Okunma: 79

ALTAY’DAN…

ALTAY’DAN…

PROGRAM 4 PARÇADAN OLUŞMAKTADIR.

  1. TANRI DAĞLARI GEZİSİ (750 DOLAR) (15 Mayıs – 26 Mayıs)
  2. ALTAY GEZİSİ (700 DOLAR GİBİ OLUR)
  3.  HAKASYA – TUVA GEZİSİ (700 – 800 DOLAR GİBİ OLUR.)
  4. İRKUTSK – BAYKAL GÖLÜ – BURYATYA GEZİSİ (700 – 800 DOLAR GİBİ OLUR.)

 

 

 

 

KAMP YERLEMİZDEN BİRİ…

HAKASYA’DAN…

BU BÖLÜMLERİN BİRİNE, İKİSİNE ÜÇÜNE VEYA DÖRDÜNE DE KATILABİLİRSİNİZ.

Tarihlerde ufak tefek oynamalar olacaktır.Program daha sonra ayrıntılandırılacaktır. Gitmek isteyenler şimdiden kendilerini hazırlasınlar.

İLETİŞİM: MEHMET GÜLTEKİN

          +90 543 698 2 698

TUZ YOLU YÜRÜYÜŞÜ (VİA SEBASTE ÜZERİNDEN) 

Toros transı da yapmış olacağız.

Kayda geçirilmiş 2000 türküsü ve kaşık oyunları ile ünlü Bozkır ilçesinin girişi

Bahçe sulamak için kullanılan bir su çarkı

Bilenler için… Kaptanımız meşhur Kerim olacak 🙂

YEREL YÖNETİMLERDEN DESTEK ALIP ÜCRETSİZ YAPMAK İÇİN ÇALIŞACAĞIZ. ŞİMDİYE KADAR BAŞARISIZ OLDUK. GENE DENEYECEĞİZ.


İlkçağ’da Side ve Alanya limanlarından gaz yağı, zeytinyağı yükleyen kervanlar, bu yükleri bizim bu etkinlikte yürüyeceğimiz güzergahımızı kullanarak İconium’a (Putlar kenti = Konya) getiriyor, İconium’dan ise Tuz Gölü’nden gelen tuzları yüklenerek aynı yoldan geri dönüyorlardı. Bu yolun ovaya uzak Toros Dağları bölgesi rotalarını yürüyeceğiz. Yol boyu sarnıçlar ve antik yol kalıntısı taş döşeli yollardan geçeceğiz. Dipsiz Göl’de yüzme molası vereceğiz. Kar deliklerinden kar alarak sularımızı soğutacağız.

Ladin ormanı içindeki eski yollarda yükselirken…

Heseli Köyü’nden yükselmeye başlıyoruz…

Tarih: 15 – 18 Ağustos 2019 (3 gece 4 gün) Ağustos ayı oralarda serin geçer, korkmayın.

15 Ağustos sabahı 08.30’da Konya Otogarı’nda buluşma. Uçakla gelecekler, Konya Havaalanından otogara servis var. Buradan her yarım saat başı kalkan Bozkır minibüsleri ile Bozkır ilçesine geçeceğiz. Bu konuda özel olarak bilgi vereceğim.

Yüklerimizi kamyon taşıyacak.

1. GÜN: 15 Ağustos 2019 (12 km) Dere Kasabası – Diklitaş Yaylası parkuru. İlk 5 km yatayda, geri kalan kısmı yemyeşil ladin ormanları arasından yükselerek geçecek. Diklitaş Yaylası’nda kamp.Yol üzerinde biri toprak altında biri hala ayakta iki sarnıç göreceğiz. Yerleşim olmayan yerlerdeki bu yapılar, antik Tuz Yolu’nun ilk göstergeleridir. Ayrıca bu parkurdaki eski yol kalıntıları da antik yolun üzerinde yürüdüğümüzün de göstergeleridir. Bu parkurda yaptığım son düzenlemelerden sonra parkurun bazı kısımları ilk kez yürünecektir. İşaretli rotadır.

 

3. günün zor rotasından bir kare…

3. günün zor rotasından bir kare…

2. GÜN: 16 Ağustos 2019 (14 km) Diklitaş Yaylası-Dipsiz Göl, Sultan Muğarı Yaylası, Boğazyurt Yaylası, Halkalıyazı Yaylası parkuru yürüyüşü. İşaretli rotadır. Dipsiz Göl-Sultan Muğarı Yaylası parkurunda döşeme antik yol kalıntılarından geçeceğiz. Parkurun bu kısmı, kayalarla çevrili derin vadilerden geçmektedir. İlk 7 km’si yatayda, 5 km’si çıkış, 2 km’si yatayda olacaktır.

 

3. günün zor parkurundan bir kare…

Rotanın başlangıcı, 1400’lü rakımlar, yükseldikçe orman ladine sonra ormansız alanlara dönecek.

3. GÜN: 17 Ağustos 2019 (23 km) Halkalıyazı Yaylası -Yeni Suyun Önü Yaylası parkurunu 2 ayrı gruba bölünerek yürüyeceğiz. Zor dağ geçişi rotasından ve toprak yoldan olmak üzere… Toprak yol, gerçek antik yolun geçtiği rotadır. Dağ rotası ise, oldukça zorlayıcı 15.6 km’lik bir parkurdur. Yeni Suyun Önü Yaylası’nda kamp.

 

4. GÜN: 18 Ağustos 2019 (7 km) Yeni Suyun Önü Yaylası’dan antik yol kalıntılarına dokunarak Kalandras – Çimi parkurunu yürüyeceğiz.

Çimi’den araçlarımızla Altınbeşik Mağarası’na gidip mağarada yüzme ve botla gezi yapılacaktır. Mağaranın içi göl olup tekne ve botlarla girilmektedir. Sonra Üzümdere’de alabalık molası verip Konya otogarına döneceğiz.

   

1. günün 8. km’si

2. gün rotasından. 2000’li rakımlar. Dipsiz Göl’e doğru… Yayladaki dostumuz Hüseyin Uçar öğretmenim…

 Dönüş biletlerinizi

Konya otogarından 22.00 itibarı ile…

Seydişehir otogarından 21.00 itibarı ile…

Manavgat otogarından, 21.00 itibarı ile…

Antalya otogarından, 23.00 itibarı ile alabilirler.

Gecikme durumu olacak olursa yemek iptal edilir.

3. günün kolay rotasından… Kalkantaşı Yaylası’na uzaktan bakarken… Yayla evlerini görmeye çalışın…

2200’lü rakımlarda geniş düzlükler…

Ücret: Lojistik masrafı kişi sayısına bölünerek yapılacaktır. Etkinlik için termal tişört yaptıracağız. Tişört içinde, maksimum 200 tl tutar düşüncesindeyim.

Mehmet Gültekin

0543 698 26 98

 

 

 

 

3. günün kolay rotasında antik yol kalıntıları…

3. günün kolay rotasından…

Yollardelisi logosunda kullandığım fotoğrafım… Torosları başka bir etaptan güneye doğru geçerken…

 

BU BİR DAĞCILIK FAALİYETİDİR. DAĞCILIK LİSANSI OLMAYANLAR KATILAMAZ. 

LİSANS ÇIKARMANIN BİR ŞARTI YOKTUR. ÇOK KOLAYDIR. BİZİMLE İRTİBAT KURUNUZ.

 

YOLLAR DELİSİ SADECE DÜZENLEMEYİ SAĞLAR.

 

3. günün kolay rotasında antik döşeme yol kalıntıları…

KATILIMCILARIN HER BİRİ, ETKİNLİK SIRASINDA OLUŞABİLECEK KAZA, YARALANMA, BURKULMA, KALP KRİZİ, SAKATLANMA, HAFIZA KAYBI VE HER TÜRLÜ OLUMSUZLUKTA HİÇBİR KULÜBÜ, KİŞİYİ SORUMLU TUTMAYACAĞINI VE HİÇBİR KİŞİDEN ŞİKAYETÇİ OLMAYACAĞINI OTOMATİK OLARAK KABUL EDER. BU ŞARTI KABUL ETMEYENLER, BU ETKİNLİĞE KATILAMAZ.

3. günün kolay rotasında antik döşeme yol kalıntıları…

 

       “yollardelisi” Likya Yolu Yürüyüşü

Kaş – Andriake Parkuru

Tarih : 20 Nisan 2019 – 23 Nisan 2019

Etkinliğimiz buluşma yeri olan Kaş’tan başlayacaktır.

Etkinliğin biteceği yer olan Demre’den herkes evine dönecektir.  Kamplı bir etkinliktir.

Türkiye Dağcılık Federasyonu’na bağlı Yaz ve Kış Yürüyüş Liderleri tarafından yürütüleceksiniz.

Rota otellerin bulunduğu bir rotadır. İsteyenler, ücretini ayrıca ödeyerek otellerde konaklayabilir.

1. Gün: 20 Nisan Cumartesi Kaş Merkezde buluşma. Sabah 11.00’da yürüyüş. Üzüm İskelesi’nde kamp. 18 km

2. Gün: 21 Nisan Pazar. Üzüm İskelesi, Boğazcık Köyü, Aperlai yürüyüşü. Aperlai kamp.

3. Gün: 22 Nisan Pazartesi. Aperlai, Üçağız, Simena yürüyüş. 14 km Simena kamp. Üçağızda ve Simena’da serbest zaman.

  

 

 

 

 

 

 

4. Gün: 23 Nisan Pazartesi. Kekova – Andriake yürüyüş. 14 km.

    Şartlar:

Etkinliğimiz yorulunca sızlanacak olanlara göre değildir.

Yağmur yağdı diye kızacaklara göre değildir. Yağabilir. Mayolarınız yanınızda olsun.

Etkinliğimiz kamp yerlerinde tuvalet soracak olanlara göre değildir.

Doğanın tadını çıkarmaya gidiyoruz. Muhabbeti bozacak olanlara ve olumsuzluk yayanlara göre bir etkinlik değildir.

Likya Yolu deyince aklınıza artistik pozlar gelmesin sadece. Yorulmak, terlemek, zorlanmak da gelsin.

Etkinliğimiz çadır kamplıdır.  Eşyalarımızı traktörler, tekneler, arabalar kamp yerlerine taşıyacaktır. Günlük kumanyalarla yürüyeceğiz.

Sayıya göre Yaz Yürüyüş Liderlerimizce gruplar oluşturulacaktır.

Likya Yolu’nun en çok deniz gören ve en çok denize uğrayan rotasıdır.

Tarih, doğa, deniz üçlüsü hep yanımızda olacak. Burç Koyu

Araç, tekne taşımaları, kılavuzluk, etkinlik hatırası baskılı termal tişörtler için kişi başı 300 tl gibi düşünmekteyiz. Fiyatları öğrenince size de kesin bilgiyi veririz.

                         “Birkaç gün daha yürüsek matımız çalılara sürtünmekten bitecekti” temalı sanatsal çalışmam 🙂

“yollardelisi”

Mehmet GÜLTEKİN

5436982698

Takip etmeyi ve abone olmayı unutmayınız…

Bu yazki rotam sonunda belli oldu. Ön Türk tarihini araştırmaya, atalar tininin yanıbaşında olmaya gidiyoruz.

Önce 20 kişi ile 10 gün boyunca Kırgızistan’ı diğer bir deyişle Tanrı Dağları’nı gezeceğiz. Gezi sonuna doğru Atsız Ata (4650 mt.) zirvesine çıkacağız.Sonra 4 kişi ile birlikte Hakasya’nın başkenti Abakan’a uçup 3 gün Hakasya’da gezeceğiz.

Oradan kara yolu ile Tuva’ya geçip 3-4 gün Tuva’da kalacağız. Tuva’dan karayolu ile İrkutsk’a oradan da Buryatya’ya geçerek gezimizin asıl noktası olan Buryatya’da ulaşmış olacağız. Burada Moğolistan’dan gelen dostlarımızla buluşarak Soyot Türklerini, İrkut Türklerini (Tuvin’dirler) ve Gök Tanrı inancının izlerini arayacağız. 1 aydan fazla sürecek olan gezimizin Kırgızistan bölümü haricindeki yerler, katılımcılara kapalıdır.

 

ALTAY GÜNLÜĞÜ

30 – 31.07.2018

Mehmet Gültekin liderliğinde 19 kişilik ekiple İstanbul Atatürk Havaalanı’ndan Türkiye saati ile 14:50 de İstanbul’dan kalkan uçağımız 21.00 civarı Moskova’ya indikten sonra aktarma ikinci uçakla Novosibirsk ‘e yine TR saati ile 00:45 de iniyoruz. Ancak 4 saatlik farkla Novosibirsk ‘te saatin 04: 45 olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız:) Tolmachevo Havaalanı’nda matları sererek uyumaktan başka çaremiz olmadığını biliyoruz ancak Rusça ve İngilizce anonslar, yürüme sesleri uyumaya engel oluyor. Bu durum, kendime çay-kahve içmek için bahane oldu. Sağ olsunlar:)
Sabah ayazı fena Novosibirsk’ te. 35 derece sıcaklıktan sonra soğuk havayı hissetmek daha kıymetli oluyor benim için.
Şehir sokakları canlandıktan sonra havaalanı önünden kalkan otobüsle hostele gitmek için toparlanıyoruz. 50 dakika süren yolculuktan sonra Novosibirsk Tren İstasyonundaki meydana varıyoruz. Burada Özbek karındaşımızın küçük lokantasında yöresel ilk yemeğimizi yemiş olacağız. Benim siparişim Lakman Çorbası ( içinde parça et, sebze ve üzerinde kesilmemiş uzunca erişte var) ve Kampot (hoşaf=komposto) oluyor. Bir çorba hem çok lezzetli hem de eriştenin uzunluğu yüzünden yemesi bir o kadar eziyetli olamaz:)
Bu arada 1 yıl önce Altay keşfine gelen Şafak hepimizi şu sözle uyarıyor: “Lakman yemekten bıkacaksınız” Şafak haklıydı ancak çok yiyemesek de her lokantada Lakman çorbası ile karşılaştık.
Yemeklerimizi yedikten sonra Tren Garı emanetine 200 Ruble karşılığı eşyalarımızı bırakıyoruz. Rusya’da bilgisayar sistemlerinin ve prosedürlerin çalışanlar tarafından uygulanması bize göre çok yavaş. Mehmet Gültekin bu durumu öncesinde duyurmuştu. Kolay uyum sağlayamasak da sabretmek ve saygı duymak zorundayız.
Biysk’e gideceğimiz tren saat 18:00 de kalkacak ve tren kalkış saatine epeyce vaktimiz var. Saat 17:00’ de tekrar tren istasyonuna dönmek üzere Vahap abi, Vildan Abla, Münevver Abla ve Yaşar ile istasyon civarından çok fazla uzaklaşmadan bir kafe bulup oturuyoruz. Sırada yöresel içecekler var 😉

Tekrar tren istasyonuna döndüğümüzde bilet kesme prosedürünün hala devam ediyor olması bizi şaşırtıyor. Şafak ve Mehmet hala biletleri almakla meşguller…Rus halkı gerçekten hiç yormuyor kendini… Bu ne rahatlık yahuu!  3.5 saat süren bilet kesme işlemlerinden sonra öğreniyoruz ki bizim tren saat 22:00 de kalkacak. Sinirler gerilse de geç olsun da güç olmasın mantığı grupta hakim…Uykusuzluk ve yorgunluk direncimi zorluyor ama tembellik yaparak göreceklerimden mahrum kalmak istemiyorum. Tekrar meydana dönüyoruz. Meydanda gezinirken Olgun abi fırından aldığı sıcacık ekmeği ucundan koparıp ikram ediyor. Sıcak ekmeğin kokusu midemizin açlığını bir kez daha hissettirince Nilgün’le bir koşu markete gidiyoruz. Tabi ki sıcacık ekmeğin yanına peynir ve bal iyi gider😊 Peynir aramakla meşgulken bal arada kaynıyor ve en son krem peynir kararıyla meydana geri dönüyoruz. İçimden peynir almak bu kadar zor olmamalıydı diye söylensem de sonucundan memnunuz. Fırından yeni çıkan sıcak ekmek ve Özbek karındaşımızın lokantasından aldığımız çayla karnımın tokluğunu 1 gün süren yolculuk sonrası anca anlayabiliyorum:)

Yolculuk ve 1.5 günlük uykusuzluk durumu iyice zorluyor beni ve tekrar gara dönüyorum. Koltuklar üzerinde de uyunabilir pekala…Tren saatinin yaklaştığını başıma gelen arkadaşların seslerinden anlıyorum. 5 nolu perondan kalkan Bisky treni ile tanışıyoruz. Tren, yataklı ve bizi 11 saat süren bir yolculuk bekliyor. 4 numaralı yatağımın üst ranza olması ve tuvalet yanına denk gelmesi de ne büyük şans🙁 Alt katta yatacak olan iki Rus genç ile anlaşarak alt ranzalara yerleşiyoruz Hasan Sayın’la…
Gurubumuzda yer alan kişiler dışında yabancılarla ranza değişikliği yapmanın ne büyük hata olduğunu zor bela uyuyup da sabah 04: 00 civarı Kondüktörün dürtmesi ile idrak edebiliyoruz. Yer değişikliği yaptığımız kişiler meğer Bisyk e gitmiyorlarmış. Başka bir istasyonda iniyorlar ve onların yeri başka bir istasyondan binecek anne-kız yolcu tarafından alınıyor. Uyku sersemi yatağımı ve eşyalarımı taşımak ve yine uykuya dalmak hiç kolay olmadı.

1 AĞUSTOS 2018

Bisky’e gelmek üzereyiz ki Şafağın sesi ile uyanıyoruz. Hızlıca toparlanıyoruz. Saat sabahın 08:00’ ı.
Bisky’e adım attık. Bir aksilik var; Mehmet telefonunu Novosibirks’ te şarja bıraktığı kafede unuttuğunu Bisky’e inince hatırlıyor ve otobüsle aynı yolu tekrar gidip gelmek zorunda bırakıyor kendisini. Şafak liderliğinde Gorno – Altay’ da bulunan hostele gitmek için bizi alacak otobüsün gelmesini bekliyoruz. Otobüs şoförü emniyet kemerlerinizi takın diye uyarıyor bizleri . 2500 Ruble cezası var diye de ekliyor. Orovüsün külüstürlüğü ve medeniyet… böyle bir şey…

Gorno – Altay’da hostel işlemlerinden sonra ekip olarak Şafak liderliğinde Novosibirks Anohin Halk müzesine gidiyoruz. Giriş kişi başı 200 Ruble. Dotoğraf çekmwk için ayrıca para ödemek durumundayız. Rusyadaki tüm müzeleede durum böyle.

Hostelden müzeye 20 ruble karşılığında halk otobüsüne bindik ama kalabalıklığımız ve dil karmaşası muavinlik ve bilet kesmekle görevli kadının gözünü korkutmaya yetti. İngilizce konuşan arkadaşlarımız da anlaşamıyor çünkü Rusya’da İngilizce’yi hiç bilmiyorlar. O yüzden Rusça çeviri programı Altaylarda bulunduğumuz sürede dil problemimizi biraz da olsa kolaylaştırıyor.

Atalarımızdan izler bulacağımız ilk müze ziyaretimizi sonunda gerçekleştirebiliyoruz. Müzede görev yapan; aynı zamanda bize de Altay bölgesinde rehberlik yapacak Altaylı rehberimiz Mergen’ in bilgisi ile Atalarımızın ruhu, kullandıkları eşyaları, Altay coğrafyası, bölgede yaşayan yabani hayvanlar, Çoros Gurkin’in hegemonyaya tepkisi olan ” Altay Tablosu 2 , Ukok Prensesi’ nin gerçek ve uyarlanmış mezarını görmek, anlatılanları Türk tarihi açısından değerlendirmek iyi ki Ata yurduma gelmişim dediğim özel anlarımdan…
Müzede hediyelik eşya alabileceğiniz bir bölüm de var. Altaylı kadından; kolyeler ve burcumu sembol eden kolye; hediye stoğuma ilk aldıklarımdan…
Müzeden sonra Gorno-Altay sokaklarında geziniyoruz. Açlık başa bela. Bir cafede yemeklerimizi yedikten sonra isteyen hostele gidiyor. Hostele vardığımda kesinlikle dinlenmem şart ve kaldığımız odada 9 kadın arkadaşla kalıyoruz. Kimse gitmeden uyurum demiştim ama gündüz saatinde gürültüden yine pek mümkün olmadı…Kalan gün akşamı hostelde muhabbetle geçiyor. Saatler ilerledikçe saat farkı hepimizde etkisini gösteriyor. Gurup yorgun ve koğuş mantığıyla gecelediğimiz odalara atıyoruz kendimizi. Böylece Altaylarda ilk gecemizi Gorno-Altay’da tüketmiş oluyoruz.

2 AĞUSTOS 2018

Sabah hostelin ortak mutfağında kahvaltımızı yaptıktan sonra Altay sınırlarına doğru yola çıkmak üzere hazırlanıyoruz. Mehmet de artık aramızda…
Altaylı rehberimiz Mergen ve 3 kaptanımız Aydar, Ayastan ve Amadu da araçları ile bizleri bekliyor. Rehberlerimizin kısa bir konuşmasından sonra ekip üçe bölünüyor.
Aydar kaptanlığında yer aldığım gurubumuzun adını Türklerin önemli ongunlarından biri olan Mürküt (Kartal) koyuyoruz. Diğer iki gurubun adları ise Gök Börü ve Teke. Altay faaliyetimiz daha anlamlı olmaya mı başladı ne?
Yolda bir günlük yiyecek alışverişimizi yapıyoruz. Sonraki günlerde çadır kampında kalacağımız için gün gün alışverişlerimiz devam edecek.
İlk uğrak yerimiz Biyak’ten Gorno-Altaysk’a otobüsle gelirken de dikkat ettiğim Altay bölgesine geçişi bildiren Altay Sınır Anıtı. Anıtla fotoğraf çekimlerimiz bittikten sonra tekrar yola koyuluyoruz.
Diğer uğrak yerimiz Tataristan Tatarlarının yapmış olduğu Türk Anıtı… Gelecek nesiller için yazılmış “Nasihat Yazısı” tüylerimizi ürpertiyor. Ulu Önderimizin Gençliğe Hitabe sözleri de Altaylar’da… Ey Türk Milleti! Ne zaman özüne döneceksin? Sorguladık mı? Kesinlikle evet…

Yol üzerinde uğradığımız Mayma Köyü’nden kamp malzemesi satılan mağazadan kartuşlarımızı da alıp tekrar yola koyuluyoruz.
Çemal bölgesine yakın turistik bir köy olan Manjerok Köyü’ne uğruyoruz Şaman görmek umuduyla… Ama Şaman’ın orada olmadığını öğrenince bölgeden ayrılıyoruz.
Çemal Köyü’nde araçlardan iniyoruz. Çemal Köyü; Katun (Kadın) nehrinin dolu dizgin aktığı, tahta köprülerle araç ve yaya geçişlerin sağlandığı, hediyelik eşyaların bolca satıldığı bir yer. Burada 3 saatlik bir yürüyüş yaparak Altay bölgesinde ilk yürüyüşümüzü gerçekleştirmiş oluyoruz. Bana göre Altaylarda çeşit olarak en güzel hediyelik eşya alabileceğiniz tek yer burası.
Çemal Köyü’nden sonra bölgenin en yüksek yeri Calmungu (Seminski) Geçidi’nde duruyoruz. Altay Türķçesi’nde buranın adı Calmungu Ajutı (aşıtı)…
Ağaçlara bağlamak için calamalarımız olsa da Mergen; Ay’ın Yeni Ay konumunda olduğunu, Dolunay zamanı calama bağlamanın veya kansız kurban adamanın doğru olmayacağını ifade ediyor. Biraz buruk bölgeden ayrılıyoruz.
Havanın kararmasına yakın yağışla ve sis bulutlarının muhteşem görselliği ile geçen yolumuzun son uğrak yeri Azerbaycanlı Hüseyin Bey’in işletmeciliğini yaptığı, Ursuu Nehri kenarında bungolowların ve restorantının bulunduğu Tuyekta Köyü’ ne varıyoruz. Bungolowlarda yer olmadığı için kadınlar 3 ayrı odaya erkeklerse ayılda kalarak bir günümüzü daha bitiriyoruz.

3 AĞUSTOS 2018

Pencereden sabahın ilk ışıklarıyla doğaya bakıyorum. Doğa bu sabah çok güzel…Otlayan inekler, atlar ve beyaz domuzlar…Beyaz domuzları ilk kez görüyorum. Ursuu nehrinin sesi de odamıza doluyor. Ursuu Altay’da tersine akan tek nehirmiş, bunu da gün içerisinde öğrenmiş oldum.

Bugünkü ilk rotamız Üst-Koksa Bölgesi. Buz Prensesi’nin mezarının çıkarıldığı yer burası. Buraya 3 saat sürecek bir yolculuk süremiz var. Toplamda gün içerisinde 500 km. sürecek bir yolculuk yapacağız.
Üst-Koksa Geçidi’nde bulunan iki ayrı kutsal bölgede duruyoruz. Calama bağlayamadığımız için biraz hüzünlüyüz.
Mergen bu bölgede nam salmış bir kahramanın destanını anlatıyor.” Düşmana karşı gücü ile tanınan İnbizak isimli güreşçi, bir zaman düşmanlarının önünde bu geçitten kaçarken atı yoruluyor ve kalan yolu atını sırtına alarak devam ediyor. Yolda at izini takip ederek gelenler burada izlerin kaybolması nedeni ile şaşırıyorlar. Atın nereye gittiğini anlayamıyorlar. Destanları bol olan Altayda bu olay İnbizak Destanı olarak geçiyor.

Buradan Ekinur Köyü’ne gidiyoruz. Çitli ahşap evlerin olduğu, bahçelerinde atların ve sanki kurttan kırma gibi cüce köpeklerin olduğu çok şirin bir köy. Burada tün Rus köylerinde olduğu gibi Lenin’in anıtı da var. Gece çadır kampı yapacağımız için 3 kumanyalık alışverişimizi de buradaki köy bakkalından yapıyoruz.
Yol üzerinde benzer güzellikte köylere de uğrayarak arkeolojik çalışmalara şahit olduğumuz Denisova Mağarası’na geçiyoruz. Mağarada 300 bin yıl öncesine ait insan eşyalarına; halı, taştan yontulmuş bıçaklar, koyun kemiği, aslan, deve kuşu, mağara ayısı dişlerine ve en önemlisi de 300 bin yıllık bir çocuk parmağına rastlanmış. Rehberimiz Mehmet Gültekin arkeologlardan bilgi alıyor. Dünyada ilk insanların burada yaşadığı ve Almanya da ki arkeolojik kazılarda ortaya çıkanlarla insan özelliğinin benzer özellikler olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış. Türklerle ilgili olarak M.Ö 6-7. yy. dan ve 1.Göktürk Devleti’nin yaşam izlerine de rastlanmış. Bu mağaradan çıkanlar Novosibirsk Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Saat 19: 30’ da kamp atacağımız Ust-Kan Kasabası’na varıyoruz. Nehir kenarında doğa içinde yapılacak kamp; kamp ateşi yanmadan olmaz. Gök Tanrı inancında ateş kutsaldır. Ateşe çöp atmak, etrafında saat yönünün tersine geçmek saygısızlık olarak değerlendiriliyor.
Kaptan Ayastan bize Altay Şarkıları söylüyor. Milyon yıldızlı çadır kampımızda ruhum huzur dolu…
Gece hava 8 dereceye kadar düştü. Çadırda yazlık uyku tulumunda üşüyerek neredeyse hiç uyumadan sabahı ediyorum.

4 AĞUSTOS 2018

Saat 08: 00’ da teker döner dedik ve yola çıktık. Bugünkü ilk rotamız yine Ust-Kan Geçidi bölgesinde bulunan Kurganlar. Daha sonra Karokol Vadisi’nde Üç Enmek Ulusal Parkı girişindeki tüm dünya Türkleri adına dikilmiş Bozkurt Anıtı’na uğruyoruz. Türk’ün ongunu Bozkurt’tur. Onun için Gök Börü ile fotoğraflarımızı bol bol çekiyoruz. Özünü bilene buranın anlamı ve gururu çok başka duygular yaşatıyor. Burası aynı zamanda Türk obaları ile çevrili bir alan. Keşke bir gün kalabilseydim diye iç geçirmedim değil hani.
Sonraki rotamız Karokol Vadisi’nde bulunan Besadar Kurganları. Mergen, burada 140 adet kurganın olduğu bilgisini veriyor. Kurganların içi araştırılmak için Rudenko tarafından 1947-1948’lerde boşaltılmış veya öncesinde yağmalanmış.

Koşagaç’a giden yolumuzda Kürkeçü denilen dünyada ilk üzenginin bulunduğu yere uğruyoruz. Üzengiyi ilk bulanlar atı ilk evcilleştirenlerdir. Türk dönemlerinden kalma olduğu düşünülüyor. Buraya büyük bir üzengi dikilmiş. Burası aynı zamanda ilk Kökbörü oyun alanı ve bayram kutlamaları da burada yapılıyor.
Yine buraya yakın İnya Köyü’nde bulunan kadın-erkek ve çocuk taş heykellerinden oluşan Geyik Taşı adlı bölgeyi ziyaret ediyoruz. Gurubumuzda dilek dilemek isteyenler ne dilekleri varsa o taşa giderek dileğini tutuyor:)
Yolculuğumuz devam ederken Çuy Ağzı; biraz tepelere doğru çıkınca doyumsuz manzarası ile karşılıyor bizleri… Çuy Nehri’nin ve Katun Nehri’nin birleştiği yere Çuy Ağzı (Çuy Oozı) adını vermişler.
Hava kararmak üzere. Kamp yerine varıncaya kadar Çuy Nehri de yolda bizimle akıp gidiyor. Kamp yapacağımız yer, isteyen çadırda isteyen bungolow evlerde kalacak şekilde. Meliha Abla, Münevver Abla ve Neslihan’la bir odada 4 kişi kalmayı tercih ediyoruz. Yatmadan önce odada sobanın yaķılacağı da verilen hizmetlerden. Üşümeden, günler sonra derin bir uyku uyuyabileceğim. Elini cebine atarsan bir de sauna keyfi yapılabiliyorsun. Münevver abla ile pamuk eller cebe dedik ve saunaya attık kendimizi:) Saunalı oda içinde bir kazan içinde kaynar su bulunuyor. Fıçı içerisinde de soğuk su Çuy ırmağından sağlanıyor. Bu imkanlarla böylece duşunuzu da alabiliyorsunuz. Aslında bu sauna tipli banyolar, Rusyanın taşradaki geleneksel banyosu ve buna da “banya” diyorlar. Odanın çok küçük olması uzun süre saunada kalmayı engelliyor. 15 dakika zor dayanabildiğimi hatırlıyorum. Münevver abla benden dayanaklı çıktı:) En son gidip banyodan çıkarttım. Biraz daha dursa kurdeşen dökerdi:) Sauna sıcaklığının üzerine odada gümbür gümbür yanan soba da cabası. Kapılar pencereler açıldı haliyle. Biz istedik bir göz Tengri verdi iki göz:) Gelde uyuma şimdi.

5 AĞUSTOS 2018

Pırıl pırıl bir doğaya dinlenmiş bir şekilde uyandık, çanta hazırlıkları da tamamlanınca aynı odayı paylaştığım dipili ablalarıma kahvaltı hazırlığı benden oluyor😊 Çuy Nehri’nin sesi eşliğinde, mis gibi havada yaptığımız kahvaltı keyfimiz de bitince sobası hala yanan bungolow evimizle vedalaşıyoruz. Çadırlarında kalan arkadaşların toparlanıp eşyalarımızla bizi alması ile Altayda bir gün daha başlıyor.
Bugün Kalbaktaş’a geçeceğiz. Öncesinde Onguday var. Onguday, güney Altay’da Ergenekon olduğu düşünülen yerlerden biri olarak söyleniyor.

Kalbaktaş; Altay gezimizde önemli olan ziyaretlerimizden. Burada 1.500-13.000 yıllık atalarımızdan kalma kaya resimleri ( Petroglifler ) bulunuyor. Altaylı kadın rehberimiz Ergeçü (Erkenci) kayalara çizilen resimlerin ne ifade ettiğini Altay dili ile anlatırken ruhumdan bir parçamı burada bulduğuma bir kere daha fark ediyorum. Okunyev, Karasug, İskit, Tagar Hun, Göktürk zamanına ait nice kaya resimlerinin kimi sanki dün çizilmiş gibi netlikte kimi de tahribata uğramış haliyle duruyor.
Kayalara çizilmiş Umay Ana’ dan gelmeyi tasvir eden kadın, erkek, döl ve çocuk petrogfili M.Ö 1-2-3. YY. a ait. Türklerin ilk hayvanı geyik olduğu için geyik resmi her bir kayaya defalarca çizilmiş.
Yine başka bir kayada 1 tane pars hayvanı ve 3 tane börü var. İnsan kurda ok atıyor ve kurttan geyiği kurtarıyor. Ancak insan kafası kayaya çizilmemiş. Kurt, Türkler için önemli ve kutsal bir hayvan olduğu için Tengri yüzünü tanımasın diye insan yüzü gibi o da kayaya işlenmemiş.
Bir kayada Ay ve Ay’ın hemen altında Mars Gezegeni dahi çizilmiş. Tarih Türklerle başlar tezi Kalbaktaş’ı görenler için doğru bir tespit.
Koşağaç’ta Türk tarihine ve atalarımıza çok yakındık. Allak bullak bir ruh haliyle yeteri kadar zaman geçirdikten sonra Moğolistan sınırına doğru yola devam dedik. Aktaş’ta bir lokantada duruyoruz. Burada ilk kez kımızı tatmış oldum. Sadece 2 bardak bulunan kımız Şafağındı ancak üç yudum içebildim. Kalan kımızlar don halde olduğu için almadım.

Restorantın karşısına ana yola geçildiğinde aşağılara doğru ağaçlık alan ve ırmak bulunuyor. Burada kahve içmeden gidilmez diyorum. Duyan geliyor:) Burası aynı zamanda günlerdir duş alamayanlar için de nimet. Tabi suya giren çığlık atıyor. Neden acaba? 😊

Bir sonraki rotamız

Vplkanik bir göl olan Gayzer Gölü oluyor. Turkuaz renginde olan göle etrafında ki ağaçların yansımaları da vurmuş. Volkanik kaynamaya tanık olmak için de şansımız yaver gidiyor.
Koş-ağaç’a giderken Altay’ın zirvesi karlı dağlarını ardımızda bırakıp, sağımızda Çuy Nehri ile Mars Dağı’nın topraklarının alaca renkleri ile yolculuğumuz sürüyor. Coğrafyasına doyamadığım Han Altay’ım …

Koş-ağaç’a ulaşabildik. Koş-Ağaç; Moğol çölünün başladığı yer. Ayrıca küçük bir pazar alanı ve hediyelik mağazalar var. İşte burası benim bir koli hediye aldığım yer:)

Buradan Müslüman Kazakların yaşadığı Janaaul (jana=yana=yeni; aul=avul=aul=köy) köye uğrayıp müzelerine uğruyoruz. Müzede mürküt fotoğrafları dikkat çekici. Kazaklar 1970 yılına kadar Mürküt avcılığı yapmışlar. At fotoğrafları da çok fazla. Neden at dediğimizde;”Atlar bizim dostumuz.” diyor müzede görevli kadın.
Türk paramızdan müzeye hatıra amaçlı bağışta bulunuyorum. Arkadaşlarımız bayrağımızı ve Atatürk posterlerini müzeye bağışlıyor. Anlamlı ziyaretimizi tamamlamanın gururuyla ayrılıyoruz Kazak köyünden.

Gobi Çölü’nün etkisi başladı, toprak daha çorak. Moğol sınırının 30 km. uzağındayız. Amacımız bugün çölde kamp yapmaktı ancak hava şartları kötüye gidince çölde kamp yapmaktan vazgeçiyoruz.
Gayzer Gölü yönüne tekrar dönerek Çibit Köyü’ne yakın Çuy Nehri kenarında kamp yapmaya karar veriyoruz.
Bugün Altay ezgilerini doyasıya dinleyeceğimiz unutulmaz güzellikte bir gece olacak. Ezin Gurubu ile kamp ateşi etrafında yaşadığımız konser anı hiç bitmese dediğimiz anlardan oldu gerçekten. Böyle bir konser organizasyonu yapmak gerçekten büyük başarı. Mehmet teşekkürleri kaptı😊
09: 00’ da tekerin döneceği bilgisi de gecenin son sürprizi oldu. Çok erken kalkmadan nehir sesini doyasıya duyarak doğada uyanmanın tadı çıkacak demektir.

6 AĞUSTOS 2018

Sabah 09: 00’ da teker Ulağan için dönüyor. Ulağan’ın en yüksek tepesinde duruyoruz. Calama bağlamamız imkansız. İçimden dileğimi tutuyorum yine.
Ulağan’a vardığımızda müze ziyareti amaçlanıyor. Arkadaşların çoğu müzede ve onların müze fotoğraflarına bakarım nasılsa diye müze ziyaretinden vazgeçip bölgede dolaşmayı tercih ediyorum.
Çitlerle çevrili evleri fotoğraflarken Altaylı bir erkek bala pencereden bana el sallıyor. Çitlerin ardında ki köpeği beni görünce havlıyor, zarar vermeyeceğimden emin olunca içeri girmeme müsaade ediyor.
Altay balası ön süt dişlerini dökmüş masum gülüşü ile yakınına geldiğimde, ellerini pencereden uzatıyor bana. ilk o anı fotoğraflamak için de iznini isteyip birlikte fotoğrafımızı çekiyorum. Tertemiz gülüşünle iyi ki gördüm seni Altaylı bala. “Altay balası börü bolur,  basgan d’er yurt bolur.” (Altay balası kurt olur, bastığı yer yurt olur.)

Ulağan’dan sonra Pazırık Vadisi’ne geliyoruz. Ergenekon yürüyüşü buradan başlayacak. Vadi dağlık ve alabildiğine yemyeşil bir çayır. Sayısız kurganlar etrafında yürüyüşümüz devam ediyor. Kulaklığımda çalan Altay Ezgileri ile atalarımın yürüdüğü yollarda yürümek duygulandırıyor.
Vadi etrafında evler de var. Altay balaları at üzerinde özgürce dolaşıyor. Nasıl güzeller. Hayranlıkla onları izliyoruz. Ata binme çabam başarılı. Çocuklar ikna oluyor. Her ne kadar Özgür sırasını kaptığımı iddia etse de Mergen’e ilk ata binme isteğini ben söylemiştim.

Yürüyüşümüz devam ederken vadi sonuna doğru büyük kurgan beşlisi alanına geliyoruz. Göktürkler zamanından kalan bu kurgandan bir asker, askerin eşi ve eşyaları çıkarılmış. Burada devam eden arkeoloji çalışmalara da tanık oluyoruz. Kazılar bittikten sonra kurgan restore edilip ziyarete açılacakmış.
7 km.lik yürüyüş sonunda, havada etrafımızda döne döne uçan mürgüt karşılıyor bizi. Araçlarımıza yakınlaştığımızda son hareketi karşımıza geçip bir anda aşağıya hızlıca inip tekrar havalanıp uçması oldu. Bizimle vedalaşıyor gibiydi. Bazı anları planlasak, bu kadar anlam katamazdık sanırım.
Ergenokon Vadisi olarak geçen Katu Yarık’a gitmek için yolculuğumuz devam ediyor.
Benim için 30-40 dakika kadar süren bir yürüyüş hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. Katu Yarık tepesinden vadi boyunca yaklaşık 3 km. aşağılara inerek Ergenekon yürüyüşümüzü tamamlıyoruz. Bu yürüyüşümüz tıpkı atalarımızın yaptığı gibi ‘’Türklerin Ergenekon’a Gidişi’’ yürüyüşümüzdü.

Hava kararmadan Çulışman Nehri kenarında bungolovlarda ki kamp yerimize varıyoruz. Restorantta yeteri kadar yemek kalmayınca akşam yemeğini Vahap abi ile planlayarak sulu patates yemeği yapmaya karar veriyoruz. O ne baharattı, yaktın beni aksakallı…😌
Günün tüm yorgunluğu sauna da bitiyor ve Meliha Abla, Münevver abla ile bir geceyi daha ortak bungolow odada paylaşıyoruz:) Napıyım seviyorum Dipilileri:)

7 AĞUSTOS 2018

Katu Yaruk’ta tan ağardı. Kahvaltılarımızı yaptıktan sonra araçlarımıza yerleşiyoruz. Bugünkü rotamız Altıngöl’e ulaşmak ve gölü tekneyle geçip Artıbaş’a gitmek olacak.
Yolumuz üzerinde bulunan Uçan suları izleyerek, kısa molalarla durup fotoğraf çekerek devam ediyoruz.
Ulaşımı arazi araçları ile dahi güçlükle sağlanan Koo Köyü’ne geliyoruz. Köy manzarasını araçlarımızla izleyerek Balıkçı Köyü’ne ulaşıyoruz. Çulışman Nehri’nin geçtiği bu köyde yaklaşık 2 saat duruyoruz. Akıntısı güçlü Çuğuşman nehrinde yüzme çabamız anca diz seviyesine kadar girerek oluyor. Nehrin suyu buz gibi. Cesaret edenler girdi bile😊
Vakit tamam ve tekrar araçlara doluştuk. Tekneye binmek için kalan yol daha da bozuk. Teknenin olduğu yere gelince kaptanlarımızla ve Mergen’le vedalaşarak bu sefer tekneye doluşuyoruz. Altıngöl’ü tekne ile geçmemiz 4 saati bulacak.

Göl üzerinde ilk molamız Korbu Uçarsuyu. Cesaret edenler yine kendisini şelalenin buz gibi suyunda buluyor. Bu kadar cesaretli olmayı kim öğretti bana😊
Tekne yolculuğu Altıngöl’ün muhteşem doğası ile Artıbaş’ a vardığımızda son buluyor. Kalacağımız hostel Altıngöl manzaralı. Hostelde oda yerleşimleri bittikten sonra Artıbaş gezisine çıkıyoruz. Burada nüfus yoğunluğu daha çok Rus. Turistik bir bölgeyi Altayların himayesine bırakmaz bu Ruslar…
Gezimiz bittikten sonra hostele geri dönüyoruz. Plandığımız akşam yemeğinde geyik ya da at eti yemek vardı ama ikisini de Artıbaş’ta bulamayınca mangal menümüz dana etine dönüyor😊 Mangalcı başı yine Vahap Usta😊 Bir kez daha ellerine sağlık aksakallı, çok lezzetli bir mangaldı.
Gece biterken ertesi günü nasıl geçirileceğinin de planını yapmak gerek. Planımı Yaşar’la birlikte yapıyorum. Sabah oldu mu önce kahvaltımızı yapacağız sonra bisiklet kiralayıp Artıbaş’ ı karış karış gezerek fotoğraflarımızı çekeceğiz. Göle girebileceğimiz yerleri keşfederek günü keyifle geçireceğiz.

8 – 9 – AĞUSTOS 2018

8 Ağustos sabah 09: 00’ da planıma sadık kalarak uyanıyorum. Arkadaşların çoğu uyuyor. İlk işim Yaşar’ı arayarak uyandırmak oluyor. Hostelde kahvaltımızı yaptıktan sonra göl kenarında yürüşümüz başlıyor. Altıngöl manzaralı fotoğraflar çekerek ilerliyoruz. Göl üzerinde sallantıda duran küçük iskele dikkatimizi çekiyor. Burada fotoğraf çekme fikri benden çıkıyor. Önce Yaşar’ın fotoğrafını çekeceğim. Ben fotoğraf makinesini açmakla uğraşırken sallantıda duran üzeri yosunlu iskeleye Yaşar’ın hızlı adım atmasıyla sırt üstü çok sert bir şekilde düşmesi bir oluyor. Yanına gidiyorum ama düştüğü yerden kalkabilmesi çok kolay olmuyor. Suyun yüzeyinden çıkarıp göl kenarına çok ani hareket ettirmeden düştüğü yerden kalkmasını sağlıyorum. Omuz bölgesinde tendonlara bağlı bir ameliyat geçirmiş ve aynı yerin ağrıdığını söylüyor. Ben de kırık da olabilir diyorum. Kendisini biraz toparlayınca hostele geri dönüyoruz. Münevver abla doktor olarak kolunu askıya alarak ilk müdahaleyi yapıyor. Arkadaşımın kalan Altay gezisi günlerini, acı içinde geçireceği beni çok üzüyor. Daha kötüsü olmadığı için de tabi ki şükrediyoruz.
Altıngöl’ de kısa süre göle girmeden sonra ayrılma vakti geliyor. Buradan ayarlanan araçlarla dönüş yoluna geçiyoruz. 2 saat süren araç yolculuğumuzla tekrar Gorno-Altay’a geçiyoruz. İlk kaldığımız hostele yine yerleşiyoruz. 2 günümüz Gorno-Altay’da geçiyor. Buranın keşfini ilk geldiğimizde yapınca 2 gün benim açımdan biraz sıkıcı geçiyor.

10 AĞUSTOS 2018

2 gün geçirdiğimiz Gorno-Altay’dan ayrılma vakti geliyor. Biysk’e tekrar otobüsle dönüşe geçiyoruz. Biysk’te bir müze ziyaretimiz daha oluyor. Müzede Altaylara ait kurganlardan çıkan eşyaları, balbalları, kam davullarını görüyoruz. Kam davulları delinmiş bir şekilde sergilendiğini görünce sebebini merak ediyoruz. Kam öldüğü zaman bir başkası kullanmasın diye davul delinirmiş meğer.
Biydk’teki tren saat 20: 00’de kalkacak. Tren saatine kadar etraftaki AVM’ den karnımızı doyurmak için sandwiclik yiyeceklerimizi birkaç arkadaş ortak alıyoruz. Çayı tren garından almayı planlarken garın hemen arkasındaki küçük bir kulübe de çay yazısı ve masalar dikkatimizi çekiyor. Bir adam bizi Rusça karşılıyor ve çay olduğunu söyleyince masalara oturuyoruz. Elimizde ki yiyecekleri görünce büyükçe bir bıçak ve servis tabağı veriyor. Biz Rusça tercüme ile iletişim kurmaya çabalarken birden Türkçe konuşmaya başlıyor. Meğer Azarbaycanlı bir karındaşımızmış 😊 Türk olduğumuzu anlayınca niye Türkçe konuşmadın bizimle diye sorduğumuzda, siz Türkçe konuşmadınız ki benimle deyince gülüşüyoruz. Porselen demlikte demlenmiş 2 demlik çayı muhabbetle içiyoruz. Azerbaycanlı karındaşımız yavru halde zamanında bir şahin yavrusu bulmuş ve 10 yıldır ona bakıyormuş. Bizlere şahinin korkmaması için şimdi yapacağımı kenarda izleyin diyor. Heyecanla kenarda saklanarak olacakları izliyoruz. Bir ıslığı ile şahin geliyor ve havaya fırlatılan eti kapıp gidiyor. Vedalaştığımızda çay parasını ödemek istediğimizde ‘’Olmaz öyle, siz buraya gelmiş Türk kardeşlerimizsiniz.’’ diyor ve gözlerimiz dolu dolu oluyor. O güzel insanla vedalaşarak tren istasyonuna dönüyoruz.

Şafak’ın tabiri ile esir trenine binme vakti geldi. Ranza numaram yine aynı. 4 numarada bu sefer hiç yer değişikliğine kalkışmadan güzelce yatağımı hazırlıyorum. Bu sefer tren çok sıcak ve orta alanlarda kalanlar sıcaktan bunaldıkça kendilerini önlere atıyorlar. Şanslıyım ranzam üstte ve hemen yanımda açılabilen bir pencerem var. Özgürle iki pişti atıp, Olgun abiyle karşılıklı çay içip, ev yapımı rus votkasına doymuş bir halde artık kendimi ranzaya atıyorum.

11 – 12 – 13 AĞUSTOS 2018

Sabah 05: 00 civarı Novosibirks’e varıyoruz. İlk işimiz hostele gitmek oluyor. Gece tren yolculuğu çok konforlu geçmeyince hostele varan kendisini uykuya bırakıyor. Yeteri kadar dinlendikten sonra Vahap abi, Yaşar, Münevver, Vildan ve Meliha abla ile Novosibirks sokaklarını gezmeye çıkıyoruz. Lenin Meydanı’nda fotoğraflarımızı çekiyoruz. Dünyanın ikinci en büyük hayvanat bahçesinin de burada olduğunu öğrenince Vildan abla, Yaşar ve Vahap abi ile yaklaşık 5 km. yürüyerek hayvanat bahçesine varıyoruz. Kimi insanlar için hayvanat bahçeleri eğlence yeri gibi algılanır. Ama doğal yaşam alanlarından koparılmış hayvanların kilitli alanlarda yaşam mücadelesi beni üzüyor. Bir yandan yakından hiç görmediğim hayvanları incelemek de dikkatimi çekiyor. Burada sağanak yağmur bastırınca taksiye atlayıp tekrar Lenin Meydanı’na atıyoruz kendimizi.
Kalan günle birlikte 2 günümüz daha Novosibirks’te geçiyor. Sıkıcı geçen şehir günleri de bitince 13 günün ne çabuk geçtiğini hiç anlayamadan dönüş için Tolmachevo Havalanı’na 12 Ağustos günü gidiyoruz. 4 saat süren uçuşumuz sonrasında Türkiye saati ile 18: 30 da Moskova’ya varıyoruz.
Moskova’ dan İstanbul’a dönüş uçak saati Abdurrahman hoca ile aynı. Uçuş saatimiz guruptan önce olduğu için de hem şanslıyız hem şansızız. Şansızlığımız Moskova’ yı görmeden gitmek olacak. Ama aile hasreti de ağır bastığından Abdurrahman hocayla halimizden memnun gurubumuzla vedalaşarak ayrılıyoruz.
21:30 da Moskova’dan İstanbul’a kalkan uçak yolculuğumuz da yaklaşık 3.5 saat sürüyor ve gece 01:00 da İstanbul Atatürk Havaalanı’ndan ayrılıyoruz. Buradan otogara vardığımızda Abdurrahman hocayla otobüs saatlerimiz yine aynı oluyor ve sabah 05: 00’de O, Bodrum’ a ben Konya’ ya biriktirdiğimiz tüm güzel anılarla dönüyoruz.
Başta böyle bir etkinliği gerçekleştiren emeğine sonsuz saygı duyduğum Mehmet Gültekin’e ve birlikte 13 gün ata yurdunda paylaşımda bulunduğum tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Serap Ayanoğlu

Zirve Dağcılık –  Konya

Uşsuz bucaksız Asya bozkırları

Bu etkinlik, 2020 yazına ertelenmiştir. Sitemizde bununla ilgili duyuru da vardır.

Tarih: 14 Temmuz 2019 – 27 Temmuz 2019

Ücret: 470 dolar

Buluşma Yeri: Novosibirsk Havaalanı

13 Temmuz 2019’da Kırgızistan’daki “Tanrı Dağları” etkinliğini bitiyoruz. 13’ünde

Atalar yurdunun gerçek sahipleri…

Ergenekon Yürüyüşü için Bişkek’ten Altay’a geçeceğim. “Tanri Dağları” faaliyetine benimle katılanlar benimle birlikte Altay’a geçebilirler.

Şu anda Bişkek- Novosibirsk uçuşu 680 tl. 27 Temmuzda Novosibirsk’ten yurda döneceğiz.

Ergenekon Yürüyüşü Programı:

Malzemeleri araç taşıyacak.

14 Temmuz: Novosibirsk’ten Gornoaltaysk’a gidiş. Gorno’da hostele yerleşme ve hostelde dinlenme.

İnya Köyü’nde  Geyiktaşı adlı yer, balballar…

Karakol Vadisi

15 Temmuz: Çemal, Calmungu ve Tuyekta kurganları gezisi

16 Temmuz: Karakol kurganları, kaya resimleri ve Kalbaktaş petroglif galerisi ve runik yazıları gezisi ve Ulağan’a geçiş, Ulağan’da kamp.

17 Temmuz: Ulağan’dan yürüyüşün başlaması. Pazırık Vadisi kamp.

18 Temmuz: Yürüyüş. Dağda kamp.

19 Temmuz: Yürüyüş. Katu Yaruk şelale üstünde kamp.

Karakol petroglifleri

Üç Enmek Ulusal Parkı girişi

20 Temmuz: Yürüyüş. Ergenekon’a ulaşacağımız gün. Katu Yaruk içinde kamp.Katu Yaruk, Ergenekon olmaya aday en muhtemel yer.

21 Temmuz: Yürüyüş. Katu Yaruk kamp.

22 Temmuz: Yürüyüş. Katu Yaruk Kamp.

23 Temmuz: Yürüyüş. Katu Yaruk Kamp.

24 Temmuz: Yürüyüş. Katu Yaruk yürüyüşü. Balıkçı köyünde yürüyüş bitimi. Araçlarla Gornoaltaysk’a aracımızla dönüş. Gornoaltaysk’ta hostel konaklama.

Kamp yerimizde

Altay Kırayı

25 Temmuz: Gornoaltaysk müze ve kent gezisi hostel konaklama.

26 Temmuz: Biysk’ e gidiş. Yerel Tarih Müzesi ziyareti. Novosibirsk’e dönüş ve Yerel Tarih Müzesini ziyaret.Hostel konaklama.

27 Temmuz: Serbest kent gezisi. Ülkemize dönüş.

Kişi başı: 470 dolar.

Yemek masrafı için cebinizde 200 dolar bulundurmanız yeterli.

Su başları kutsaldır.

Bir Altay ayılında gecelerken…

Ücrete dahil olanlar:

3 gün hostel-otel konaklama,

11 günlük araç ve yerel rehberlik hizmetleri.

Novosibirsk-Gırnoaltaysk gidiş, dönüş otobüs ücreti.(Şehir içleri hariç tüm ulaşımlar.)

8 gün çadır konaklama yapacağız.

Zorluk derecesi: Yürüyüş rotası çok kolay. İlk 3 günü Ergenekon’a gidiş; son 5 gün neredeyse hep düz ve Ergenekon olduğunu düşündüğümüz vadinin içinde geçecek.

Mehmet Gültekin

styxdiablos@hotmail.com

+90 543 698 26 98

Ergenekon’da…

Tanrı Dağları’ndan bir görünüm ve Han Tengri zirvesi

Keçe Kırgız yurtlarından bir tanesi

TANRI DAĞLARINA YOLCULUK

Uçuş Bilgileri en alttadır.

Türk yurtlarını gezmeye, atalarımızın tinini ziyarete devam ediyoruz. Bu yazki durağımız Tanrı Dağları – Kırgızistan.

Kırgızistan bizden vize istemiyor.

Başlangıç: 03.07.2019

Bitiş: 13.07.2019

                                                                                       Buluşma Yeri: Bişkek Havaalanı

Kişi başı katılım ücreti: 720 dolardır.

Yanınıza harçlık olarak 300 dolar alırsanız yeterli olur. Ancak orada mutlaka almak isteyeceğiniz şeyler olacaktır. Yanımıza kamp malzemesi olarak sadece uyku tulumunu alacağız. Çadır ve mat götürülmeyecek.

Etkinlikte 17 km’lik Saymalıtaş çıkış inişi ve 2 gün sürecek olan dağ çıkışı inişi etkinliğine katılmak istemeyenler, yerine göre yaylalarda veya dağlarda zaman geçirebilecekler. Bunun için Kırgız dostlarımız ayarlama yapacaktır.

 

Kırgız kültürü

Atlı gezi yapacağız…

     KATILIM ŞARTLARI:

Biraz sert gibi oldu şartlar, ama sert değil. Anlaşılması için net yazdım. Çünkü kolay gidilebilen bir yere gitmiyoruz. Ayrıca Tanrı Dağları’na giden bir kişi oraların ruhunu yaşamaya gittiği için onun iç huzurunu bozacak bir olumsuzluğa yol açmamak için şartlar şimdiden bilinsin.

  1. Ben ve Kırgızistanlı kılavuzumuz, programda gerekli gördüğümüz veya zorunlu kaldığımız durumlarda değişiklik yapabiliriz. Katılımcılar bunu kabul etmiş sayılırlar.
  2. Gittiğimiz yerlerdeki soydaşlarımızın inançlarına, geleneklerine ve aksanlarına saygılı olmak durumundayız. (Onların yanında bazı sözcüklerin Kırgız Türkçesindeki söyleyişlerini duyduğunuz zaman -olabilir- gülmemeliyiz. Bunun kırıcı bir davranış olduğunun farkında olmayan insanların bizim aramızda işi yoktur. Diğer şart, onlara kendimizden bahsetmemek. Onlara kendimizi anlatmaya değil, onları anlamaya, onları öğrenmeye gittiğimizi unutmayınız.
  3. Kılavuzları gereksiz ve yanıtı işinize yaramayan sorularla bunaltmamak.
  4. Programa sadık kalmak. “Şunu yapmayalım, oraya gitmeyelim, buraya gidelim, burada durmayalım…” gibi isteklerde bulunmamak. “Şuraya neden gittik, bunu neden yaptık, gene neden durduk, burada niye durduk…?” gibi sorgulamalarda bulunmamak. Programı okuyunuz.  Etkinliğimiz aynen gerçekleşecektir. Rahat olunuz. Sorun çıkarmaya çalışanlar, negatiflik yayanlar, bu tip manevi anlam yüklü gezilere katılmazlarsa sevinirim.
  5. Bu bir kültür gezisidir. Başka amaçlarla gelmek isteyenler sakın gelmesin.
  6. Konfor arayanlar gelmesin. Dağ bayır gezeceğiz. Yorulacağız.
  7. O bölgeye Türkiye’den giden nadir gruplardan olacağımız için bunun “köklerin ziyareti” olduğunu unutmamalıyız.
  8. O dağların güzelliklerini seyretmek yerine telefona bakacak olanlar, internetten Türkiye haberleri okuyacak olanlar, Türkiye’den kopamayacak olanlar gelmesin. Orada, oraları ve oradaki anı yaşamak için gidiyoruz. Kafanız Türkiye’de kalacaksa gelmeyiniz. Hele de politika konuşanlar kesinlikle gelmesin. Biz oraya değişik duygularla gidiyoruz, o duyguları kimseye deldirtmeye niyetim yok.
  9. Grup sayımız en çok 25 kişi olacaktır.

Türkistan’ın (Ortaasya) kutsal dağları olan Tanrı Dağları’nda 11 gün geçireceğiz.

Oluşabilecek her türlü olumsuzluk, kaza, sakatlanma, yaralanma, ölümle sonuçlanabilecek hastalıklar, kazalar, sakatlıklardan katılımcılar kendileri sorumludur. Etkinlik düzenleyicisi veya kılavuzlar, bu istenmeyen durumlardan sorumlu değildir. Katılımcılar, bunları kabul ederek katıldıklarını otomatik olarak teyit etmiş olurlar.

ŞİMDİ GEZİMİZDEN BAHSEDELİM

Kırgızistan topraklarının %95’i Tanrı Dağları içinde… Tanrı Dağları’nda atalarımızın ruhu ile başbaşa kalacağımız bu etkinlikte, içinde Tanrıdağları’nın en çok dağcı ağırlayan 4552 rakımlı Atsız (Uçitel) zirvesine de teknik olmayan bir çıkış yapacağız. Bu dağ Ala Arça (Ala Ardıç) Ulusal Parkı içinde. Dolayısıyla Ala Arça Ulusal Parkı da etkinliğe katılmış oldu. 2200 metreye araçla, oradan 6 saatlik yürüyüşle 3400 mt. Raztek Kampına ulaşıp orada kulübede 1 gece kalacağız. Oradan 6 saatlik yürüyüşle zirveye ulaşıp geri ineceğiz.

Eski Türk kültürü ile ilgilenen, köklerini arayanlar için düş gibi bir etkinlik olacak.

3000 m yükseklikteki Songköl ‘de atalarımız gibi ata binip gezeceğiz.

Keçe Kırgız çadırlarda konaklayacak canlı olarak Kırgız sanatçılardan halk müziği dinleyerek binlerce yıl öncesine gideceğiz.

Dağ gölleri cennetidir Kırgızistan…

Tanrı Dağları’nın arasındaki düzlükler…

Özel eğitimli kuşlarla yapılan av törenlerine katılacağız.

Kırgız mutfağını tanıyacak, milli içkimiz olan kımızın yapılışını görecek ve doya doya kımız içeceğiz. Taze kımızın tadına doyulmaz.

Tanrı Dağları’nın etkileyici görüntüsü eşliğinde doğa yürüyüşü yapacağız.

Dünya edebiyatının en güçlü adlarından Cengiz Aytmatov’un evini ve kurganını ziyaret edeceğiz.

Fergana Vadisi’nde Karahanlı dönemi Türk kalıntılarını ziyaret edecek genellikle asfalt olmayan yollardan ve 3000 rakımlı görselliklerle dolu dağ geçitlerinden geçerek 935 km yol yapacağız. Fergana’da Karahanlıların kurucu boylarından olan Karluk Türkleriyle tanışacağız.

Aytmatov’un “Dünyanın Gözü” dediği Issık Köl’de yüzecek, gölün yanındaki Bokönbayev köyünde gezi, keçe çadır konaklaması yapacağız.

Dolu dolu geçecek olan etkinliğimiz 9 gece 10 gün sürecektir.

Uçitel yazan yeni adı ile Atsız zirvesine yürüyerek çıkılıyor. Teknik değildir. Dileyenler dağa çıkmayıp yaylada vakit geçirebilir.

Etkinliğimiz Türkiye Türkçesini iyi bilen Kırgız kılavuzlar tarafından yürütülecektir.

Bişkek’e İstanbul’dan direk uçacağız. Oradan Oş’a uçup gezimize Oş’tan başlayacağız. Oş’tan gezerek 10 gün sonra Bişkek’e döneceğiz. Bişkek’te etkinliğimiz bitecek olup buradan istediğiniz zamana dönüş biletlerinizi alabilirsiniz.

     GÜNÜ GÜNÜNE TANRI DAĞLARI GEZİSİ

Ata Topraklarını, Kırgızistan’ı Keşfet!
Zamanın donup kaldığı, eski Türk konar-göçer düzenin hala devam ettiği, tarihte Türkler tarafından ‘cennete açılan kapı’ olarak görülmüş Tanrı Dağları’nı keşfetmeye, oranın havasını solumaya gidiyoruz.

Eski türk kültürü ile ilgilenen, maceraperest, fiziksel durumu iyi ve “standart lüks” aramayıp ortamın gerçek koşullarına uyan gezginler için düzenlediğimiz bu gezide:
– Obalarda göçebeliğin dokusuna dokunacaksınız;
– Dünyanın en büyük açık hava petroglif galerisi, eski Türk tarihine ışık tutan Saymalı Taş’taki petroglifleri yerinde göreceksiniz;
– Deniz seviyesinden 3000 m. yükseklikte ağaçsız bir dağ yaylasında yerleşik bir dağ gölü Soŋköl’ün (Son Köl) kıyısında at koşturacak, geceleyin çok yakın ve parlak görünen Samanyolu’nu gözlemleyeceksiniz;
– Kırgızistan’ın simgesi haline gelen keçe çadırda geceleyeceksiniz;
– Yerel sanatçılardan Kırgız millî müziği dinleyeceksiniz.
– Geleneksel av gösterisine katılacaksınız.
– Kırgız mutfağıyla tanışacak, yaylada at sütünden yapılan şifalı içecek kımızı tadacak ve hazırlanışına tanık olacaksınız.
– Tanrı Dağları’nda doğa yürüyüşü veya at gezileri yaparken tertemiz havayla birlikte heybetli dağlardan gelen huzur verici yaşam enerjisi ile dolacaksınız.

Bu yurtlarda konaklayacağız…

Kırgız Yurdu içi…

Etkinlik Süresi: 10 gün 9 gece. Gidiş geliş ile 12 gün.

1. Gün:  (3 Temmuz 2019) Akşam seferiyle İstanbul-Bişkek uçak yolculuğu.

2. Gün: (3 Temmuz 2019) Sabah erken Bişkek havalimanına iniş. Ardından hemen Bişkek-Oş iç hat uçak yolculuğu ile Oş’a varış. Havalimanından konukevine geçiş. 1,5-2 saatlik dinlenme sonrası Oş gezisi: Kent merkezi turu ve kutsal Süleyman Dağı ziyareti. Öğle ve akşam yemeklerini yerel lokantalarda yiyoruz (Kırgız ve Özbek mutfağı). Oş’ta konaklama.

3. Gün: (4 Temmuz 2019) Oş – Özgön – Kazarman (270 km) Konukevinde kahvaltı ettikten sonra Kazarman’a doğru yola çıkıyoruz (270 km). Yolda Fergana vadisinin doğu ucunda bulunan Özgön (Özkent) kentinde Karahanlı mimari eserleri ile tanışıyoruz (Özgön Minaresi ve hükümdarların türbeleri). Ayrıca, yerel lokantada sadece bu yöreye ait meşhur Özgön pilavını tadımlıyoruz. Yola devam. Kazarman’a varmak kolay olmayacaktır. Büyük bir kısmı asfalt olmayan yollardan seyreden güzergahımız üzerinde rakımı 3000 metre üzerinde iki tane dağ geçidini geçerek, Kazarman’a varıyoruz. Konukevinde dinlenme. Akşam yemeği ve geceleme konukevinde.

4. Gün: (5 Temmuz 2019)  Kazarman – Saymalı Taş tırmanışı – Kazarman. Kahvaltımızı erken yapıp, Saymalı Taş’a yürüyüşümüzün başlayacağı noktaya arabayla ulaşıyoruz (40 km). Yaklaşık tüm gün sürecek yürüyüşümüzde gidiş – dönüş 17 km yol kat edeceğiz. Öğle yemeğini kumanya şeklinde dağda yiyoruz. Akşam saat 21:00 gibi Kazarman’a dönüyoruz. Akşam yemeği ve geceleme konukevinde.

5. Gün: (6 Temmuz 2019) Kazarman – Son Köl (170 km) Erken kahvaltı sonrası Kırgızistan’da hala devam eden göçer-konar kültürün en sade halini deneyimleyebileceğiniz, İç Tanrı Dağları koynunda yer alan Son Köl (aynı anda gölün de ismi) yaylasına doğru yola çıkıyoruz. Büyük bir kısmı asfalt olmayan yollardan seyreden güzergahımız üzerinde rakımı 3000 metre üzerinde harika panoramik görüntülere sahip iki tane dağ geçidini geçerek, Son Köl’e varıyoruz. Bugün, bin yıllar önce atalarımız tarafından icat edilmiş ve günümüze kadar kullanılagelmiş, göçer-konar kültürü devam ettiren Avrasya halkları arasında Kırgızistan’ın simgesi haline gelen keçe çadırlarda dinleneceğiz, yemek yiyeceğiz ve atalarımızın yaşadıklarını bizzat yaşayacağız. Öğle yemeğini yedikten sonra dileyenler ile at sürüşü yapacağız. Ayrıca, at sütünün fermente olması sonucu hazır hale gelen kımızı tadımlayacağız.

6. Gün: (7 Temmuz 2019)  Son Köl – Bökönbaev (Isık Göl) (260 km) Keçe çadır kampında kahvaltımızı edip, Kırgız göçer-konar kültürünün en güzel örneklerinin yaşatılmaya çalışıldığı bir diğer köye, dünyanın ikinci büyük dağ gölü Isık Göl’ün kıyısında bulunan Bökönbaev köyüne doğru yola çıkıyoruz. Öğle yemeğini yol üzerindeki Koçkor kasabasında, yerel lokantada yiyoruz. Bökönbaev’e varış ve keçe çadır kampına yerleşme. Günümüzün en heyecanlı anları, Kırgızlarda ata mesleklerinden biri olarak günümüze kadar korunmuş kartal ile avlanma geleneğinden örnek gösteri ve akşam yemeğini takiben geleneksel Kırgız müziği dinletisi olacaktır. Geceleme keçe çadır kampında.

7. Gün: (8 Temmuz 2019) Bökönbaev (Isık Göl) – Bişkek (300 km) Kahvaltı. Isık Göl’e girmek, berrak sularında yüzmek isteyenler saat 11:00 kadar göl kenarında suya girebilir, vakit geçirebilirler. Ardından keçe çadır kampında duş alıp, öğle yemeğini yiyip, Bişkek’e doğru yola çıkıyoruz.
Bişkek’e varış. Otele yerleşme. Şehir lokantaların birinde akşam yemeği. Otelde geceleme.

İpek yolu üzerinde bir kervansaray…

8. Gün: (9 Temmuz 2019) Bişkek – Ala Arça (35 km) – Ratzek kampı. Otelde erken saatlerde kahvaltı edip, Bişkek’in 35 km güneyinde yer alan Ala Arça Milli Parkı’na varıyoruz. Arabanın bıraktığı yerden (2200 m) 6,5 km uzaklıkta, deniz seviyesinden yaklaşık 3400 m yükseklikte bulunan Atsız (Uçitel) dağı ana kampı olan Ratzek Dağcı Kampı’na doğru yürümeye başlıyoruz. Orta hızda yaklaşık 5-6 saat sürecek yürüyüşün ardından kampa varıyoruz ve kulübeye yerleşiyoruz. Öğle yemeği kumanya şeklinde kampta. Dileyenler yemek sonrasında Ak Say buzuluna kadar gidip gelebilirler. Akşam yemeği kampta. Geceleme kulübede.

9. Gün: (10 Temmuz 2019) Ratzek kampı, 3400 m – Atsız (Uçitel) zirvesi, 4530 m – Ratzek Kampı – Bişkek. Güneş doğmadan saat 06:00 kamptan çıkıyoruz ve Kırgız Ala Too sıradağının en bilinen ve en çok tırmanılan zirvelerinden Atsız (Uçitel) Zirvesi’ne doğru tırmanmaya başlıyoruz. Hava koşullarının iyi olması halinde orta hızla 5-6 saatte zirveye ulaşıyoruz. Öğle yemeğini zirvede yiyoruz ve Kırgız Ala Too sıradağının diğer zirvelerine açılan panoramayı fotoğrafladıktan sonra inişe geçiyoruz. Yaklaşık 3-4 saat sürecek iniş sonrası Ratzek Dağcı Kampı’na ulaşıyoruz. Ardından kampta kalan eşyalarımızı alıp, Ala Arça Milli Parkı’nda bizi bekleyen arabaya doğru iniyoruz (2-3 saat). Araba ile otele ulaşıyoruz. Üstümüzü değiştirip, yerel lokantada akşam yemeği yiyoruz ve otele geçiyoruz, dinleniyoruz.

10. Gün:  (11 Temmuz 2019) Bişkek. Bugün başkent Bişkek’i geziyoruz. Ziyaret edeceğimiz mekanlar arasında büyük yazar Cengiz Aytmatov’un müze evi, Ala Too Meydanı ve etrafı, kent sakinlerinin gözde mekanı Erkindik Bulvarı, meşhur Oş Pazarı. Öğle ve akşam yemeklerini yerel lokantalarda yiyoruz. Geceleme otelde.

11. Gün:  (12 Temmuz 2019) Etkinlik dışı gün. Son gece otel masrafını herkes kendisi ödeyecek. Etkinliği bu şekilde ayarlayabildik. Başkent’te istediğiniz gibi takılıp alış-veriş yapabileceğiniz gün.

12. Gün: (13 Temmuz 2019) Bişkek-İstanbul sabah seferiyle İstanbul’a dönüş.

Ücrete dahil olanlar:
 Programda belirtilen yerlerde otelde, konukevinde çift kişilik ve keçe çadır kampında 2 ve 3 kişilik kahvaltı dahil konaklama
 Ratzek Dağcı Kampı’nda geceleme.
 Programda yer alan tüm transferler (havaalanında karşılama ve uğurlama dahil)
 Türkiye Türkçesi kılavuzluk hizmeti
 Tüm müze ve ören yeri girişleri
 Son Göl’de at binme
 Bökönbaev köyünde kartal gösterisi
 Bökönbaev köyünde Kırgız müziği gecesi
 Uçitel (Atsız Zirvesi) Zirvesi’ne rehberli tırmanış

Ücrete dahil olmayanlar:
 İstanbul-Bişkek-Oş ve Bişkek-İstanbul uçak biletleri
 Tur boyunca öğle ve akşam yemekleri
 Ratzek Dağcı kampında kahvaltı, öğle ve akşam yemeği
 Programda belirtilmeyen aktiviteler ve etkinlikler

Süleyman Dağı kutlu yeri

Tanrı Dağları’nın kucağıda Esik Köl

Sulayman Too (Süleyman Dağı)
Oş şehrinin merkezinde yükselen ve Süleyman Dağı anlamına gelen Sulayman Too tarihi kompleksi UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır. Ulemâ eserlerinde, tarihi kaynaklarda ve eski elyazmalarda Allah Teâlâ’nın (C.C.) Hz. Âdemden beri gönderdiği 124 bin peygamberden 336 nebiinin Süleyman Dağını ziyaret ettiği belirtilmiştir.
Süleyman Dağı eski devirlerden beri mukaddes mekân olarak kabul edilmiştir. Dağ yamacındaki mağaralarda bulunan kaya resimleri bunu tasdiklemektedir. Yamaçlarında ve tepesinde çeşitli tarihi dönemlere ait yapılarıyla birlikte Süleyman Dağı bir tarihi ve arkeolojik kompleksi oluşturmaktadır. Bu komplekse duvarlarında petroglifler bulunan mağaralar, Taht-ı Süleyman Mescidi, Ravat AbdullahanCamii, Asaf bin Berahya Türbesi, Tarih Müzesi ve diğer ziyaretgâhlar girmektedir. Her mekân, efsanelerle sarıp sarmalanan birer hazinedir.

Özgön Mimari Kompleksi
Orta Asya’nın kadim şehirlerinden biri – Özgön (Özkent). Tarihte Soğd, Saka, Türk, Fars ve Arap kültürlerinin içiçe kaynaştığı Fergana vadisinde, başkent Bişkek’ten 600 km, ikinci başşehir sayılan Oş’tan 54 km mesafede bulunmaktadır. Yaklaşık 15 asır boyunca Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan Büyük İpek Yolu üzerindekiFergana-Kaşgar istikametinin en önemli ticaret merkezlerinden biri olarak gelişti Özgön.
XII.yüzyılda Batı Karahanlı Devletinin başkenti olarak, ticaretten yanı sıra ilim ve irfan merkeziydi. Bu bağlamda kent merkezini XI. ve XII. asırlara ait mimari eser süslemektedir. Şekil itibariyle yekpare yapı gibi görünen üç ayrı bina, aslında farklı zamanlarda inşa edilen Karahanlı hükümdarlarının türbeleridir. Karahanlı klasik mimarisi misali olan bu yapıtlar, pişmiş tuğladan inşa edilmiş, duvarları çeşitli işlemelerle süslenmiştir. Yaklaşık bin yıllık zaman zarfı içinde kısmen yıpranan bu eserler, Sovyet dönemine denk gelen 70’li yıllarda onarılmıştır. Kırgızistan’ın tarihi ve kültürel sembollerinden olan bu yapıtlar, Karahanlı dönemine ait önemliesrlerdir ve dönemin sanat anlayışına ışık tutmaktadır.
Özgen şehri,günümüzde halen Fergana vadisinin önemli kültürel ve ticarimerkezi olarak değerini korumakta. Şehir merkezine süs katan Özgen Mimari Kompleksi ise,hem yerli hem yabancı turistlerin önemli ziyaret merkezi.

Saymalı Taş Milli Parkı
Saymalı Taş milli parkı Calalabad iline bağlı Toguz Toro ilçesinde bulunmaktadır. Calal Abad ilinin doğusunda, Kögart nehri boyunca uzanan parkın alanı 32050 hektardır. Parkın sınırları içerisinde 16 memeli türü, 45 kuş türü ve 1500 bitki türü kaydedilmiştir. Saymalı Taş kırgızcada «nakışlı taş» anlamına gelir. Milli parkın kültürel ve tarihi kıymetini kaya resimleri teşkil etmektedir. Kaynaklara göre 90000 civarında kaya resmi bulunduran ve UNESCO Dünya Mirasları Geçici Listesi’nde yer alan Saymalı Taş, Orta Asya’nın en büyük açık hava petroglif galerisidir.

Son Köl (Soñ Köl) 
Son Köl, Kırgızistan’ın ikinci büyük gölü. Narın ilinin güneydoğusunda Son Köl Too ile Moldo Too arasında bir havzada 3016 m. yükseklikte yer almaktadır. Gölün yüzölçümü 278 km kare, uzunluğu 29 km, genişliği 18 km, ortalama derinliği ise 22 m.dir. Son Köl’ü dağ akarsuları beslemektedir. Kaynağını gölden alan Son Köl ırmağı ise Narın nehrine dökmektedir. Çevrede ağaç yoktur, geniş çayırlar ise eskiden beri otlak olarak kullanılagelmiştir.

Avcı Kuşu Gösterisi
Kırgızistan, avcı kuşuyla gerçek ava çıkılan dünyadaki nadir ülkelerden.
Yırtıcı kuşu ehlileştirmek kolay bir iş değildir. Özellikle vahşi kartalı ehlileştirmek ve eğitmek çok sabır ve ustalık ister.
Kartal ile genellikle karacaya, tilkiye ve daha küçük hayvanlara ava çıkılır. İyi eğitilmiş kartal kurdu bile etkisiz hale getirebilmektedir. Hatta kırgızlarda kar leoparını almış ünlü kartallar hakkında rivayetler hala mevcut.
Kırgızistan’da kartal ile avlanma ekim ayında başlar, şubat ayında biter. Herkesin gidemeyeceği pahalı bir av çeşididir. Ancak, münüşkör ismini verdikleri söz konusu kartal eğiticilerinin becerilerini izlemek isteyenler her sene bu ata mirasını koruma amaçlı ülkenin belli yerlerinde düzenlenen avcı yarışmalarını ziyaret edebilirler. Buna ek olarak, farklı yerlerde turistler için de özel av gösterileri düzenlenmektedir. Bu tür faliyetlerde av olarak tavşan, güvercin ve tilki derisi kullanılmaktadır.

Ala Arça Milli Parkı
Ala-Arça Milli Parkı, başkent Bişkek’in 41 km güneyinde yer alan yüksek dağlık bir ulusal parktır. Kırgız Ala Too dağlarında yaklaşık 20 bin hektar alanı kapsayan park alanının yüksekliği 1500 ila 4895 m (Semenov Tyan Şanski zirvesi) arasında değişmektedir. Parkın içinden Ala-Arça nehri akmaktadır. Nehrin kıyısında piknik alanları, doğa yürüyüşü patikaları ve dağcılık kampı ile Ala Arça parkı, yılın her mevsiminde dinlenmek için güzel bir yerdir.
Not: Tanrı Dağları’nın bir parçası olan Kırgız Ala Too sıradağının Uçitel, Semenov Tyan Şanski, Korona, Boks, Komsomolski, Svobodnaya Koreya gibi bilinen zirvelerini dünyanın dört bir ucundan fethetmeye gelen dağcıların yolu bu parktan geçer.

Kımıza doyacağız…

Ala Too (Ala Dağ) Meydanı
Şehrin merkezinde geniş bir alana yayılan Ala Too meydanı, Kırgızistan tarihinin çeşitli dönemleri yansıtan anıtlar, müzeler, dört tarafı saran parklar, özellikle sıcak günlerde havayı serinleten küçük-büyük fıskiyeler, çay bahçeleri ve güzel vakit geçirmek için sunduğu diğer olanaklarıyla Bişkek’in en gözde yerlerinden biridir. 1970’li yıllarda halka açılan meydan, aynı zamanda üst düzey törenlerin, kültürel ve sosyal etkinliklerin düzenlendiği bir alandır. Tarihe “renkli devrimler” veya “çiçek devrimler” adıyla geçen ve halkın ayaklanmasıyla başlayıp iki Cumhurbaşkanının ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanan kanlı devrimler (2005, 2010) de burada gerçekleşmiştir. Ala Too’nun tam ortasında Kırgız Cumhuriyetinin bayrağı yükselmektedir.

Oş Pazarı
Orta Asya’nın çoğu şehirlerinde olduğu gibi Bişkek’teki pazarlar da şehir halkının ekonomik ve sosyal yaşamında büyük önem taşımaktadırlar. Tarihi ve kültürel değere sahip Oş pazarı bunlardan biridir. Yüzölçümü anlamında Dordoy’don sonraki ikinci pazardır ve 1980li yılların başında yıkılan Ala Arça kolhoz pazarının yerinde Oş şehrinden gelen işçilerin yardımıyla yapılmıştır. Bu yüzden ismi Oş pazarı olmuştur. Burada günlük gıdadan ev eşyalarına kadar herşeyi bulmak mümkün. Taze meyve ve sebze, kuruyemiş ve hatıra eşyaları reyonları turistlerin gözde yerlerinden.

UÇUŞ BİLGİLERİ:

Başka havayolları 400 tl aşağıya gidiyor. Moskova aktarmalı. İsteyenler, en geç 3 Temmuz sabahı 08.00’ta Bişkek Havaalanında(FRU) olacak şekilde biletlerini daha uygun fiyata başka firmalardan alabilirler. Normal şartlarda uçuş bilgilerimiz:

THY ile…

GİDİŞ
3 Temmuz çarşamba 2019 – 00.40 ıst. – 08.45 Bişkek varış.

DÖNÜŞ:

13 Temmuz 2019 – Bişkek 10.25 çıkış – 13.25 İstanbul varış.

Ya da Pegasus ile… 1600 tl şu anda.

02 Temmuz 2019 Salı 21.05 İstanbul – Bişkek

13 Temmuz 2019 sabah 06.20 Bişkek – İstanbul

Mehmet GÜLTEKİN

+90 543 698 26 98

styxdiablos@hotmail.com

5 – 6 / Temmuz 2018 Demavend Tırmanış Raporu

ÖNCE YAPMANIZ VE BİLMENİZ GEREKEN BİRKAÇ ŞEY

İran’a iner inmez dolarlarınızı tümene çevirin. Temmuz 2018 başlarında 1 dolar 7.500 – 8000 Tümen arasında değişiyordu. Temmuz 20 gibi 1 dolar 10.000 Tümen oldu. Cebinizde Tümen olmazsa İran sizin için büyük sorun olacaktır.

Önce Alemkuh raporumu okuyunuz ki İran hakkında bazı şeyleri bilerek gidin…

ŞİMDİ DAĞ 

MALZEMELER: Yaz tırmanışı olduğundan teknik malzeme gerekmemektedir. Zirve günü hava her an değişebileceğinden termos, grupla gidiyorsanız hipotermiye karşı bir veya birkaç tane uyku tulumu, termal battaniye almak gerekir. Demavend için en önemli malzeme bir maske. Dağda kükürt salınımı olduğundan iyisinden bir maske özellikle son 500 metrede size büyük kolaylık sağlayacaktır. Taş düşme riskine karşı kask mutlaka takılmalıdır. İki taş düşmesi olayı da ben bizzat yaşadım. İran dilinde “seng…seng” diye bağırılıyorsa bilin ki taş geliyor. Farsça seng, taş demektir.

Bir gece, Alemkuh zirvesinden döndüğümüz gece, tüm yorgunluğumuzla birlikte 6 saatlik bir yolculukla Hasankeyf’ten Demavend Dağ Evinin bulunduğu noktalardan biri olan Reneh’e ulaştık. Reneh, Türk dağcıların iyi bildiği Polur’a 14 km uzaklıkta. Demavend 3200 kamp alanına her iki yerleşim yerinden de çıkılıyor. Her iki noktada da jipler sizleri 3200’e götürmek için bekliyor. Ancak 3200’den sonra 4200’e 4 saatlik tam yük bir yürüyüşünüz olacak. 3200’e kadar jiple gidebiliyor olmak dağa yaklaşım konusunda büyük avantaj. Dağa yaklaşırken enerjinizi harcamıyorsunuz. Eğer 3200’de yüklerinizi katırlara vermek istiyorsanız, götürme ve getirme için 14 dolar (100.000 Tümen) vereceğinizi bilin. 4200 kamp dağ evinde su, çorba ve yemek satılıyor. Kente göre fiyatlar tam 2 katı. Bize göre gene de ucuz. Ancak biz çıktığımızda ekmek bitmişti. Su da bitebilir. Katırlar taşıyacağı için günlük 2 litre su ile çıkın. Baktınız su kalmamış, çay, çorba için suyunuzu harcamaz, kuru şeyler yersiniz. Gerçi o da içinizi yakar çok su içersiniz. Demavend’deki derelerin suyu kükürtten dolayı içilmiyor.

Demavend’e mutlaka kaskınızı da götürün. Üzerime doğru uçarak gelen taştan Fars dağcıların “Seng! Seng!” diye bağırmaları ile son anda kurtuldum. Dönüşte yumuşamış olan dik kar kulvarını kaymak için kullanırken, arkamızdan kopup gelen futbol topu büyüklüğündeki kayanın, yanımızdan hızlıca geçişini hatırlıyorum. Arkanızı desteğe almadan Demavend’de dinlenmeyin. Sırtınızı dağa dönerek oturmayın. Grup olarak gittiyseniz, aranızdaki mesafe 1 metreyi geçmesin ve sürekli yukarıya bakın. Her an taş gelebilir. Bizim çıktığımız gün gepegenç bir İranlı dağcı, taş düşmesi sonucunda hayatını kaybetmiş. Kim bilir belki de selamlaştığımız, sohbet ettiğimiz biriydi…

Özellikle 5000 üstü dağlarda hava anında dönebilir, sis inebilir, fırtına çıkabilir, tipi olabilir ve birbirinizi kaybedebilirsiniz. Bu nedenle Demavend’e ve diğer yüksek dağlara giderken ekibinizi iyi seçin. İyi tanımadığınız birini asla götürmeyin. Unutmayın ki, dağcı, kondüsyonu iyi olan, dağa iyi çıkan, yorulmayan, malzemesi tam olan, hızlı çıkabilen, eğitimlerini bitirmiş kişi değildir. Dağcı, dağcılık kurallarına uyan, dağcılık disiplin ve ahlakına uyan ve asla bencil olmayan kişidir. Kendi yorulduğu zaman mola isteyen, ancak yorulduğu için arkalarda kalan arkadaşı için mola istemeyen, hatta arkada kalan arkadaşı için “O yürüyemiyor, dönsün.” diye çığırtkanlık yapan kişilere yüksek dağ çıkışlarında grubunuzda yer vermeyin. Bu tip bencil “dağda gezen kişi”leri gözlemlerseniz bunları mutlaka diğer dağcı dostlarınızla paylaşınız. Grupların yavaş kişileri her zaman rehberin arkasına alınır. Buna hiçbir dağcı karşı çıkmaz. Karşı çıkan kişi “dağcı” değil, hasbel kader “dağlarda gezen kişi”dir. Ya da siz böyle biriyseniz, dağa tek başına gitmeniz daha mantıklı olur.

Temposu düşük kişilerin döndürüleceği durumlar da var elbette. Hava çok soğuk olabilir ve bu kişi grubun üşümesine neden oluyorsa bu kişinin dönmesi sağlanır. Ancak hava günlük güneşlik ise grubun kopmadan yükselmesi ve inmesi elzemdir. Hele de kalabalık dağlarda diğer gruplar dağılmazken sizin grubunuz dağılıyorsa bunun nedeninin siz olmamasına özen gösteriniz.

Elbette sorun olacaktır, sorunları çözmek yerine dedikodu yapan, grup üyelerine sataşan kişileri de grubunuza almamanız önemlidir. Dağcı, terk eden, negatiflik yayan, mızmızlanan kişi değil, zor durumda çözüm üreten kişidir.

İran Dağcılık Federasyonu, resmi sayfasında Demavend tırmanışımıza yer vermiş ve özellikle kask kullandığımız için grubumuza teşekkür etmiştir. Biz de hizmetlerinden dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz.

Hava güzelse, Reneh’ten en fazla 1 saatlik bir jip yolculuğuyla 3200 kampına, oradan 4 saatlik bir yürüyüşle 4200 kampına ulaşılıyor. Bizler birkaç gün önce Alemkuh zirve yaptığımız için 3200’den direk 4200’e çıktık ve hiçbir sorun yaşamadık. Alemkuh aklimatizasyonu, Demavend’de bize çok kolaylık sağladı. İlk kez 4200 gibi bir yükseklikte yatıyordum. Dağ evi oldukça kalabalıktı. Yataklar, koridorlar, merdiven araları, her yer dağcılarla doluydu. Bu nedenle dağ evinde rezervasyonunuz olsa bile çadır, mat, tulum götürün. Katırlara verecekseniz hiç riske etmeyin, çantanıza çadırınızı da koyun. Muhtemelen boşuna taşımış olacaksınız ama zor durumda kalmamak için bunu yapın. Çünkü dağ evinde insanlar üst üste idi, çok kalabalıktı.

4200’den zirveye 7 saat kadar bir sürede ulaştık. İyi biliyoruz ki, İranlı dağ rehberimiz, arkasında gruptan hiç kimse olmasaydı bizi bırakıp tek başına zirveye gitmezdi. Bu nedenle grubu dağıtanların da birleştirmeye çalışanların da hak ettiğini vermek gerek. Zirveye bu nedenle grubumuzdan erken ulaşanlar oldu elbette. Grubun dağılan üyelerini toplamak bana düştüğü için biraz zaman kaybettik…  6-7 saatlik bir zirvedir 4200’den yukarısı. Zirveye çıkınca kayalara çıkıp volkanın “V” şeklindeki ağzını, zirve yakınlarındaki kükürt fışkıran ocağını görmeden inmeyin. Dünya hayatında bir insan kaç kere böyle bir şey görür.

Kükürt kokusundan dolayı zirvede fazla kalamayacaksınız. Planlı bir şekilde çıkıp fotoğraf işlemlerinizi hızlandırıp acele ile dönmeniz gerek.

Kar yumuşaksa dönüşünüz hızlı olacaktır. Dönüşte çarşak rotaları seçin ki hızlı inesiniz. Kar yumuşamışsa 4400’lere kadar kayarak inebilirsiniz. Ancak bu mesafeyi birden bire inmeyiniz. Her 200 metrede bir 1 saat kadar oturarak inin. Arkanızdan taş düşmesi riskine de dikkat edin. Kar sertse kesinlikle kaymayın. Kendinizi durduramazsınız ve çok kötü sonuçlar doğurabilir. Ancak zirve ile dağ evi arasına bir çizgi çizerseniz çizginin geçtiği kulvar yumuşacık çarşak ve aşağıları da kardır. Buradan çarşak inişini sevenler koşarak bile inebilir.

Zirve dönüşü aynı gün zaman kaybetmeden 3200’e inebilir, oradan da jiplerle Rineh’e geçebilirsiniz. Yorucu idi ama biz öyle yaptık. Ancak bizin birkaç gün önce 4852 metrelik Alemkuh zirvesini yaptıktan sonra Demavend’e çıktığımızı unutmayın. Siz direk Demavend’e gidiyorsanız aklimatizasyonunuzu doğru bir şekilde yapmalısınız.

Başta İran Dağ Arama ve Kurtarma görevlisi rehberimiz Mostafa Rastad’a, Türkiye Dağcılık Federasyonu’na, İran Dağcılık Federasyonu’na, kulübüm Zirve Dağcılık’a ve Değerli Başkanım Orhan Kozan’a, Reneh dağ evi görevlisi Rasul’a, Reza Amca’ya ilgi ve yardımlarından dolayı teşekkür ederiz.

Mehmet GÜLTEKİN

Zirve Dağcılık Bodrum Şube Başkanı

5 – 6 / Temmuz 2018 Demavend Tırmanış Raporu

2 – 3 / Temmuz 2018 Alemkuh Tırmanış Raporu

ÖNCE İRAN HAKKINDA…

İran’a iner inmez dolarlarınızı tümene çevirin. Temmuz 2018 başlarında 1 dolar 7.500 – 8000 Tümen arasında değişiyordu. Bir hafta sonra 1 dolar 10.000 Tümen oldu. Terörist Amerika, İran’ı iyice sıkıştırıyor. Cebinizde Tümen olmazsa İran sizin için büyük sorun olacaktır.

Fars dilinde “kooh, kuh, guh”, dağ anlamına gelmektedir. Bilinenin aksine İran’ın 2. yükseği Sabalan (4811 mt.) değil, 4852 mt’lik rakımı ile Alamkooh’tur. Alemkuh, Elemkuh şeklinde okunur.

İran’a gidenler bilir ki, İran, inanılmaz güvenli bir ülke. Türkleri gerçekten çok seviyorlar. İran nüfusunun yarısının Türk olduğunu unutmayınız. Ülkenin her yerinde Türkçe konuşan insanlar var. Ülkenin kuzeyi ise tıpkı Türkiye gibi. Yanınızdan geçen arabalarda yeni çıkan Türkçe şarkılar, Türkiye’yle ilgili güncel sorular sizleri şaşırtacak. Azerbaycan Türkçesi ile değil, Türkiye Türkçesi ile konuşan insanların çokluğu, kuzeye doğru artıyor. Güneye indikçe bu oran iyiden iyiye azalıyor. Ancak İran’ın köylerinde bile İngilizce bilen birileri mutlaka var.

Kentlerde gece yarılarına kadar dolaşan İranlı kızlar, onların sizinle rahatça konuşmaları, kaykay ya da pateni ile yanınızdan geçen gençler, merdivenlere oturup sigara içen hicaplı kızlar, bikini dükkanları, müzik aleti dükkanları, gitarla veya yerel müzik aletleriyle sokak müziği yapanlar… sizi de çok şaşırtacak. Ülkemizde karşı cinsten birine saat bile soramazken, İranlı kızların kendilerine olan güvenine ve rahatlığına şaşırıyoruz. Çünkü bize anlatılan İran, hiç de böyle değildi. Anlıyoruz ki amerikanın kara propagandasını hepimiz yutmuşuz. İran’ı görünce amerika’nın adi politikaları sizi de üzecek. Adamlar İran’a ambargo yapıyor ama kolayı, pepsiyi ve malborayı satıyorlar. Bu nasıl ambargo diyorsunuz. İşine geldiği gibi ambargo.

Peki İran sokaklarında rejim hiç hissedilmiyor mu? Elbette hissediliyor. Ancak benim görüşüm, İran’da yumuşak bir geçiş var. Yumuşak geçişin izlerini her yerde görebiliyorsunuz. Birden bire rejim değişikliği İran’ı paramparça edebilir ve İran dağılırsa içinden onlarca devlet çıkar. Bu da coğrafyamızda yeni kan gölleri anlamına gelir. Bizler biliyoruz ki İran bölünürse Türkiye zarar görür, Türkiye bölünürse İran zarar görür. Bu yüzden bu iki ülke ilişkilerini birileri uğruna tehlikeye atmamalı. Bu kardeş ülke ile kader bağımız, kardeşliğimiz var.

Bu nasıl dağ raporu demeyin, gideceğiniz ülkeyi bilin diye yazıyorum.

Size yardımcı olacak olan İran vatandaşları ile ilgili olarak bilmeniz gerekenler de var. Birçok Arap ülkesinde olduğu gibi -İran Arap değil tabi- İran’da da zaman planlamalarınıza uymayacaklar ve bir yerden sonra dayanamayıp yeter artık diyeceksiniz. Ama onlar sizin bu tip şeylere sinirlenmenize bir anlam veremeyecekler. Bu durum her zaman geçerli değil tabi ki. Zaman planlamanıza uyan İran vatandaşı rehberler, tesis görevlileri, şoförler de var elbette. Bu olumsuz durumda biraz sakin olun, İran’a gitmeden önce beklentilerinizi iyice düşürün. Biliniz ki dünyanın hiçbir yerinde bizim gibi pratik düşünen, hızlı karar veren ve hızlı uygulayan başka bir millet yok.

İran dağlarını, Rusya’da Elbruz’u görünce, dağcılık federasyonlarının dağa çıkış ücreti aldıklarını görünce bizim dağlarımızın başıboş olmasına üzülüyoruz. Dağlarının tamamında tesisler, görevliler, katırcılar  ve hizmet alabileceğiniz dağ evleri var.

Şimdi gelelim nasıl gittiğimize, ne harcadığımıza, ne kadar sürelerde nerelere ulaştığımıza, ne kadar para harcadığımıza ve neler yaşadığımıza…

ALAMKOOH (ALEMKUH) TIRMANIŞ RAPORU

Tahran İmam Humeyni Havaalanı’nda rehberimiz Mostafa Rastad (facebook: Siyavash Rastad, whatsapp: +98 939 444 39 54) ile buluştuktan sonra 5 saatlik bir yolculukla Hasankeyf adlı ilçeye ulaşıyoruz. İran’da da Hasankeyf adlı bir yer olduğunu öğreniyoruz. Tuhafımıza gidiyor biraz. Hasankeyf 1700 rakımlı. Burada Alemkuh dağının dağ evi bulunuyor. Dağ evi kentin bir ucunda. Alışveriş yapmadan buraya geldiyseniz bunun için kente tekrar dönmeniz gerek. Burada 1 dolara duş alabilirsiniz. Alemkuh’a çıkacak olanlar, buraya 30 dolar ödüyorlar. Bu dağ evine uğramadan Hasankeyf’in içinden bir jip tutup dağa gitseniz birilerinin sizi durduracağını sanmıyorum. Dönüşte zirve sertifikasını da buradan fazladan para ödeyerek alıyorsunuz.

Burada av bayilerinde vidalı ve geçmeli kartuş bulabilirsiniz. 250 gr olan kartuşlar 3 dolar kadar. Jipler Hasankeyf’ten son noktaya kadar toplam 50-60 dolara sizi götürüyor. Bir jipe yüklerle birlikte 5 kişi binebilir. Jiplerin ulaşabildiği son noktadan sonra katır isterseniz Hasankeyf dağ evine söyleyin, onlar gerekli görüşmeyi yapacaktır.

Yalnız burada kararınız net olsun. Bir isteyip bir istememek gibi durumlar ülke puanımızı düşürüyor. Sadece dağlarda değil lokantalarda da verdiğiniz siparişi sakın değiştirmeyin. Kararlı olun. Aldığınız karar başkalarını da etkileyeceği için kararınızı değiştirmeyin. Türk gruplarda bu sorun var. Lütfen dikkat ediniz. Sizin her davranışınız ülke puanı olarak iyi veya kötü hepimize yazılacaktır.

İran’da Türkçe bilen insanlarla uzun süre geçireceksiniz, bizi anlıyorlar. Onların da bir beyni, bir kalbi olduğunu unutmayınız. Söylediğiniz sözlere, davranışlara dikkat edin, kırıcı olmayın. Özellikle Azerbaycan Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasındaki benzer veya farklı yönler komiğinize gidebilir, ancak Anadolu’da bir köye gittiğinizde, o köylünün yüzüne karşı ne biçim konuşuyorsun diye yüzüne karşı güler misiniz? Orada da gülmeyin, kırıcı olur.

Hadankeyf’ten jip kiralayıp 12 km’lik; 1 veya 1.5 saat süren çok kötü yollardan yukarılara çıkacaksınız. Yolun bittiği yerden 4 saatlik tam yük yürüyüşle 3700 rakımlı “Hesarçar” kamp yerine ulaşacaksınız. Burada başka gruplar da olacaktır. Ancak burası, Demavend ve Sabalan gibi kalabalık değil.

Hesarçar kamp yerini çevreleyen 4500 üzeri birçok zirve var. Buraya kamp atıp her gün bir veya birkaç zirveye yürüyerek çıkabilir, buz veya miks tırmanışı yapabilirsiniz. Marjikoş (4605 mt.) zirvesine ulaşana kadar Alemkuh zirvesini göremeyeceksiniz. Kamp yerinden görünen zirveler Alemkuh değil. Hesarçar kamp yerinde ilk dikkatinizi çekecek olan kuzeybatı yönündeki üçgen şeklinde sivri bir kaya zirvedir. Bu zirvenin adı “Allah’ın Parmağı”dır. Yönünüzü bu dağa döndüğünüz vakit sağınızda Marjikoş’a ve dolayısıyla Alemkuh’a giden patikayı görürsünüz.  Aslında Alemkuh’a giden birçok patika var. Allah’ın Parmağı’nın hemen altındaki daralan vadi de kıvrılarak Alemkuh’a gider. Ancak burayı tercih etmeyin. Yukarıdan giden dağcılar üzerinize taş düşürebilir.

Bu patikaları takip ederek zirveye ulaşabilirsiniz. Grup hızınıza göre kamp yerinden zirve 5-7 saat arasında değişir. Biz sabah 06.30’da başladık ve 13.30 civarı zirveye ulaştık. Jiplerin ulaştığı yerden Hesarçar’a 4 saat yürüdüğünüzü düşünürsek, ortalama 10 saatlik bir yürüyüşle zirveye ulaşılıyor denebilir. Bölge yemyeşil. Her mevsim kar olan bir yer olduğu belli. Demavend’e göre su sorunu yok. Dağda kükürt olmadığı için derelerden akan sular içilebilir. Hesarçar kamp yeri, gürül gürül derelerin olduğu bir yer. İnsanlara çok uzak ve çok yüksek olduğu için keçi, koyun, inek hiçbir şey yok. Yani sular rahatlıkla içilebilir.

Dönüş yine aynı yerden olacak. Döneceğiniz zamanı jiplerinize bildiriniz. Geç kalma konusunda onların opsiyoları hep olur. Gelmediniz diye gitmezler, beklerler. Sizin de jipten başka çareniz yok. Dağa gelmek ya da dağdan dönmek için jip kullanmanız mecburi. Yürüyerek dağa yaklaşmak fazladan iki veya üç gün yük taşımak demek.

Başta İran Dağ Arama ve Kurtarma görevlisi rehberimiz Mostafa Rastad’a, Türkiye Dağcılık Federasyonu’na, İran Dağcılık Federasyonu’na, kulübüm Zirve Dağcılık’a ve Değerli Başkanım Orhan Kozan’a, Reneh dağ evindeki Rasul’a, Reza Amca’ya ilgi ve yardımlarından dolayı teşekkür ederiz.

Mehmet GÜLTEKİN

2 – 3 / Temmuz 2018 Alemkuh Tırmanış Raporu