Bu yazki rotam sonunda belli oldu. Ön Türk tarihini araştırmaya, atalar tininin yanıbaşında olmaya gidiyoruz.

Önce 20 kişi ile 10 gün boyunca Kırgızistan’ı diğer bir deyişle Tanrı Dağları’nı gezeceğiz. Gezi sonuna doğru Atsız Ata (4650 mt.) zirvesine çıkacağız.Sonra 4 kişi ile birlikte Hakasya’nın başkenti Abakan’a uçup 3 gün Hakasya’da gezeceğiz.

Oradan kara yolu ile Tuva’ya geçip 3-4 gün Tuva’da kalacağız. Tuva’dan karayolu ile İrkutsk’a oradan da Buryatya’ya geçerek gezimizin asıl noktası olan Buryatya’da ulaşmış olacağız. Burada Moğolistan’dan gelen dostlarımızla buluşarak Soyot Türklerini, İrkut Türklerini (Tuvin’dirler) ve Gök Tanrı inancının izlerini arayacağız. 1 aydan fazla sürecek olan gezimizin Kırgızistan bölümü haricindeki yerler, katılımcılara kapalıdır.

 

ALTAY GÜNLÜĞÜ

30 – 31.07.2018

Mehmet Gültekin liderliğinde 19 kişilik ekiple İstanbul Atatürk Havaalanı’ndan Türkiye saati ile 14:50 de İstanbul’dan kalkan uçağımız 21.00 civarı Moskova’ya indikten sonra aktarma ikinci uçakla Novosibirsk ‘e yine TR saati ile 00:45 de iniyoruz. Ancak 4 saatlik farkla Novosibirsk ‘te saatin 04: 45 olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız:) Tolmachevo Havaalanı’nda matları sererek uyumaktan başka çaremiz olmadığını biliyoruz ancak Rusça ve İngilizce anonslar, yürüme sesleri uyumaya engel oluyor. Bu durum, kendime çay-kahve içmek için bahane oldu. Sağ olsunlar:)
Sabah ayazı fena Novosibirsk’ te. 35 derece sıcaklıktan sonra soğuk havayı hissetmek daha kıymetli oluyor benim için.
Şehir sokakları canlandıktan sonra havaalanı önünden kalkan otobüsle hostele gitmek için toparlanıyoruz. 50 dakika süren yolculuktan sonra Novosibirsk Tren İstasyonundaki meydana varıyoruz. Burada Özbek karındaşımızın küçük lokantasında yöresel ilk yemeğimizi yemiş olacağız. Benim siparişim Lakman Çorbası ( içinde parça et, sebze ve üzerinde kesilmemiş uzunca erişte var) ve Kampot (hoşaf=komposto) oluyor. Bir çorba hem çok lezzetli hem de eriştenin uzunluğu yüzünden yemesi bir o kadar eziyetli olamaz:)
Bu arada 1 yıl önce Altay keşfine gelen Şafak hepimizi şu sözle uyarıyor: “Lakman yemekten bıkacaksınız” Şafak haklıydı ancak çok yiyemesek de her lokantada Lakman çorbası ile karşılaştık.
Yemeklerimizi yedikten sonra Tren Garı emanetine 200 Ruble karşılığı eşyalarımızı bırakıyoruz. Rusya’da bilgisayar sistemlerinin ve prosedürlerin çalışanlar tarafından uygulanması bize göre çok yavaş. Mehmet Gültekin bu durumu öncesinde duyurmuştu. Kolay uyum sağlayamasak da sabretmek ve saygı duymak zorundayız.
Biysk’e gideceğimiz tren saat 18:00 de kalkacak ve tren kalkış saatine epeyce vaktimiz var. Saat 17:00’ de tekrar tren istasyonuna dönmek üzere Vahap abi, Vildan Abla, Münevver Abla ve Yaşar ile istasyon civarından çok fazla uzaklaşmadan bir kafe bulup oturuyoruz. Sırada yöresel içecekler var 😉

Tekrar tren istasyonuna döndüğümüzde bilet kesme prosedürünün hala devam ediyor olması bizi şaşırtıyor. Şafak ve Mehmet hala biletleri almakla meşguller…Rus halkı gerçekten hiç yormuyor kendini… Bu ne rahatlık yahuu!  3.5 saat süren bilet kesme işlemlerinden sonra öğreniyoruz ki bizim tren saat 22:00 de kalkacak. Sinirler gerilse de geç olsun da güç olmasın mantığı grupta hakim…Uykusuzluk ve yorgunluk direncimi zorluyor ama tembellik yaparak göreceklerimden mahrum kalmak istemiyorum. Tekrar meydana dönüyoruz. Meydanda gezinirken Olgun abi fırından aldığı sıcacık ekmeği ucundan koparıp ikram ediyor. Sıcak ekmeğin kokusu midemizin açlığını bir kez daha hissettirince Nilgün’le bir koşu markete gidiyoruz. Tabi ki sıcacık ekmeğin yanına peynir ve bal iyi gider😊 Peynir aramakla meşgulken bal arada kaynıyor ve en son krem peynir kararıyla meydana geri dönüyoruz. İçimden peynir almak bu kadar zor olmamalıydı diye söylensem de sonucundan memnunuz. Fırından yeni çıkan sıcak ekmek ve Özbek karındaşımızın lokantasından aldığımız çayla karnımın tokluğunu 1 gün süren yolculuk sonrası anca anlayabiliyorum:)

Yolculuk ve 1.5 günlük uykusuzluk durumu iyice zorluyor beni ve tekrar gara dönüyorum. Koltuklar üzerinde de uyunabilir pekala…Tren saatinin yaklaştığını başıma gelen arkadaşların seslerinden anlıyorum. 5 nolu perondan kalkan Bisky treni ile tanışıyoruz. Tren, yataklı ve bizi 11 saat süren bir yolculuk bekliyor. 4 numaralı yatağımın üst ranza olması ve tuvalet yanına denk gelmesi de ne büyük şans🙁 Alt katta yatacak olan iki Rus genç ile anlaşarak alt ranzalara yerleşiyoruz Hasan Sayın’la…
Gurubumuzda yer alan kişiler dışında yabancılarla ranza değişikliği yapmanın ne büyük hata olduğunu zor bela uyuyup da sabah 04: 00 civarı Kondüktörün dürtmesi ile idrak edebiliyoruz. Yer değişikliği yaptığımız kişiler meğer Bisyk e gitmiyorlarmış. Başka bir istasyonda iniyorlar ve onların yeri başka bir istasyondan binecek anne-kız yolcu tarafından alınıyor. Uyku sersemi yatağımı ve eşyalarımı taşımak ve yine uykuya dalmak hiç kolay olmadı.

1 AĞUSTOS 2018

Bisky’e gelmek üzereyiz ki Şafağın sesi ile uyanıyoruz. Hızlıca toparlanıyoruz. Saat sabahın 08:00’ ı.
Bisky’e adım attık. Bir aksilik var; Mehmet telefonunu Novosibirks’ te şarja bıraktığı kafede unuttuğunu Bisky’e inince hatırlıyor ve otobüsle aynı yolu tekrar gidip gelmek zorunda bırakıyor kendisini. Şafak liderliğinde Gorno – Altay’ da bulunan hostele gitmek için bizi alacak otobüsün gelmesini bekliyoruz. Otobüs şoförü emniyet kemerlerinizi takın diye uyarıyor bizleri . 2500 Ruble cezası var diye de ekliyor. Orovüsün külüstürlüğü ve medeniyet… böyle bir şey…

Gorno – Altay’da hostel işlemlerinden sonra ekip olarak Şafak liderliğinde Novosibirks Anohin Halk müzesine gidiyoruz. Giriş kişi başı 200 Ruble. Dotoğraf çekmwk için ayrıca para ödemek durumundayız. Rusyadaki tüm müzeleede durum böyle.

Hostelden müzeye 20 ruble karşılığında halk otobüsüne bindik ama kalabalıklığımız ve dil karmaşası muavinlik ve bilet kesmekle görevli kadının gözünü korkutmaya yetti. İngilizce konuşan arkadaşlarımız da anlaşamıyor çünkü Rusya’da İngilizce’yi hiç bilmiyorlar. O yüzden Rusça çeviri programı Altaylarda bulunduğumuz sürede dil problemimizi biraz da olsa kolaylaştırıyor.

Atalarımızdan izler bulacağımız ilk müze ziyaretimizi sonunda gerçekleştirebiliyoruz. Müzede görev yapan; aynı zamanda bize de Altay bölgesinde rehberlik yapacak Altaylı rehberimiz Mergen’ in bilgisi ile Atalarımızın ruhu, kullandıkları eşyaları, Altay coğrafyası, bölgede yaşayan yabani hayvanlar, Çoros Gurkin’in hegemonyaya tepkisi olan ” Altay Tablosu 2 , Ukok Prensesi’ nin gerçek ve uyarlanmış mezarını görmek, anlatılanları Türk tarihi açısından değerlendirmek iyi ki Ata yurduma gelmişim dediğim özel anlarımdan…
Müzede hediyelik eşya alabileceğiniz bir bölüm de var. Altaylı kadından; kolyeler ve burcumu sembol eden kolye; hediye stoğuma ilk aldıklarımdan…
Müzeden sonra Gorno-Altay sokaklarında geziniyoruz. Açlık başa bela. Bir cafede yemeklerimizi yedikten sonra isteyen hostele gidiyor. Hostele vardığımda kesinlikle dinlenmem şart ve kaldığımız odada 9 kadın arkadaşla kalıyoruz. Kimse gitmeden uyurum demiştim ama gündüz saatinde gürültüden yine pek mümkün olmadı…Kalan gün akşamı hostelde muhabbetle geçiyor. Saatler ilerledikçe saat farkı hepimizde etkisini gösteriyor. Gurup yorgun ve koğuş mantığıyla gecelediğimiz odalara atıyoruz kendimizi. Böylece Altaylarda ilk gecemizi Gorno-Altay’da tüketmiş oluyoruz.

2 AĞUSTOS 2018

Sabah hostelin ortak mutfağında kahvaltımızı yaptıktan sonra Altay sınırlarına doğru yola çıkmak üzere hazırlanıyoruz. Mehmet de artık aramızda…
Altaylı rehberimiz Mergen ve 3 kaptanımız Aydar, Ayastan ve Amadu da araçları ile bizleri bekliyor. Rehberlerimizin kısa bir konuşmasından sonra ekip üçe bölünüyor.
Aydar kaptanlığında yer aldığım gurubumuzun adını Türklerin önemli ongunlarından biri olan Mürküt (Kartal) koyuyoruz. Diğer iki gurubun adları ise Gök Börü ve Teke. Altay faaliyetimiz daha anlamlı olmaya mı başladı ne?
Yolda bir günlük yiyecek alışverişimizi yapıyoruz. Sonraki günlerde çadır kampında kalacağımız için gün gün alışverişlerimiz devam edecek.
İlk uğrak yerimiz Biyak’ten Gorno-Altaysk’a otobüsle gelirken de dikkat ettiğim Altay bölgesine geçişi bildiren Altay Sınır Anıtı. Anıtla fotoğraf çekimlerimiz bittikten sonra tekrar yola koyuluyoruz.
Diğer uğrak yerimiz Tataristan Tatarlarının yapmış olduğu Türk Anıtı… Gelecek nesiller için yazılmış “Nasihat Yazısı” tüylerimizi ürpertiyor. Ulu Önderimizin Gençliğe Hitabe sözleri de Altaylar’da… Ey Türk Milleti! Ne zaman özüne döneceksin? Sorguladık mı? Kesinlikle evet…

Yol üzerinde uğradığımız Mayma Köyü’nden kamp malzemesi satılan mağazadan kartuşlarımızı da alıp tekrar yola koyuluyoruz.
Çemal bölgesine yakın turistik bir köy olan Manjerok Köyü’ne uğruyoruz Şaman görmek umuduyla… Ama Şaman’ın orada olmadığını öğrenince bölgeden ayrılıyoruz.
Çemal Köyü’nde araçlardan iniyoruz. Çemal Köyü; Katun (Kadın) nehrinin dolu dizgin aktığı, tahta köprülerle araç ve yaya geçişlerin sağlandığı, hediyelik eşyaların bolca satıldığı bir yer. Burada 3 saatlik bir yürüyüş yaparak Altay bölgesinde ilk yürüyüşümüzü gerçekleştirmiş oluyoruz. Bana göre Altaylarda çeşit olarak en güzel hediyelik eşya alabileceğiniz tek yer burası.
Çemal Köyü’nden sonra bölgenin en yüksek yeri Calmungu (Seminski) Geçidi’nde duruyoruz. Altay Türķçesi’nde buranın adı Calmungu Ajutı (aşıtı)…
Ağaçlara bağlamak için calamalarımız olsa da Mergen; Ay’ın Yeni Ay konumunda olduğunu, Dolunay zamanı calama bağlamanın veya kansız kurban adamanın doğru olmayacağını ifade ediyor. Biraz buruk bölgeden ayrılıyoruz.
Havanın kararmasına yakın yağışla ve sis bulutlarının muhteşem görselliği ile geçen yolumuzun son uğrak yeri Azerbaycanlı Hüseyin Bey’in işletmeciliğini yaptığı, Ursuu Nehri kenarında bungolowların ve restorantının bulunduğu Tuyekta Köyü’ ne varıyoruz. Bungolowlarda yer olmadığı için kadınlar 3 ayrı odaya erkeklerse ayılda kalarak bir günümüzü daha bitiriyoruz.

3 AĞUSTOS 2018

Pencereden sabahın ilk ışıklarıyla doğaya bakıyorum. Doğa bu sabah çok güzel…Otlayan inekler, atlar ve beyaz domuzlar…Beyaz domuzları ilk kez görüyorum. Ursuu nehrinin sesi de odamıza doluyor. Ursuu Altay’da tersine akan tek nehirmiş, bunu da gün içerisinde öğrenmiş oldum.

Bugünkü ilk rotamız Üst-Koksa Bölgesi. Buz Prensesi’nin mezarının çıkarıldığı yer burası. Buraya 3 saat sürecek bir yolculuk süremiz var. Toplamda gün içerisinde 500 km. sürecek bir yolculuk yapacağız.
Üst-Koksa Geçidi’nde bulunan iki ayrı kutsal bölgede duruyoruz. Calama bağlayamadığımız için biraz hüzünlüyüz.
Mergen bu bölgede nam salmış bir kahramanın destanını anlatıyor.” Düşmana karşı gücü ile tanınan İnbizak isimli güreşçi, bir zaman düşmanlarının önünde bu geçitten kaçarken atı yoruluyor ve kalan yolu atını sırtına alarak devam ediyor. Yolda at izini takip ederek gelenler burada izlerin kaybolması nedeni ile şaşırıyorlar. Atın nereye gittiğini anlayamıyorlar. Destanları bol olan Altayda bu olay İnbizak Destanı olarak geçiyor.

Buradan Ekinur Köyü’ne gidiyoruz. Çitli ahşap evlerin olduğu, bahçelerinde atların ve sanki kurttan kırma gibi cüce köpeklerin olduğu çok şirin bir köy. Burada tün Rus köylerinde olduğu gibi Lenin’in anıtı da var. Gece çadır kampı yapacağımız için 3 kumanyalık alışverişimizi de buradaki köy bakkalından yapıyoruz.
Yol üzerinde benzer güzellikte köylere de uğrayarak arkeolojik çalışmalara şahit olduğumuz Denisova Mağarası’na geçiyoruz. Mağarada 300 bin yıl öncesine ait insan eşyalarına; halı, taştan yontulmuş bıçaklar, koyun kemiği, aslan, deve kuşu, mağara ayısı dişlerine ve en önemlisi de 300 bin yıllık bir çocuk parmağına rastlanmış. Rehberimiz Mehmet Gültekin arkeologlardan bilgi alıyor. Dünyada ilk insanların burada yaşadığı ve Almanya da ki arkeolojik kazılarda ortaya çıkanlarla insan özelliğinin benzer özellikler olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış. Türklerle ilgili olarak M.Ö 6-7. yy. dan ve 1.Göktürk Devleti’nin yaşam izlerine de rastlanmış. Bu mağaradan çıkanlar Novosibirsk Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Saat 19: 30’ da kamp atacağımız Ust-Kan Kasabası’na varıyoruz. Nehir kenarında doğa içinde yapılacak kamp; kamp ateşi yanmadan olmaz. Gök Tanrı inancında ateş kutsaldır. Ateşe çöp atmak, etrafında saat yönünün tersine geçmek saygısızlık olarak değerlendiriliyor.
Kaptan Ayastan bize Altay Şarkıları söylüyor. Milyon yıldızlı çadır kampımızda ruhum huzur dolu…
Gece hava 8 dereceye kadar düştü. Çadırda yazlık uyku tulumunda üşüyerek neredeyse hiç uyumadan sabahı ediyorum.

4 AĞUSTOS 2018

Saat 08: 00’ da teker döner dedik ve yola çıktık. Bugünkü ilk rotamız yine Ust-Kan Geçidi bölgesinde bulunan Kurganlar. Daha sonra Karokol Vadisi’nde Üç Enmek Ulusal Parkı girişindeki tüm dünya Türkleri adına dikilmiş Bozkurt Anıtı’na uğruyoruz. Türk’ün ongunu Bozkurt’tur. Onun için Gök Börü ile fotoğraflarımızı bol bol çekiyoruz. Özünü bilene buranın anlamı ve gururu çok başka duygular yaşatıyor. Burası aynı zamanda Türk obaları ile çevrili bir alan. Keşke bir gün kalabilseydim diye iç geçirmedim değil hani.
Sonraki rotamız Karokol Vadisi’nde bulunan Besadar Kurganları. Mergen, burada 140 adet kurganın olduğu bilgisini veriyor. Kurganların içi araştırılmak için Rudenko tarafından 1947-1948’lerde boşaltılmış veya öncesinde yağmalanmış.

Koşagaç’a giden yolumuzda Kürkeçü denilen dünyada ilk üzenginin bulunduğu yere uğruyoruz. Üzengiyi ilk bulanlar atı ilk evcilleştirenlerdir. Türk dönemlerinden kalma olduğu düşünülüyor. Buraya büyük bir üzengi dikilmiş. Burası aynı zamanda ilk Kökbörü oyun alanı ve bayram kutlamaları da burada yapılıyor.
Yine buraya yakın İnya Köyü’nde bulunan kadın-erkek ve çocuk taş heykellerinden oluşan Geyik Taşı adlı bölgeyi ziyaret ediyoruz. Gurubumuzda dilek dilemek isteyenler ne dilekleri varsa o taşa giderek dileğini tutuyor:)
Yolculuğumuz devam ederken Çuy Ağzı; biraz tepelere doğru çıkınca doyumsuz manzarası ile karşılıyor bizleri… Çuy Nehri’nin ve Katun Nehri’nin birleştiği yere Çuy Ağzı (Çuy Oozı) adını vermişler.
Hava kararmak üzere. Kamp yerine varıncaya kadar Çuy Nehri de yolda bizimle akıp gidiyor. Kamp yapacağımız yer, isteyen çadırda isteyen bungolow evlerde kalacak şekilde. Meliha Abla, Münevver Abla ve Neslihan’la bir odada 4 kişi kalmayı tercih ediyoruz. Yatmadan önce odada sobanın yaķılacağı da verilen hizmetlerden. Üşümeden, günler sonra derin bir uyku uyuyabileceğim. Elini cebine atarsan bir de sauna keyfi yapılabiliyorsun. Münevver abla ile pamuk eller cebe dedik ve saunaya attık kendimizi:) Saunalı oda içinde bir kazan içinde kaynar su bulunuyor. Fıçı içerisinde de soğuk su Çuy ırmağından sağlanıyor. Bu imkanlarla böylece duşunuzu da alabiliyorsunuz. Aslında bu sauna tipli banyolar, Rusyanın taşradaki geleneksel banyosu ve buna da “banya” diyorlar. Odanın çok küçük olması uzun süre saunada kalmayı engelliyor. 15 dakika zor dayanabildiğimi hatırlıyorum. Münevver abla benden dayanaklı çıktı:) En son gidip banyodan çıkarttım. Biraz daha dursa kurdeşen dökerdi:) Sauna sıcaklığının üzerine odada gümbür gümbür yanan soba da cabası. Kapılar pencereler açıldı haliyle. Biz istedik bir göz Tengri verdi iki göz:) Gelde uyuma şimdi.

5 AĞUSTOS 2018

Pırıl pırıl bir doğaya dinlenmiş bir şekilde uyandık, çanta hazırlıkları da tamamlanınca aynı odayı paylaştığım dipili ablalarıma kahvaltı hazırlığı benden oluyor😊 Çuy Nehri’nin sesi eşliğinde, mis gibi havada yaptığımız kahvaltı keyfimiz de bitince sobası hala yanan bungolow evimizle vedalaşıyoruz. Çadırlarında kalan arkadaşların toparlanıp eşyalarımızla bizi alması ile Altayda bir gün daha başlıyor.
Bugün Kalbaktaş’a geçeceğiz. Öncesinde Onguday var. Onguday, güney Altay’da Ergenekon olduğu düşünülen yerlerden biri olarak söyleniyor.

Kalbaktaş; Altay gezimizde önemli olan ziyaretlerimizden. Burada 1.500-13.000 yıllık atalarımızdan kalma kaya resimleri ( Petroglifler ) bulunuyor. Altaylı kadın rehberimiz Ergeçü (Erkenci) kayalara çizilen resimlerin ne ifade ettiğini Altay dili ile anlatırken ruhumdan bir parçamı burada bulduğuma bir kere daha fark ediyorum. Okunyev, Karasug, İskit, Tagar Hun, Göktürk zamanına ait nice kaya resimlerinin kimi sanki dün çizilmiş gibi netlikte kimi de tahribata uğramış haliyle duruyor.
Kayalara çizilmiş Umay Ana’ dan gelmeyi tasvir eden kadın, erkek, döl ve çocuk petrogfili M.Ö 1-2-3. YY. a ait. Türklerin ilk hayvanı geyik olduğu için geyik resmi her bir kayaya defalarca çizilmiş.
Yine başka bir kayada 1 tane pars hayvanı ve 3 tane börü var. İnsan kurda ok atıyor ve kurttan geyiği kurtarıyor. Ancak insan kafası kayaya çizilmemiş. Kurt, Türkler için önemli ve kutsal bir hayvan olduğu için Tengri yüzünü tanımasın diye insan yüzü gibi o da kayaya işlenmemiş.
Bir kayada Ay ve Ay’ın hemen altında Mars Gezegeni dahi çizilmiş. Tarih Türklerle başlar tezi Kalbaktaş’ı görenler için doğru bir tespit.
Koşağaç’ta Türk tarihine ve atalarımıza çok yakındık. Allak bullak bir ruh haliyle yeteri kadar zaman geçirdikten sonra Moğolistan sınırına doğru yola devam dedik. Aktaş’ta bir lokantada duruyoruz. Burada ilk kez kımızı tatmış oldum. Sadece 2 bardak bulunan kımız Şafağındı ancak üç yudum içebildim. Kalan kımızlar don halde olduğu için almadım.

Restorantın karşısına ana yola geçildiğinde aşağılara doğru ağaçlık alan ve ırmak bulunuyor. Burada kahve içmeden gidilmez diyorum. Duyan geliyor:) Burası aynı zamanda günlerdir duş alamayanlar için de nimet. Tabi suya giren çığlık atıyor. Neden acaba? 😊

Bir sonraki rotamız

Vplkanik bir göl olan Gayzer Gölü oluyor. Turkuaz renginde olan göle etrafında ki ağaçların yansımaları da vurmuş. Volkanik kaynamaya tanık olmak için de şansımız yaver gidiyor.
Koş-ağaç’a giderken Altay’ın zirvesi karlı dağlarını ardımızda bırakıp, sağımızda Çuy Nehri ile Mars Dağı’nın topraklarının alaca renkleri ile yolculuğumuz sürüyor. Coğrafyasına doyamadığım Han Altay’ım …

Koş-ağaç’a ulaşabildik. Koş-Ağaç; Moğol çölünün başladığı yer. Ayrıca küçük bir pazar alanı ve hediyelik mağazalar var. İşte burası benim bir koli hediye aldığım yer:)

Buradan Müslüman Kazakların yaşadığı Janaaul (jana=yana=yeni; aul=avul=aul=köy) köye uğrayıp müzelerine uğruyoruz. Müzede mürküt fotoğrafları dikkat çekici. Kazaklar 1970 yılına kadar Mürküt avcılığı yapmışlar. At fotoğrafları da çok fazla. Neden at dediğimizde;”Atlar bizim dostumuz.” diyor müzede görevli kadın.
Türk paramızdan müzeye hatıra amaçlı bağışta bulunuyorum. Arkadaşlarımız bayrağımızı ve Atatürk posterlerini müzeye bağışlıyor. Anlamlı ziyaretimizi tamamlamanın gururuyla ayrılıyoruz Kazak köyünden.

Gobi Çölü’nün etkisi başladı, toprak daha çorak. Moğol sınırının 30 km. uzağındayız. Amacımız bugün çölde kamp yapmaktı ancak hava şartları kötüye gidince çölde kamp yapmaktan vazgeçiyoruz.
Gayzer Gölü yönüne tekrar dönerek Çibit Köyü’ne yakın Çuy Nehri kenarında kamp yapmaya karar veriyoruz.
Bugün Altay ezgilerini doyasıya dinleyeceğimiz unutulmaz güzellikte bir gece olacak. Ezin Gurubu ile kamp ateşi etrafında yaşadığımız konser anı hiç bitmese dediğimiz anlardan oldu gerçekten. Böyle bir konser organizasyonu yapmak gerçekten büyük başarı. Mehmet teşekkürleri kaptı😊
09: 00’ da tekerin döneceği bilgisi de gecenin son sürprizi oldu. Çok erken kalkmadan nehir sesini doyasıya duyarak doğada uyanmanın tadı çıkacak demektir.

6 AĞUSTOS 2018

Sabah 09: 00’ da teker Ulağan için dönüyor. Ulağan’ın en yüksek tepesinde duruyoruz. Calama bağlamamız imkansız. İçimden dileğimi tutuyorum yine.
Ulağan’a vardığımızda müze ziyareti amaçlanıyor. Arkadaşların çoğu müzede ve onların müze fotoğraflarına bakarım nasılsa diye müze ziyaretinden vazgeçip bölgede dolaşmayı tercih ediyorum.
Çitlerle çevrili evleri fotoğraflarken Altaylı bir erkek bala pencereden bana el sallıyor. Çitlerin ardında ki köpeği beni görünce havlıyor, zarar vermeyeceğimden emin olunca içeri girmeme müsaade ediyor.
Altay balası ön süt dişlerini dökmüş masum gülüşü ile yakınına geldiğimde, ellerini pencereden uzatıyor bana. ilk o anı fotoğraflamak için de iznini isteyip birlikte fotoğrafımızı çekiyorum. Tertemiz gülüşünle iyi ki gördüm seni Altaylı bala. “Altay balası börü bolur,  basgan d’er yurt bolur.” (Altay balası kurt olur, bastığı yer yurt olur.)

Ulağan’dan sonra Pazırık Vadisi’ne geliyoruz. Ergenekon yürüyüşü buradan başlayacak. Vadi dağlık ve alabildiğine yemyeşil bir çayır. Sayısız kurganlar etrafında yürüyüşümüz devam ediyor. Kulaklığımda çalan Altay Ezgileri ile atalarımın yürüdüğü yollarda yürümek duygulandırıyor.
Vadi etrafında evler de var. Altay balaları at üzerinde özgürce dolaşıyor. Nasıl güzeller. Hayranlıkla onları izliyoruz. Ata binme çabam başarılı. Çocuklar ikna oluyor. Her ne kadar Özgür sırasını kaptığımı iddia etse de Mergen’e ilk ata binme isteğini ben söylemiştim.

Yürüyüşümüz devam ederken vadi sonuna doğru büyük kurgan beşlisi alanına geliyoruz. Göktürkler zamanından kalan bu kurgandan bir asker, askerin eşi ve eşyaları çıkarılmış. Burada devam eden arkeoloji çalışmalara da tanık oluyoruz. Kazılar bittikten sonra kurgan restore edilip ziyarete açılacakmış.
7 km.lik yürüyüş sonunda, havada etrafımızda döne döne uçan mürgüt karşılıyor bizi. Araçlarımıza yakınlaştığımızda son hareketi karşımıza geçip bir anda aşağıya hızlıca inip tekrar havalanıp uçması oldu. Bizimle vedalaşıyor gibiydi. Bazı anları planlasak, bu kadar anlam katamazdık sanırım.
Ergenokon Vadisi olarak geçen Katu Yarık’a gitmek için yolculuğumuz devam ediyor.
Benim için 30-40 dakika kadar süren bir yürüyüş hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. Katu Yarık tepesinden vadi boyunca yaklaşık 3 km. aşağılara inerek Ergenekon yürüyüşümüzü tamamlıyoruz. Bu yürüyüşümüz tıpkı atalarımızın yaptığı gibi ‘’Türklerin Ergenekon’a Gidişi’’ yürüyüşümüzdü.

Hava kararmadan Çulışman Nehri kenarında bungolovlarda ki kamp yerimize varıyoruz. Restorantta yeteri kadar yemek kalmayınca akşam yemeğini Vahap abi ile planlayarak sulu patates yemeği yapmaya karar veriyoruz. O ne baharattı, yaktın beni aksakallı…😌
Günün tüm yorgunluğu sauna da bitiyor ve Meliha Abla, Münevver abla ile bir geceyi daha ortak bungolow odada paylaşıyoruz:) Napıyım seviyorum Dipilileri:)

7 AĞUSTOS 2018

Katu Yaruk’ta tan ağardı. Kahvaltılarımızı yaptıktan sonra araçlarımıza yerleşiyoruz. Bugünkü rotamız Altıngöl’e ulaşmak ve gölü tekneyle geçip Artıbaş’a gitmek olacak.
Yolumuz üzerinde bulunan Uçan suları izleyerek, kısa molalarla durup fotoğraf çekerek devam ediyoruz.
Ulaşımı arazi araçları ile dahi güçlükle sağlanan Koo Köyü’ne geliyoruz. Köy manzarasını araçlarımızla izleyerek Balıkçı Köyü’ne ulaşıyoruz. Çulışman Nehri’nin geçtiği bu köyde yaklaşık 2 saat duruyoruz. Akıntısı güçlü Çuğuşman nehrinde yüzme çabamız anca diz seviyesine kadar girerek oluyor. Nehrin suyu buz gibi. Cesaret edenler girdi bile😊
Vakit tamam ve tekrar araçlara doluştuk. Tekneye binmek için kalan yol daha da bozuk. Teknenin olduğu yere gelince kaptanlarımızla ve Mergen’le vedalaşarak bu sefer tekneye doluşuyoruz. Altıngöl’ü tekne ile geçmemiz 4 saati bulacak.

Göl üzerinde ilk molamız Korbu Uçarsuyu. Cesaret edenler yine kendisini şelalenin buz gibi suyunda buluyor. Bu kadar cesaretli olmayı kim öğretti bana😊
Tekne yolculuğu Altıngöl’ün muhteşem doğası ile Artıbaş’ a vardığımızda son buluyor. Kalacağımız hostel Altıngöl manzaralı. Hostelde oda yerleşimleri bittikten sonra Artıbaş gezisine çıkıyoruz. Burada nüfus yoğunluğu daha çok Rus. Turistik bir bölgeyi Altayların himayesine bırakmaz bu Ruslar…
Gezimiz bittikten sonra hostele geri dönüyoruz. Plandığımız akşam yemeğinde geyik ya da at eti yemek vardı ama ikisini de Artıbaş’ta bulamayınca mangal menümüz dana etine dönüyor😊 Mangalcı başı yine Vahap Usta😊 Bir kez daha ellerine sağlık aksakallı, çok lezzetli bir mangaldı.
Gece biterken ertesi günü nasıl geçirileceğinin de planını yapmak gerek. Planımı Yaşar’la birlikte yapıyorum. Sabah oldu mu önce kahvaltımızı yapacağız sonra bisiklet kiralayıp Artıbaş’ ı karış karış gezerek fotoğraflarımızı çekeceğiz. Göle girebileceğimiz yerleri keşfederek günü keyifle geçireceğiz.

8 – 9 – AĞUSTOS 2018

8 Ağustos sabah 09: 00’ da planıma sadık kalarak uyanıyorum. Arkadaşların çoğu uyuyor. İlk işim Yaşar’ı arayarak uyandırmak oluyor. Hostelde kahvaltımızı yaptıktan sonra göl kenarında yürüşümüz başlıyor. Altıngöl manzaralı fotoğraflar çekerek ilerliyoruz. Göl üzerinde sallantıda duran küçük iskele dikkatimizi çekiyor. Burada fotoğraf çekme fikri benden çıkıyor. Önce Yaşar’ın fotoğrafını çekeceğim. Ben fotoğraf makinesini açmakla uğraşırken sallantıda duran üzeri yosunlu iskeleye Yaşar’ın hızlı adım atmasıyla sırt üstü çok sert bir şekilde düşmesi bir oluyor. Yanına gidiyorum ama düştüğü yerden kalkabilmesi çok kolay olmuyor. Suyun yüzeyinden çıkarıp göl kenarına çok ani hareket ettirmeden düştüğü yerden kalkmasını sağlıyorum. Omuz bölgesinde tendonlara bağlı bir ameliyat geçirmiş ve aynı yerin ağrıdığını söylüyor. Ben de kırık da olabilir diyorum. Kendisini biraz toparlayınca hostele geri dönüyoruz. Münevver abla doktor olarak kolunu askıya alarak ilk müdahaleyi yapıyor. Arkadaşımın kalan Altay gezisi günlerini, acı içinde geçireceği beni çok üzüyor. Daha kötüsü olmadığı için de tabi ki şükrediyoruz.
Altıngöl’ de kısa süre göle girmeden sonra ayrılma vakti geliyor. Buradan ayarlanan araçlarla dönüş yoluna geçiyoruz. 2 saat süren araç yolculuğumuzla tekrar Gorno-Altay’a geçiyoruz. İlk kaldığımız hostele yine yerleşiyoruz. 2 günümüz Gorno-Altay’da geçiyor. Buranın keşfini ilk geldiğimizde yapınca 2 gün benim açımdan biraz sıkıcı geçiyor.

10 AĞUSTOS 2018

2 gün geçirdiğimiz Gorno-Altay’dan ayrılma vakti geliyor. Biysk’e tekrar otobüsle dönüşe geçiyoruz. Biysk’te bir müze ziyaretimiz daha oluyor. Müzede Altaylara ait kurganlardan çıkan eşyaları, balbalları, kam davullarını görüyoruz. Kam davulları delinmiş bir şekilde sergilendiğini görünce sebebini merak ediyoruz. Kam öldüğü zaman bir başkası kullanmasın diye davul delinirmiş meğer.
Biydk’teki tren saat 20: 00’de kalkacak. Tren saatine kadar etraftaki AVM’ den karnımızı doyurmak için sandwiclik yiyeceklerimizi birkaç arkadaş ortak alıyoruz. Çayı tren garından almayı planlarken garın hemen arkasındaki küçük bir kulübe de çay yazısı ve masalar dikkatimizi çekiyor. Bir adam bizi Rusça karşılıyor ve çay olduğunu söyleyince masalara oturuyoruz. Elimizde ki yiyecekleri görünce büyükçe bir bıçak ve servis tabağı veriyor. Biz Rusça tercüme ile iletişim kurmaya çabalarken birden Türkçe konuşmaya başlıyor. Meğer Azarbaycanlı bir karındaşımızmış 😊 Türk olduğumuzu anlayınca niye Türkçe konuşmadın bizimle diye sorduğumuzda, siz Türkçe konuşmadınız ki benimle deyince gülüşüyoruz. Porselen demlikte demlenmiş 2 demlik çayı muhabbetle içiyoruz. Azerbaycanlı karındaşımız yavru halde zamanında bir şahin yavrusu bulmuş ve 10 yıldır ona bakıyormuş. Bizlere şahinin korkmaması için şimdi yapacağımı kenarda izleyin diyor. Heyecanla kenarda saklanarak olacakları izliyoruz. Bir ıslığı ile şahin geliyor ve havaya fırlatılan eti kapıp gidiyor. Vedalaştığımızda çay parasını ödemek istediğimizde ‘’Olmaz öyle, siz buraya gelmiş Türk kardeşlerimizsiniz.’’ diyor ve gözlerimiz dolu dolu oluyor. O güzel insanla vedalaşarak tren istasyonuna dönüyoruz.

Şafak’ın tabiri ile esir trenine binme vakti geldi. Ranza numaram yine aynı. 4 numarada bu sefer hiç yer değişikliğine kalkışmadan güzelce yatağımı hazırlıyorum. Bu sefer tren çok sıcak ve orta alanlarda kalanlar sıcaktan bunaldıkça kendilerini önlere atıyorlar. Şanslıyım ranzam üstte ve hemen yanımda açılabilen bir pencerem var. Özgürle iki pişti atıp, Olgun abiyle karşılıklı çay içip, ev yapımı rus votkasına doymuş bir halde artık kendimi ranzaya atıyorum.

11 – 12 – 13 AĞUSTOS 2018

Sabah 05: 00 civarı Novosibirks’e varıyoruz. İlk işimiz hostele gitmek oluyor. Gece tren yolculuğu çok konforlu geçmeyince hostele varan kendisini uykuya bırakıyor. Yeteri kadar dinlendikten sonra Vahap abi, Yaşar, Münevver, Vildan ve Meliha abla ile Novosibirks sokaklarını gezmeye çıkıyoruz. Lenin Meydanı’nda fotoğraflarımızı çekiyoruz. Dünyanın ikinci en büyük hayvanat bahçesinin de burada olduğunu öğrenince Vildan abla, Yaşar ve Vahap abi ile yaklaşık 5 km. yürüyerek hayvanat bahçesine varıyoruz. Kimi insanlar için hayvanat bahçeleri eğlence yeri gibi algılanır. Ama doğal yaşam alanlarından koparılmış hayvanların kilitli alanlarda yaşam mücadelesi beni üzüyor. Bir yandan yakından hiç görmediğim hayvanları incelemek de dikkatimi çekiyor. Burada sağanak yağmur bastırınca taksiye atlayıp tekrar Lenin Meydanı’na atıyoruz kendimizi.
Kalan günle birlikte 2 günümüz daha Novosibirks’te geçiyor. Sıkıcı geçen şehir günleri de bitince 13 günün ne çabuk geçtiğini hiç anlayamadan dönüş için Tolmachevo Havalanı’na 12 Ağustos günü gidiyoruz. 4 saat süren uçuşumuz sonrasında Türkiye saati ile 18: 30 da Moskova’ya varıyoruz.
Moskova’ dan İstanbul’a dönüş uçak saati Abdurrahman hoca ile aynı. Uçuş saatimiz guruptan önce olduğu için de hem şanslıyız hem şansızız. Şansızlığımız Moskova’ yı görmeden gitmek olacak. Ama aile hasreti de ağır bastığından Abdurrahman hocayla halimizden memnun gurubumuzla vedalaşarak ayrılıyoruz.
21:30 da Moskova’dan İstanbul’a kalkan uçak yolculuğumuz da yaklaşık 3.5 saat sürüyor ve gece 01:00 da İstanbul Atatürk Havaalanı’ndan ayrılıyoruz. Buradan otogara vardığımızda Abdurrahman hocayla otobüs saatlerimiz yine aynı oluyor ve sabah 05: 00’de O, Bodrum’ a ben Konya’ ya biriktirdiğimiz tüm güzel anılarla dönüyoruz.
Başta böyle bir etkinliği gerçekleştiren emeğine sonsuz saygı duyduğum Mehmet Gültekin’e ve birlikte 13 gün ata yurdunda paylaşımda bulunduğum tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Serap Ayanoğlu

Zirve Dağcılık –  Konya