Bu yürüyüş, Türklerin özüne dönüşünün ilk yürüyüşü olacak. O ruhu, atalar ruhunu hissederek yürüyeceğiz. Binlerce yıllık özlemden sonra o topraklara yüz süreceğiz… Toprağın altından bir ses gelecek kulaklarımıza, “Hoş geldiniz, nerede kaldınız oğullarım, kızlarım…” Hasret bitecek.