FB_IMG_1472670607406Azerbaycan dağ faaliyetimizin 2. etabındaydık. Rusların bu topraklardan çekilip giderken bırakıp gittikleri Sovyet kamyonumuz, gecenin içinde homurdanan huysuz bir aygır gibi dağların sessizliğini boza boza Şahdağı’nın kamp yerine gelmiş olmalı ki birden bire durdu. Bir müddet bekledik. Acaba tekrar çalışacak mı diye. Çünkü aracımız yavaşlarken beraber istop ediyordu. Yine o cinsten bir duraklama mı bilemediğimizden, soran gözlerle başka gözler aradı gözlerimiz. O sarsıntıda, derelerden, kayalardan atlaya zıplaya geçen Rus kamyonumuzun kasasında yorgun bedenlerimiz, yıldızların altında kendini uykuya terkediyordu. Öyle yol olmayan yerlerde, en az 60 yaşında, böyle konforsuz bir kamyonun kasasında uyunur mu demeyin. On sekiz saat süren Bazardüzü zirve çıkışı dönüşü, paldır küldür kampı topla, kamyona istiflen… Uyursun, sen de uyursun.

Ay, konuklarına yardımcı olmak için Kızılkaya’nın tepesinden göründü görünecek. Herkeste bir çadır kurma telaşı. Çadırını kuranlar, o yorgunluk sonrası, yemek bile yiyemeden tulumlarına gömülüp kusursuz bir uyku çekmek için çadırlarına girdiler, kimisi ise hala çadır kuracağı yerin taşlarını ayıklamakla meşgul. Hiçkimsede ses yok. Ben sıcak suda anında yumuşayan bir makarna yaptım ama suyu kaynatmak bir saatimi aldı. Rakım 2550 metre idi. Yemeğimi bitirir bitirmez çadırıma girdim. Vahap abi de yemek yemeden uykuya dalanlardandı. Benim geldiğimi fark etmedi bile. Tulumuma girer girmez uyumuşum. Ertesi günü boş gün yapmıştık. Sabah 9 sularında uyandım. Aladağların kayalık vadilerine benzeyen bir vadide kamp atmışız demek ki. Manzara harikaydı. Makinamı aldım. Güzel birkaç fotoğraf çektim. Güneş henüz çadırlarımıza ulaşamamıştı. Kamp yerimizin yan tarafından gürül gürül bir dere akıyordu. Dereye küçük bir keşif yürüyüşü yaptım. Ellerimi, kollarımı, bacaklarımı, boynumu buz gibi sularla yudum. Bütün yorgunluğum, Şahdağ’ın bu çelik gibi sularında akıp gitmişti. Geri döndüğümde birkaç kişi daha uyanmıştı. Çadırdan dışarıya kafasını uzatan herkes, doğanın bakirliğine, güzelliğine “iyi ki buradayım” dercesine bakıyordu.

Derken ortalıkta kahvaltı hareketliliği başladı. Güzel bir kahvaltıdan sonra rehberimiz Babek ve kaptanımız Rasim’den akşam yemeği için Çoban Müseyb’ten bir koyun alıp Hınalık’ta haşlayıp gelmeleri için sözleştik ve Engin’le birlikte şelalelere doğru yürüyüşe çıktık. Yemyeşil bir vadinin içinde şırıl şırıl bir dere, renk renk çiçekler eşliğinde akşamı ettik.

Akşam, o gece yapacağımız tırmanışı organize etmek için toplantı yaptık. Bazardüzü zirve çıkışında görülen aksaklıkları en aza indirebilmek için yapılan bir toplantıydı bu.

FB_IMG_1472670471324FB_IMG_1472670491265O gece Türkiye saati ile 02.00’de zirveye doğru hareket ettik. Bir gün önce dolaştığımız vadilerden şimdi bir hedefe ulaşabilmek için hızla çıkıyorduk. Vadinin bitiminden sola dönerek çadırların arasındaki bir cılgadan yükselmeye başladık. Son bulak, buradaydı. Su eksiğimizi tamamladık. İlk boyuna ulaştığımızda güneş doğmak üzereydi. Burada “seher yemeyi” molası verdik. Hava kapalıydı ve buz gibi bir rüzgar esiyordu. Kahvaltı molasından sonra solu dağ, sağı aşağılara kadar uzayıp giden zaman zaman buza denk geldiğimiz bir çarşaktan ikinci boyuna kadar iki saatte gelebildik. Buradan sola dönerek dimdik bir rampadan yükselmeye başladık. Bir buçuk saat sonra Şahdağı buzuluna ulaştık. Buzuldan 45 dakka yürüdükten sonra zirveye yarım saatlik bir mesafe kalmıştı. Zirveye geldik. Haldır huldur fotoğraflarımızı çekildik. “Günorta yemeyi”ni orada yedik.

Hava hızla kapatıyordu. Elimizdeki kazma, baton gibi metaller bulutlardaki elektrik akımına maruz kalabileceği için pançolarımızla bu metalleri sararak hızla irtifa kaybetmeye çalışıyorduk. Yağmur yakaladı yakalayacak… Gök gürültüleri… Hızla iniyoruz. Çarşak bölgenin bitiminde hava tekrar açıldı. Saat 17.00’de kamp yerimize ulaştık. Yarım saat içinde toplanarak Hınalık’a doğru, ünlü kamyonumuzla yola koyulduk.

FB_IMG_1472670663674Azerbaycan’da bizi duygulandıran birçok şey yaşadık. Öncelikle Azerbaycan’ın anlatılanların aksine çok güvenli bir ülke olduğunu bilin.

kazıklamak için çaba içinde olmadığını bilin. Ama yine de bir şeyi almadan, bir şey yemeden önce liste veya üzeri fiyatı yoksa fiyatını mutlaka sorun.

Taksiciler Türk olduğumuzu öğrenince para almak istemiyordu. Müze girişleri yerli 2, yabancı 4 manat iken, bize, siz yerlisiniz deyip 2 manat almaları, dağda karşılaştığımız Azerbaycan subaylarının bilinçli, aklı başında konuşmaları… “Türkiye benim ikinci vatanım.” “Burası Rus sınırı, dikkat edin, bir hata yapmayın ki, biz zor duruma düşmeyelim, biz zor duruma düşersek Türkiye de üzülür. Biz biriz.” gibi cümleler ve daha niceleri… Ruhumuzun derinliklerine gömdüğümüz Turancı tohumları birden bire ve yeniden patlatmaya yetti. Orada çok iyi anladık ki, Haydar Aliyev’in dediği gibi, “TEK MİLLET, İKİ DEVLET” idik. Yaşasın Turan Boyları!

“DAĞA GİDİŞ” Belgeselimiz için tıklayınız:

Bazardüzü Zirve Tırmanışı için Bazardüzü Raporu sayfasının en altına gidiniz.

Şahdağ’da Serbest Gün bölümümüzü izlemek için tıklayınız:

Şahdağı Zirve Faaliyeti Bölümünü izlemek için tıklayınız:

Şahdağı’ndan Dönüş ve Hınalık Bölümünü izlemek için tıklayınız:

Tırmanış sonrası Bakü belgeseli için tıklayınız:

Mehmet GÜLTEKİN

styxdiablo@hotmail.com

+90 543 698 2 698

FB_IMG_1472670675505

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Komünist Kamyonumuz

15 kişilik ideal bir ekiple 21 Ağustos gecesini 22 Ağustos’a bağlayan gece Sabiha Gökçen Havaalanında buluştuk. Uçağımızın rötar yapması nedeniyle sabaha karşı 5’te inebildik Qebele havaalanına. Rehberimiz sevgili dostum Babek Orabanlı ve kaptanımız Hüseyin orada bizi bekliyorlardı. Derhal eşyalarımızı araca yükleyip yola koyulduk. Heyder Aliyev Bulağı’nda küçük bir mola verdikten sonra Şamahı kentine kadar hiç durmadan gittik. Şamahı çok özel bir yerdi benim için çünkü romanımın başkahramanı Nesimi’nin doğduğu yerdi. Oradan geçerken kulaklarımda “Sığmazam, sığmazam, sığmazam Ene’l-Hak” sözleri çınlıyordu. Tüylerim diken diken oldu. Şamahı’da kahvaltımızı yaptıktan sonra yola devamla Kuba kentine kadar geldik. Burada Azerbaycan simkartlarını aldık, paralarımızı Manat’a çevirdik, kumanyamızı aldık ve son kez yemek yedikten sonra Hınalık Köyü’ne yani Şahdağı Milli Parkı girişine doğru yola koyulduk.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Hınalıklı Çocuklar (Onlara çikilota götürmeyi unutmayınız.)

Milli Parkın kapısında bizi kötü bir şaşırtı bekliyordu. Çünkü Azerbaycan’da kafanıza göre dağa gidemiyorsunuz. Giderseniz dağlarda gezen askerler tarafından tutuklanabilirsiniz. Azerbaycan’da dağcılık yapabilmek için Ekoloji Nazirliyi’nden izin alınması gerekiyor. Bu iznin bölge karakollarına gönderilmesi vs. 15 gün sürüyor. Bizim izin yazılarımız Babek’te idi ama bu izin yazılarının ilgili nüshaları, Hınalık’taki jandarmaya gönderilmemişti. Bu nedenle Şahdağı Milli Park girişinde 3 saat kadar bekledik. Yol yorgunuyduk ve bu 3 saatin bizim için değeri çok fazlaydı. Neyse ki bu durum tadımızı kaçıramadı ve GAS marka 4×4 eski Rus askeri kamyonetine eşyalarımızla birlikte istif olurken bizi şahane bir yolculuğun hatta şahane bir safarinin beklediğini bilmiyorduk. Dimdik yokuşlardan çıkıyorduk, bu araba buradan inemez dediğimiz yerlerden iniyor, derin derelerden geçiyor, yol olmayan dağ yamaçlarından paldır küldür gidiyorduk. Hayatımda yaptığım en güzel yolculuktu diyebilirim.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bu çılgın yolculuk, hepimiz için büyük bir şaşırtı oldu.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

3 saat sonra sovyet kamyonumuz durdu.

Şahdağı’nın içlerine girdikçe, Kafkas yaylalarını, atlarını, atlı askerleri gördükçe başka bir dünyaya girdiğimizi anımsıyorduk. Uçsuz bucaksız platolardan geçerek “Sovyet kamyon”umuzla kamp yerimize doğru ilerliyorduk. Her vadiden geçişte her yüksek dağ görüşümüzde “Acaba Bazardüzü burası mı?” diye birbirimize soran gözlerle bakıyorduk. Rehberimiz öndeydi. Garip ama bir o kadar da eğlenceli “komünist kamyon”umuz, bizi nereye götürürse oraya gidiyorduk. Yolculuğumuzun sonlarına doğru, çok derin bir nehirden gürültülerle çıkarken kamyonun kasasına kadar sulara gömülmemizden dolayı çok koktuk çünkü hem kendimiz hem de sırt çantalarımız ıslanabilirdi.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bizim dağlarımızda bu adlar neden yok?

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kafkas Dağları’ndaki derin ve ürkütücü vadiler

Vadinin iyice daraldığı yerde “Komünist kamyon”umuz böğürerek durdu. Gün, yerini geceye devrederken çantalarımızı kamyondan indirip kampımızı kurduk. Az ilerideki “bulak”tan sularımızı doldurduk, termoslarımıza sıcak su hazırladıktan sonra çadırlarımıza çekilip uyuduk. Sabah 03.00’te kalkıp 04.00’te zirveye hareket ettik. Nereden bilebilirdik ki kamp yerimize tam 18 saat sonra döneceğimizi. Bu gecikmenin nedenleri vardı elbette. Ana kampa tam yükle ulaşmaktan vazgeçtiğimiz için ana kampa 3 saatlik mesafede kamp kurmuştuk ve hal böyle olunca zirveye 3 saat geriden başladık. Ayrıca kamp yükü ile ana kampa ulaşmak gerçekten çok zordu. Çünkü, buzullardan gelen çamurlu, coşkun bir derenin yüz metre üst yanından, patika sayılmayacak, incecik bir cılgadan, küçücük dahi bir hatanın ölümle sonuçlanabileceği bir yerden “aman dikkat” diyerek geçiyorduk.

 

Yolumuzun üstünde her yer bulaktı. Bulakların buz gibi sularından kana kana içiyorduk. Azerbaycan toprağı bizi öz çocuğu kabul edip bağrına basıyordu. O sulardan içtikçe, Azerbaycan, genlerimize vatan toprağı olarak işliyordu. Biz de Azerbaycan’ı öz vatanımız kabul etmiştik zaten doğduk doğalı.

Üstü toprakla kaplanmış buzullar, bembeyaz başlarını çıkarmaya çalışıyordu sanki bizi selamlamak için. Zirve buzuluna kadar su olmayacağı konusunda rehberimiz sevgili Babek, bizi uyardı. Suda hafiften bir kükürt kokusu vardı. Bu sonuncu bulaktı. Buradan dikine vurduk. Parkur gittikçe dikleşiyordu ve bu dik çarşak parkurda zikzaklar çizerek irtifa almaya çalışıyorduk. Her biten tepenin ardında, daha da dik bir parkurdan ulaşabileceğimiz başka bir tepe daha görünüyordu. Üstüste gelen bu kötü şaşırtılar, kaç kere tekrar etti bilinmez. Bu dik rota, fena yorucuydu. O zirveyi yapan tüm ekip arkadaşlarımı gerçekten, içtenlikle kutlarım.

 

Rehberimiz Babek, ara sıra uzanıp giden Kafkas dağları hakkında bilgiler veriyordu. Şu Çıngız (Cengiz) Dağı, şu Tufan Dağı, şu Atatürk Zirvesi, şu Heyder (Aliyev) Zirvesi, şu Bazaryurdu… Eeee diyoruz, “Hani Bazardüzü?” “Onu 5 saat sonra görebileceksiniz.” diyor. “Varacaksınız.” demiyor, “Göreceksiniz.” diyor. Ne yorucu…

 

Rehberimiz sadece dağları değil, başka bir coğrafyada olmamızdan dolayı şaşakalmış yön duygumuzu da tamir ediyordu. Şurası güney batı, orada benim memleketim olan Şeki kenti var, Oğuz, Qebele kentleri var, doğuya doğru giderseniz İsmayıllı ve Şamahı rayonları, Quba, Qusar… Yönümüz tarafı ise Dağıstan yani Rus toprakları.

 

Sürekli olarak kısa molalar vererek yükseliyorduk. Bazardüzü çıkışında hiç düz ya da iniş yok. Hep yokuş… Hem de ne yokuş… Saatler süren bir yolculuktan sonra Babek, bu dağa çıkan ilk Türkiye grubu siz olacaksınız, demez mi. O ana kadar bilmiyorduk. Bu tarihi olayı kendi haneme yazmak istediğimi söyledim rehberimize ve kendisinden önden kopup gitmek için izin aldım.

 

Kafkas dağlarının 3. en yükseğine yani Bazardüzü Zirvesine Türkiye’den ilk çıkan kişi olma onuruna eriştim. Önceki yıllarda Kafkasların en yükseği Rusya’daki Elbruz’a iki kez, Kafkasların 2. yükseği olan Gürcistan’daki Kazbek’e  bir kez çıkmıştım. İşte şimdi üçlüyü tamamlamıştım. Biliyorum ki, bundan sonra ülkemizden bu dağlara akın olacaktır. Doğrusunu söylemek gerekirse birçok dağ gördüm ama beni bir Kaçkarlar bir de Azerbaycan dağları bu kadar etkiledi.

 

Atlı Azerbaycan askerleri, atlı çobanlar, köylerde insanların Türklere karşı sıcaklığı, şehirlerde Türk olduğumuz için para almayan taksiciler, müze girişlerinde bizden yerli ücreti alan görevliler, ruhuma sinmiş olan Turan duygularını ululadı.

 

Çok değişik duygularla, gecelerden bir gece, tüm kampı toplayıp, yıldızlı Kafkas dağlarının geçit verdiği vadilerden, Şahdağı’na doğru, bilinmez bir karanlıkta “komünist kamyonumuz”la yola koyulduk.

 

Şahdağı anlatımı diğer sayfada…

“DAĞA GİDİŞ” Bölümünü izlemek için aşağıdaki videoyu izleyiniz:

Bazardüzü Belgeseli 1. ve 2. Bölümlerini izlemek için aşağıdaki videoları tıklayınız:

2.Bölüm:

Tırmanış sonrası Bakü gezimizin belgeselini izlemek için tıklayınız:

Mehmet GÜLTEKİN

styxdiablos@hotmail.com

+90 543 698 2 698


O kadar zor oldu ki…

Bir gerçek: 2016 yılında Türkiye’den Elbrus’a gidebilen, gitmeyi başaran tek grubtuk.

Vize  ücreti, sigortası ve vize için İstanbul’a gidiş, kurumdan izin almak için görev yerine gidiş-geliş derken, geçen yılki Elbrus ekspedisyonu için harcadığımız toplam parayı henüz Elbrus’a gitmeden harcadık. Çektiğimiz zahmet, grup sayımızın bu aşamalarda sürekli olarak aşağılara düşmesi de bizi yıldırmadı ve sekiz kişilik uyumlu ve eğlenceli bir grupla Elbrus Zirve Çıkışını başarı ile gerçekleştirdik.

1 Ağustos 2016 gecesi başlayan yolculuğumuz, 9 Ağustos sabahı son buldu. Geçen yılki Elbrus tırmanışımıza göre oldukça zor bir faaliyet oldu. Geçen yıl tırmanış sırasında bir tane bile fenalaşan kişi görmezken bu yıl onlarca kusan dağcı, fenalaşarak arkadaşlarının koltuğuna girerek dönmeye çalışanlar, arkadaşıyla donmamak için nöbetleşe uyuyanlar, emekleyerek zirveye ulaşmaya çalışanlar… Çok şey gördük. Bu yıl havadaki basınçta bir değişiklik vardı muhtemelen. Hepimizin yüzünde, kulaklarında, burunlarında soğuk yanıkları oluştu. Bunu da geçen yılki ekspedisyonda yaşamamıştık.

Rusya ile ilgili birkaç söz etmenin de tam yeri. Etin kilosu 6 TL, lpg’nin 4 litresi 1 dolar, alkol neredeyse bedava… İnsanlar, az para ile mutlu olmayı biliyorlar. Elbrus Dağı çevresinde Türkleri sevgi ve muhabbetle karşılıyorlar. Türk olduğumuzu anlayınca para almak istemeyen bakkal kadını mı sorarsınız, seneye gelince bizim evde kalın, otele gitmeyin diyeni mi… Yalnız bu ilgiyi büyük şehirlerde, özellikle de Türklerin yanlış tanıtıldığı şehirlerde beklemeyin.

Rusya’da içtiğiniz sudan hiç hazzetmeyeceksiniz. Çünkü sularının neredeyse tamamı mineralli su. Çoğu da hem mineralli hem asitli… Sadece “bon aqua” adlı bir su markaları var, bizim suların tadına benzeyen.

Çeget Köyü’ne Tırnaul kentinden giderken, yolda asfalt çalışması vardı. Asfaltın 10 cm kadar altına tel yerleştirildiğini gördük. Bu teller 5 cm kare şeklinde örülmüş ve asfaltın her yerine yerleştiriliyordu. Şoförümüze bu tellerin ne olduğunu sorduk ve ısıtıcı olduğunu söyledi. Kışın kar kürümek, greyderler, bir yeri açarken diğer yerin kapanması, daha fazla greyder alımı, greyder kürüdükten sonra kalan karların buzlanmaya neden olması, ya da yolun kenarına yığılan karların eriyerek buzlanmaya neden olması gibi birçok sorunu kökten sildikleri için Ruslara hayranlık duyduk. Yılda 10 gün kullanılmak üzere bir sürü iş makinesi alıp yığmak yerine, sadece bir düğme marifetiyle bu işleri kolaylamak ne kadar da mantıklı. Hatta yolların muhtelif yerlerine konulacak kar sensörleri bile bu ısıtıcıların kolaylıkla çalışmasını sağlayacaktır.

Etkinlik bitiminde Çeget Köyü’nde Edelveys pansiyonda bir gün kaldık. Bu otel bir Balkar Türk’ü olan Zuhra’nın ailesi ile birlikte işlettiği hem lokanta hem de oteldir. Kahvaltısı, et çorbası muhteşem. Dağdan sonra sıcacık bir duş ve yumuşak bir yatak çok dinlendirici oluyor. Bu otelin sahipleri tam anlamıyla bir Türksever. Tıpkı Garabaşi’de barellerinde konakladığımız Buzciğit (Buzyiğit) ve Hakim abi gibi.

Bu bölgede Türkiye’den gelenlere “Türklü” deniyor. Gittiğiniz zaman şaşırmayınız. Üniversitedeyken hocam anlatmıştı: “Türklerin yaşadığı bölgelere bir gün giderseniz, orada ‘Ben Türklü hocanın kızıyım, oğluyum, torunuyum.’ gibi sözler duyarsanız, bilin ki, onlar 2. Abdülhamit’in o bölgelere gönderdikleri imamların efradıdır.” Türklü lafını ilk kez orada duymuştum. Bölgedeki yer adlarının çoğu da Türkçe: Adır-su, Tegenekli (Değenekli, Değnekli, Deynekli), Terskol, Elbrus’un karşısındaki dağın adı Tanguzorun(Donguz, Domuzorun yani domuzyeri) … ve Mingitav(Mingi-bengü:ölümsüz; tav:dağ)

Gelelim dağ tırmanışı sonrasında 10 saatlik mesafedeki Krasnodar gezimize. Güney Rusya’nın ve Kuban bölgesinin başkenti. Gezmekle bitiremeyeceğiniz çok güzel bir şehir. Tarihi ve Baltık tarzı binaları ile, Rusya’ya özgü meydanları ile çok güzel bir kent. Tiyatro Meydanını (Teatraya Ploşad) ve Kızıl Meydan’ı görmeden zaten gitmezsiniz(Krasnıy Ploşad) ama eğer bir gün yolunuz Krasnodar’a düşerse zamanı iyi ayarlayıp bu tarihi cuma, cumartesi ve pazar günlerine denk getirin. Kırmızı Cadde (Krasnıy Ulitsa) bu üç gün trafiğe kapatılıyor ve türlü gösteriler ve sokak konserleri boy gösteriyor. Renkli, ışıl ışıl bir cadde. Biz bu kentte büyülendik.

Kurduğum dostlukları pekiştirerek geri döndüğüm için çok mutluyum. Ben artık o insanları özlerim. 2017’de bir kez daha Elbrus neden olmasın…

Aklıma geldikçe bu yazımı uzatacağım.

Katılan değerli arkadaşlarıma, edindiğimiz yeni dostluklar için çok teşekkür ederim.

Vahap Ağirtaş‘a
Birol çakıroğlu‘na
Yücel Yücetaş‘a
Abdurrahman Eğilmez‘e
T Fikret Yurt‘a
Reşat Aktaş‘a
Gültekin Uğuzeş‘e çok teşekkürler…

Videolar için linki tıklayınız.

1. Bölüm:

2. Bölüm:

 

2015 Elbrus çıkışım: Tek Bölüm:

Mehmet GÜLTEKİN

Gezgin

 

  1. Gün Rotası: Dere Kasabası – Başköprü – Şırlavuk – Sorkun – Heseli – Eski Yayla Yolu – Sarınç – Diklitaş Yaylası Parkuru (13 km
  2. Gün Rotası: Dikilitaş Yaylası – Dipsiz Göl – Via Sebaste – Sultanmuğarı Yaylası – Boğazyurt Yaylası – Halkalıyazı Yaylası Parkuru (16 km)

3. Gün Rotası: Boğazyurt Yaylası – Hacı’nın Oba Yeri – Harmankaya – Sivri Arası – Yeni Suyun Önü – Kalandras – Çimi Parkuru (22 km)

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Isauria Vetus – Sırıstat (Bozkır)’a giriş

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Dere Başköprü arasındaki eski yol

Yorucu, eğlenceli, bol muhabbetli bir etkinliği daha geride bıraktık. Ülkemizin çeşitli yerlerinden gelen katılımcıları, bu yıl, gerçekten çok zor olan bir trans faaliyeti bekliyordu. Bu nedenle bu transı bitirmelerinden dolayı katılımcıların her birini tek tek tebrik etmeden geçemeyeceğim. Özellikle 3. gün yürüyeceğimiz toplam 23 km’lik rotanın 15.5 km’si, Toroslar’ın 2300 rakımlı geçit vermeyen kayalıklarından, cılız patikalarından(cılga) ve patikasız yerlerinden yürünerek bitirilmiştir. Kısa ve uzun inişlerle, kısa ve uzun çıkışlarla süren 15.5 km’lik dağ zirvelerinin eteklerinden geçen rota, tüm enerjimizi aldı. Ama dağa doyduk. Rüzgarında ve kar mağaralarında serinledik. Yanımıza aldığımız en az 4 litre olan sularımızı bitirdik. Güneşin yakıcılığı ve bitmek bilmeyen inişler-çıkışlar dağların muhteşem doruklarının güzellikleri yanında önemini yitiriyordu.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Başköprü

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Başköprü

Bu rotadan ilk kez yapılan bu trans faaliyetinin rota kaydı, rota sitelerine “Toros Transı” adı ile kaydedilecektir.

Rota, Toros geçişi amaçlı olup Tuz Yolu ve Via Sebaste’den de geçmektedir. Zaman zaman kayalıkların arasındaki bir vadideki taş döşeli antik yoldan bazen ladin ormanları arasından bazen de gölgeliksiz Toros zirvelerinden geçmektedir.

Kuşadası’ndan Vahap AĞIRTAŞ, İstanbul’dan Hasan Hüseyin KARABAĞ, Marmaris’ten TC Serpil Poyraz, Aygün GÜNAY, Anjelika KALABAY, Fethiye’den Nermin ÇALIŞ, Bursa’dan İfakat ARAT, Mersin’den Atilla HanifiTC Atilla Hanifi Avcıoğlu, Antalya’dan T C Mehmet Fiçi, Konya’dan Serap Ayanoglu, Bodrum’dan Mehmet GÜLTEKİN, Balıkesir’den TC Saygın Saner, Serdar ERGELEN, Muharrem Şeker Özgür Ruh, İstanbul’dan Gülşen Seven,Onur Çelik, Ülkü DEMİR Ankara’dan Selim Sağdıç, İzmir’den Özhan Geçeli, Alanya’dan Mehmet Naci Çezik, Söke’den Işıl Sözer etkinliğimizi sağ salim ve başarıyla bitirmişlerdir. Hepsini kutlarım. Zoru başardınız arkadaşlar.

3. kez dağcıları ağırlayan Bozkır’dan sessiz sedasız geçip gittik. Yerek yönetimlerin ilgisizliği, irtibat kurma isteklerimizi karşılıksız bırakmaları bizi üzse de dağlar bizi bekliyordu.

 

 

 

 

Bu rotayı her yönüyle tanımak ve yürümek için aşağıdaki belgesellerimizi izleyiniz.

  1. Bölüm: Dere Kasabası – Sorkun – Dikilitaş Yaylası Parkuru (14 km)

2. Bölüm: Dikilitaş Yaylası – Dipsiz Göl Parkuru (8 km)

3. Bölüm: Dipsiz Göl – Antik Yol – Sultan Muğarı Yaylası – Sayılı Muğarı – Boğazyurt Yaylası – Halkalıyazı Yaylası (15 km)

4. Bölüm: Halkalıyazı Yaylası – Hacı’nın Oba Yeri (7.5 km) Parkurunu izlemek için tıklayınız.

https://www.youtube.com/watch?v=JY2bYqrULvE&feature=youtu.be

5. Bölüm : Hacı’nın Oba Yeri – Sivri Arası – Yenisuyun Önü – Kalandras – Çimiköy Parkuru

KARAÖZ – KORSAN KOYU (MELANİPPE) – GELİDONYA FENERİ – ADRASAN – MUSA DAĞI (OLİMPOS DAĞI) – OLİMPOS – ÇIRALI – CHİMERA (YANARTAŞ) – ULUPINAR YÜRÜYÜŞÜ

Bu bir dağcılık faaliyetidir. Konfor arayan gelmesin. Herkes kendi masrafını öder.

10246773_10152371751201306_7513797787866320820_n

10246323_10152371755851306_848929938811762236_nAma Önce Şartlar:

Yorulacağız, iyi veya kötü şaşırtılar olacak, şaşıracağız, doğada küçücük kalmanın hafifliğini yaşayacağız; ama bunları yaşadık diye lidere, rehbere karşı olumsuz bir tutum takınmayacağız, arkadaşlarımıza negatif enerji yaymayacağız, dedikodu yapmayacağız. Amacımız ülkemizin en güzel ve en ünlü yürüyüş rotasında güzel bir 4 gün geçirmek.

10176048_10152371791176306_7912105260404802984_n

Chimera’ya çıkan bana ait rota (Bedava rota)

Lukka Yolu’nda çekilmiş artistik fotoğrafları görerek, bizler de hiç yorulmadan kolaylıkla bu artistik pozları vereceğiz zannedenler, aman dikkat! Çünkü öyle olmayacak, deli gibi yorulacağız bu pozları verebilmek için.

10173652_10152371761411306_7716591498320050518_n

Musa Dağı – Yangın bölgesi

Dağlarda, patikalarda, orman yollarında, taşlık vadilerde, çok az da olsa toprak yolda yürüyeceğiz. Beklentisi farklı olanlar gelmesin.

577601_10150885664371306_175661282_n

Gelidonya Feneri

Tarihi bir yolculuk da olacak. Doğa ve ormanın kucaklaşmasını seyredip bakir doğanın ve tertemiz denizin sesini dinleyeceğiz. 2007 yılında dünyanın en güzel yeri seçilen Gelidonya Feneri’ni göreceğiz. 1959368_10152371752476306_7376881103103895275_n

575105_10150885686961306_91262550_n

Bu tabelayı görünce yürüyüş bitmiş olacak.

562257_10150885671836306_1822166462_n

Adrasan’dan Musa Dağı’na giriş.

Fiyatlandırma: Tüm ulaşım ve taşıma (lojistik) ücretleri, Olimpos’ta 4-5 kişilik bungalovda konaklama, açık büfe kahvaltı ve akşam yemekleri, yürüyüş kumanyası dahil (yemekle uğraşmayacağız), toplam 290 tl olacak gibi görünüyor. Biliyorsunuz bu tip konaklamalı ve yemekli Likya Yolu yürüyüşleri tur firmalarınca dağcı olmayanlara 800-900 tl aralığında yapılmaktadır. Bizler tur için değil, dağcılık faaliyeti olmasını amaçladığımızdan herkes kendi payına düşen masrafı ödesin diye düşündük. Öğle arası kumanyası, ekmek arası, zeytin, peynir, domates, salam gibi olacak, yanında meyve suyu. Ben yemem diyenler, başlarının çaresine baksınlar. Dedik ya, konfor arayanlar gelmesin diye… 🙂

Listeye geç eklenenler, 3 gün için 15 TL eksik ödeyip çadırda kalacaktır.  Çadır,  tulum, matlarını  da kendileri getirecektir. Ya da 3 gece konaklama için 30 TL fazla ödeyip konforlu odalarda kalacaklardır. İsteyen olursa artı 30 TL karşılığında konforlu odalarda kalabilirler.

564288_10150885675071306_2132820094_n

Musa Dağı – Yangın bölgesi

558681_10150885675911306_1194122536_n

Yanartaş – Chimera – Bellerophontos’un ejderhayı yendiği yer.

Tarih: 29-30 Nisan – 01- 02 Mayıs 2017 (3 gece 4 gün)

Mesafe: Yaklaşık 50 km

 

Bir peşin uyarı daha: İstanbul’dan katılacak arkadaşlar;İstanbul’dan lütfen ucu ucuna çıkmayın.

556779_10150885677366306_564246478_n

Korsan Koyu (Melanippe)

555421_10150885682781306_174227685_n

Musa Dağı’ndan Olimpos’a sandal ormanından inerken…

Program ayrıntıları:

Ücrete dahil olarak, öğlen yemeği için kumanyayı tesiste vereceğiz. Kahvaltı ve akşam yemekleri Olimpos’ta konaklayacağımız yerde açık büfe olarak verilecektir.

Çadır kur, topla, akşama tekrar kur vs ile uğraşmayacağız. Ücrete dahil olarak, 3 gece boyunca Olimpos’ta Bungalovlarda konaklayacağız. Yürüyüş bitiminde araçlarla Olimpos’a bırakılacağız. Yani bu sefer biraz “concon” oldu.

555375_10150885672931306_118815159_n

Öğle yemeği ve uyku molası – Musa Dağı

545858_10150885682396306_1864139536_n

Musa Dağı’nı aşarken…

 

 

1. GÜN: Sabah 08.00’de Antalya otogarında buluşma. Saat 10’da kampinge yerleşme. Saat 11’de Musa Dağı (Olimpos Dağı-Genel kanaat olan Tahtalı Olimpos değil.) Adrasan yürüyüşü. Akşama Adrasan’dan araçlarla dönüş. Akşam yemeği. Serbest zaman. Parkur 17 km’dir.

 

 

2. GÜN: Olimpos’tan Karaöz’e araçla geçilip, Karaöz, Korsan Koyu, Gelidonya Feneri, Adrasan yürünecek. 23.5 km. Bitmek bilmeyen yorucu ve çok güzel bir rotadır.

 

 

3. GÜN: Yatış günü. Kahvaltıyı kampingte yapacağız. İsteyenler tüm gün denize girebilir, isteyenler kaya tırmanışı yapabilir. Akşam yemeği kampingte. Güneşli güzel bir gün olması için totem mi tutarsınız, dua mı edersiniz şimdiden bilemem.

543334_10150885680461306_8128362_n

Açıklarda Sulu Ada görünüyor

543624_10150885684381306_1021443940_n

Olimpos’ta kendini atıverme molası

 

4. GÜN: Olimpos, Çıralı, Yanartaş, Ulupınar yürüyüşü. Saat 3 gibi yürüyüşümüz bitmiş olacaktır. Buradan araçlarla Antalya otogarına bırakılacaksınız.

 

 

534412_10150885681991306_962633342_n

Musa Dağı’ndan…

531447_10150885659186306_2061257302_n

Korsan Koyu

KARAÖZ – KORSAN KOYU (MELANİPPE) – GELİDONYA FENERİ – ADRASAN – MUSA DAĞI (OLİMPOS DAĞI) – OLİMPOS – ÇIRALI – CHİMERA (YANARTAŞ) – ULUPINAR YÜRÜYÜŞÜ

Yürüyüş lideri, etkinlikte gerekli gördüğü değişiklikleri yapma hakkına sahiptir. İtirazı olanlar ve konfor beklentisi olanlar katılmamalıdır.

Mehmet GÜLTEKİN

www.viasebaste.com

styxdiablos@hotmail.com

18 Mart 2016 sabahı 10.00’da Finike limanında 34 kişilik bir grup olarak toplandık. İlk gün parkuru gerçekten zorluydu. Lukka Yolu’nun belki de en zor parkuruydu çünkü sıfır rakımdan 14.6 km yürüyerek 1.4.35 metreye yükselecektik. Parkurda neredeyse hiç iniş yok, önce çalılık ve bozuk bir patikadan sonra toprak orman yolundan sonra tekrar patikadan en sonunda 1. gün kamp yerimiz olan Yatıkardıç Yaylası’na ulaşacaktık. Her şey planlandığı gibi oldu. Sıcak sayılabilecek bir havada ilk günü Yatıkardıç Yaylası’nın serin hatta soğuk havasında kamp yaparak sonlandırdık.

Tarih:

Başlangıç: 18 Mayıs 2016 – Çarşamba –

Buluşma Yeri: Sabah 10.00 Finike Otogarı   –   06.00 Fethiye Otogarı

Bitiş:          21 Mayıs 2016 – Cumartesi – Akşam 18.00

 

Dönüş yeri: Dönüş biletlerinizi cumartesi akşamı 19.00 itibarı ile Demre’den alabilirsiniz. Demre’den Antalya’ya, Antalya’dan da istediğiniz   yere… Antalya – Demre arası Batı Antalya firması ile görüşünüz. Zamanı olanlar, Cumartesi Andriake’de çok güzel bir kamping var. Orada kalabilirsiniz.

  • Yürüyüşün ödülü, son gün muhteşem bir sahili olan Andriake’de denize girmek. (En alttaki resim)

 

1. GÜN:                                                                                                                  

Finike – Belos – Yatıkardıç Yaylası (14 km – 8 saat) Antik kent, Lukka kaya mezarları göreceğimiz tarih dolu bir yürüyüş olacak.

Finike’de buluşma. Finike’de saat 10.00’a kadar alışveriş ve kahvaltı için serbest zaman. Saat 10.00’da toplanma ve yürüyüşün başlaması. Hep dikine bir toprak yoldan 4 km kadar yürüdükten sonra -manzara git gide delirecek- 800 metre yükselmiş olacağız. Oradan orman yoluna sonra da patikaya girip devam edecek olan parkurda hiç su yok. 6 km yürüyerek Belos antik kentine geleceğiz. Parkur gayet vahşi ve el değmemiş. Kamp yerine kadar araç girecek bir yol yok. Öyle ki aracımız, kamp malzemelerimizi 73 km uzunluğunda ve 5 saat süren bir yolculukla kötü yayla yollarından geçerek getirecek. Belos’tan 4 km’lik bir yürüyüşle kamp yerimiz olan Yatıkardıç Yaylası’na geleceğiz. Bu yürüyüşte batıda Demre’yi doğuda Kumluca ve Finike’yi göreceğimiz yüksek dağlardan geçeceğiz. Yürüyüş boyunca, çam, sedir, ladin, meşe, katran ve meşe ormanlarından geçeceğiz.

2. GÜN: Toplam 15 km – 6 saat. Tamamen dağlık ve manzaralı bir parkurdan Alakilise Vadisi’ne kadar vahşi bir doğada yürüyeceğiz. Kırkmerdivenler (Papazkayaları) ‘den sonra iki saatlik dikine bir iniş yapacağız. Doğa, her türlü vahşiliğini ve güzelliğini sergiliyor burada. Tek sorunumuz su olacak. Onu da aracımız takviyesiyle yanımızda taşıyacağız. Kırkmerdivenler’den itibaren vadi tabanına kadar hep iniş. Saat 3 civarında Alakilise’ye gelip burada kuyunun ya da harabelerin yanına, tarihin göbeğine kampımızı atacağız. Buradaki kuyu suyu kullanılabiliyor. Çobanlar kullanıyor çünkü.

3. GÜN: Toplam: 18 km – 8 saat. Tarih ve doğa dolu bir yürüyüş günü daha bizi bekliyor. Bugün medeniyette kamp yapacağız. Myra kaya mezarlarının önündeki yeşil alanda kamp yapacağız. Yürüyüşümüzün son 3.5-4 km’si asfalt.  Belören Köyü’nden çıktıktan 1 km sonra Myra ve Belos antik kentini birbirine bağlayan gerçek antik yollardan geçerek Demre Çayı’nın vadi tabanına kadar ineceğiz.

4. GÜN: Toplam: 19 km – 9 saat. Myra Kalesine çıkış, Sümeli Köyü’nden ve Gürses’ten geçişten sonra dikine, derin ve vahşi bir vadiden Çayağız’a kadar ineceğiz. Bol manzaralı güzel bir yol. Bir iki asfalt geçişi dışında zevkli bir parkur.Su tedarik edecek yerler ve bir tane bakkal var yol üzerinde.

1. Günün rotasından:

_DSC0584

Bir müddet orman yolu, sonra patika başlar…

_DSC0615

Tarihin yanıbaşından, usulca…

_DSC0619

Doğayı özümseyerek, her şeyi unutarak…

_DSC0625

Manzara delirtici…

_DSC0635

Çok uzaklardaki güzellikler, yarın sana geleceğim…

_DSC0637

Her anın tadını özümseyerek, alıp başını gitmek…

_DSC0651

Evini sırtına alıp dağlara dağlara…

_DSC0655

Belos antik kentinin girişi…

_DSC0753

Ormanların gümbürtüsü başıma vurur…

_DSC0742

Patikada her adımın kıymetini bilerek…

_DSC0724

Yollar alır beni benden…

 

_DSC0664

Kapağı kırılmış bir Lukka kaya mezarı…

 

 

  • 2. Günün rotasından:
DSCN3738

Yol, hep yol…

DSCN3735

1600’e çıkacağız.


_DSC0821

Yollar… Hep yollar…

_DSC0812

Bazen ihtiyar bir ağacın yanı başından…

_DSC0867

Bazen katledilmiş bir ağacın yanından…

_DSC0798

Bazen yalnız başına, bir dorukta yaşama tutunan bir ağacın yanı başından…

_DSC0789

Bazen gencecik bir ormanın içinden…

_DSC0917

Vadi tabanına iner inmez Lukka kaya mezarları bizi karşılıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_DSC0888

Papazkayalardan aşağıdaki Alakilise’ye…

_DSC0935

Arkeoloji, tarih, merak, keşif…

_DSC0932

Büyük bir merak içinde yanından geçeceğiz…

_DSC0971

Alakilise

_DSC0930

Vadi boydan boya tarih.

_DSC1033

2. Gün kamp yerimiz – Zeytin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3. Günün rotasından:

_DSC1128

Güzel, çok güzel parkur…

DSCN3750

Antik Yolun duvarları…

 

 

 

 

 

 

 

_DSC1295

3. Gün kamp yerimiz

_DSC1180

MYRA Antik kenti ve mezarlar

 

 

 

 

 

 

 

DSCN3749

Gavur Yolu’ndan Demre Çayı’nın alüvyonlarına…

_DSC1096

Myra’yı Alakilise’ye bağlayan antik yol…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_DSC0998

_DSC1048

Belören

 

 

 

 

 

 

 

 

_DSC1100

Myra’yı Alakilise’ye bağlayan antik yol.

_DSC1089

İnsana bir hoşluk duygusu veren bu güzelim tabelalar…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4. Günün rotasından:

_DSC1311

Antik yoldan kaleye çıkacağız.

_DSC1406

İnsana hep orada olsam ve yürüsem dedirten o tabelalar…

_DSC1416

Antik yolların delisiyiz…

_DSC1434

Vahşi bir vadiden Çayağız’a…

_DSC1474

Dünyanın en güzel köprüsü…

LikyaYolu_Andriake_1

Andriake (Çayağız) Etkinlik bitiminde denize girerek kendimizi ödüllendireceğimiz yer.

Fotoğrafları www.likyayolu.org sitesinden aldım. Mehmet ve Altuğ’a teşekkürler.

Katılım için referans gereklidir. Referans kişileri, katılımcıların maddi manevi verecekleri tüm zarar ve sorumlulukları üstlenir.

Grup lideri, faaliyet programında değişiklik yapma hakkına sahiptir.

Buluşma yeri Finike’dir. Kamp yerlerimize ancak eşek veya traktör girebildiğinden Türsab belgeli eşek veya traktör olup olmadığını öğrenip eğer varsa, yürüyüşümüzü Türsab izinli yapmayı planlıyorum. Ayrıca, rotayı bilen, İLK YARDIM EĞİTİMİ ALMIŞ, İPTEN, ÇAPUTTAN, MONTTAN, İÇLİK DONDAN SEDYE YAPMAYI BİLEN, HER TÜRLÜ KIRIK, ÇIKIK VE YARALANMALARA MÜDAHALE EDEBİLECEK, ARAMA KURTARMA EĞİTİMLERİNİ BAŞARI İLE BİTİRMİŞ, Teknik malzeme kullanmayı bilen, YÜRÜDÜĞÜMÜZ YAYLALARIN, DAĞLARIN, ANTİK KENTLERİN ADLARINI, HİKAYELERİNİ BİZLERE ANLATABİLECEK, daha önce defalarca bu rotada keşif yürüyüşleri yapmış BİR REHBER VARSA  Türsab’tan YAZILI OLARAK İSTEYECEĞİM. BAKALIM NE YANIT VERECEKLER.

İletişim:

Mehmet GÜLTEKİN

+90 543 698 2 698

styxdiablos@hotmail.com


 

KUMANYA BİLGİSİ

1. Gün kahvaltısını Qusar’da yapacağız. Xınalıq’a dönene kadar 2 kahvaltı, 2 öğle yemeği, 2 akşam yemeği için kumanya alacağız. Herkes kendi kumanyasını kendisi alacak.

 

İrtibat için:

Mehmet GÜLTEKİN 

+90 543 698 26 98

styxdiablos@hotmail.com

Buluşma Yeri: Azerbaycan Gabala Havaalanı

1. Gün – 21 Ağustos Pazar –  Havaalanından direk Bazardüzü’ne gidiş. Kamp kurulumu, dinlenme, aklimitizasyon yürüyüşü.

2. Gün – 22 Ağustos – pazartesi – Sabah 4’te zirveye hareket, 10’da zirveye varış. 12’de tekrar kamp yerine varış. Saat 13.30’da aracımızla Şahdağı kampına kadar gidiş. Kamp kurulumu.

3. Gün – 23 Ağustos Salı – Sabah 5’te Şahdağı zirve. 10’da zirveye varış, 12’de yaylaya dönüş. Araçlarımızla Xınalıq’a geçiş. Xınalıq’ta konaklama.

4. Gün – 24 Ağustos Çarşamba – Xınalıq’tan Bakü’ye hareket. Bakü’de otele yerleşme.

5. Gün – 25 Ağustos Perşembe – Bakü’de serbest zaman.Kişi başı topladığımız ücret yetersiz kaldığından Bakü’de otelde değil Azerbaycan Dağcılık Federasyonu’nun misafirhanesinde kalacağız. Bu konuda rehberimize teşekkür ederiz. En geç gece saat 23.00’da Bakü’den Gabala havalanına hareket.

6. Gün – 26 Ağustos Cuma – Yurda dönüş.

TARİH: 21 Ağustos Pazar 2016 – 27 Ağustos – Cumartesi 2016

Vize 60 günlük 10 dolardır. Havaalanında yapılıyor. Yani vize yok gibi bir şey.Buna kolaylaştırılmış vize deniyor.

Azerbaycan’ın en yüksek iki zirvesine gidiyoruz. Bu iki zirve, Büyük Kafkas Dağları silsilesindedir.
Katılımcı sayımız 16 ile sınırlıdır. Katılımcılardan alınacak kapora, her ne mazeretle olursa olsun vazgeçilmesi durumunda yanar, geri ödenmez.

Gidiş-dönüş uçuş ücretleri kişinin kendisine aittir. Bu konu ile ilgili olarak benimle irtibat kurunuz.

Dağ kazalarını kapsamamakla birlikte, sağlık hizmetlerinden faydalanmak için sağlık sigortası yaptırmak isteyenler, bu hizmeti kendileri göreceklerdir. Geçen yıl itibarı ile 1 haftalık yurt dışı sağlık sigortası bedeli 32 tl idi.

Xınalıq_(Maral_Rəhmanzadə)

Maral Rəhmanzadə’nin Hınalık resmi. Bu köyde 1 gece konaklayacağız.

xinaliqview_by_nabium-d8804nt

Hınalık – Burada köy evinde bir gece konaklayacağız.

Katılım ücreti 520 TL’dir. Azerbaycan içindeki tüm yolculuklar, 1 gece köy evi ve 1 gece Bakü’de konaklama ve Şahdağı milli parkı giriş ücreti ve Azerbaycan Dağcılık Federasyonu’nun vereceği rehber ve Şahdağı Milli PArkından alınması zorunlu her 5 kişi için rehber ücretleri dahildir.

Bazardüzü zirvesi — Kardeş Azerbaycan Cumhuriyeti’nin en yüksek zirvesi, Büyük Kafkas dağlarının Baş Kafkas silsilesinde, Rusya sınırında, Kusar ilçesindedir.

Katılımcı Listesi:

  1. Mehmet Gültekin – Bodrum
  2. Vahap Ağırtaş – Kuşadası
  3. Mehmet Fıçı – Antalya
  4. Münevver Tuncel – Kayseri
  5. Serap Ayanoğlu – Konya
  6. Mehmet Yeşil – Kayseri
  7. Mustafa Dikme – Kayseri
  8. Züleyha Akgül – İstanbul
  9. Mehmet Kocaakça – Manavgat
  10. Mehpare Ertekin Teksöz – İstanbul
  11. Engin Şahindaş – İstanbul
  12. Saygın Saner – Balıkesir
  13. Serdar Ergelen – Balıkesir
  14. Hatice Koç – Ankara
  15. İpek Açıkalın – İzmir

 

78798865

Hınalık Yolu

Azerbajiani_landscape_-_Another_version

 

306457

Hınalık Yolu

800px-Khinaliqhouse1

1 gün konaklayacağımız Hınalık Köyü

 

22118715

Hınalık Yolu 26 Ağustos 2016

500px-Quba_357

 

 

 

 

TOROS DAĞ GEÇİŞİ KEŞİF

 

2014-07-20-1977 2014-07-19-1967Ülkemizin dört bir yanından 25 doğa sporcusu, Torosları ilk kez (bu bölgeden) yürüyerek aşmak için 21 Haziran’da Konya otogarında buluştuk. Aracımızla önce Bozkır’a geldik. Çaybaşı’nda etliekmeklerimizi yedik. Alışverişimizi yaptık. Dere Kasabası’na geldik. Burada son hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra, bulutlu bir havada yola koyulduk. 1225 rakımlı Dere Kasabası Torosların içinde bir yer idi.

İlk gün 1762 metredeki Dipsiz Göl’de kamp kuracaktık. Sırasıyla, İmam Böğedi, Karşı Harman, Devrenk, Beşkart Taşı, Saclar, Akmuğar, Gökseki, Kızıl Ali Kayası, Aygır Dibi, Aygır Gediği, Sarot Gölü, Sarot Yaylası yürüyüşümüzü tamamladık. Saclar’a geldiğimizde hazinecilerin yağmaladığı kaya resimleri ile dolu nekropolü gezdik. Burada iken feci bir yağmur başladı. Yürüyüşümüzün bundan sonraki bir saatlik kısmı yağmur altında geçti. Kurumuş Sarot Gölü, Çarşamba Çayı’nın çıktığı yer, yeni çiçek açmış yoncaların arasından akıp giden patikalar ve diğerlerinin hiçbirisi unutulmazdı. O gün hava kararırken Sarot Gölü kenarındaki kaya kabartmaları olan Kapıliçi Mağarası’nın önüne geldik. Gruptan bazıları gölden arta kalan küçük su birikintilerini kendine eğlence edinmiş suyun yansıması ile değişik fotoğraflar çekmeyi deniyordu. Sonra Sarot Yaylası’na girdik. Orada yaylacılar, bize ayran ve yoğurt ikram ettiler. Doya doya yedik. Sağ olsunlar. Buradan aracımızla gece karanlığında yola çıktık. Dipsiz Göl’e 6 km mesafede idik. Aslında bu parkuru da yürüyecektik fakat ilk gün gecikmelerinden dolayı 6 km eksik yürümüş olduk.

2014-07-19-1965 2014-07-19-1964Dipsiz Göl, iki çeşmesi olan ve nilüfer çiçekleri ile bezeli bir yer. Hemen yanında Sülüklü Göl var. Bu iki göl de krater gölü. Sabah erkenden kalktığımızda gölün büyüleyici manzarası ile karşılaştık. Karanlıkta geldiğimiz için bir şey görememiştik. Şimdi çelik gibi bir hava ve üzeri dumanlı bir göl… Çadırından çıkan herkes aynı şeyi söylüyor: “Hey, millet, uyanın, bu manzara kaçmaz.” Gölün suyu havaya göre sıcak olduğundan göl suları duman duman buharlaşıyordu. Bu da insana büyük bir görsel şölen sunuyordu, 1970 metre rakımda Toroslarda.

2014-07-19-1955 2014-07-19-1954Toparlandık ve sabah 8’de yola koyulduk. İkinci gün en zorlu gündü. 32 km yürüyecektik. Sınıklı Yaylası(1974 mt.), Göktepe Yaylası(1984 mt.), Gelintaşı Yaylası(2165 mt.), Yörük obaları, çoban ağılları, terkedilmiş ve yıkılmış yaylaları aşıp Konya’nın Bozkır ilçesinin Dere Kasabasından başlayan yolculuğumuz Akseki’nin Çimi Köyü’nde bitecekti. Her şey yolundaydı. Göktepe ile Gelintaşı Yaylaları arasındaki 2284 metrelik en uygun geçitten geçip yürüyüşümüze devam edecektik. Tam bu geçitteki Yörük mezarlığını geçerken görmemeniz mümkün değil. Tuhaf oluyorsunuz.

2014-07-19-1950 2014-07-19-1949Geçidin hemen yanı başında duran Yıldızlı Dağı’na zirve yapacaktık fakat Torosları güneye atlayacağımız boyunda rüzgar fazlaca üşüttüğü için terden sırılsıklam olan bedenlerimizi korumak için Gelintaşı Yaylası’na doğru ve bu sefer yokuş aşağıya koyuverdik. Grubumuzun öncüsü ile artçısı arasındaki zaman farkı 45 dakika kadardı.

Göktepe Yaylası’ndaki arıcı Mehmet Sarıkaya ile hoş sohbetler ettik, bölge hakkında bilgiler aldık. Gelintaşı Yaylası’nda bir tarih yatıyordu: 97 yaşındaki Fatma Teyze. Dağların ve göç yollarının dili olmuş adeta alnındaki çizgiler. Başındaki paralı fesin ise onda modası hiç geçmemiş. Belki gelin gittiği evde takmışlardı ilk kez onu. O gün bugündür onu takınmadan çıkmaz evinden belli ki.

2014-07-19-1943 2014-07-19-1935Fatma Teyze’nin oğulları Hasan Özdemir ve Ahmet Özdemir, çocukları ve eşleri ile birlikte, hayatımız boyunca asla unutamayacağımız lezzetteki yayla yoğurdunu, yayla tereyağını ve yayla peynirini önümüze getirdiler. Yufka ekmek ıslattılar. Öyle bir ziyafet çektiler ki bize, karşılığını ödemek asla mümkün olmayacaktır.

Sonra dağlar, Torosların içindeki yemyeşil düzlükler, Kalandıras, yaylalar, obalar, keçi yolları, toprak yollar, ladinler, ardıçlar, sedirler, zaman zaman görünen taş döşeli antik yollar, kaya resimleri, kalıntılar, dikine inişler, zorlu yokuş çıkışları… Hepsi bambaşkaydı, tıpkı orada bulunan tertemiz ve bambaşka 25 dost gibi.

2014-07-19-1964 2014-07-19-1965O akşam 32 km’lik dağ yürüyüşünü bitirip Çimi’ye indiğimizde bizi bir sürpriz bekliyordu. Çadırlarımız kurulmuş, kocaman bir güveçte Meliha ablamız güveç, bulgur pilavı ve makarna yapmış. Ellerine sağlık hepsinin. Bize oturup yemeği yemek ve arkasından soyunup dökünüp çadırımıza girmek kalıyordu sadece.

Ama uyumak da neymiş! O geçe Çimi Köyü’nün onlarca yıldır kapalı olan okulunun bahçesinde ateş başında geç saatlere kadar muhabbet ederek vakit geçirdik. Gözlerimiz daha fazla dayanmıyordu. Ateşi söndürüp çadırlarımıza çekildik.

Mehmet GÜLTEKİN tarafından yazıldı.

7341_10152604418751306_5142719288590631953_n 995628_10152604414466306_2398964754259611872_nKAZBEK (KAZBEGİ) – GÜRCİSTAN

11.08.2014 – 15.08.2014 Gürcistan Rusya sınırı.

İkisi Kocaeli Dagcilik’tan, dört ODTÜ’den yedi kisilik bir ekibiz. Kazbek Köyü’nde Nino’ nun pansiyonundayiz. Bulutlar inmis durumda. Kazbek Köyü1745 rakimli şirin bir köy. Rusya’nın Viladikavkaz kentine 20 km uzaklıkta. Orası Rusya’nın Dağıstan Özerk Cumhuriyeti.  Henüz sisten Kazbek Dağı’nı göremedik.
Pazar sabahı 04.45’te kalktık. 06.00’da Kazbek Köyü’nden kiraladığımız jiple kiliseye doğru hareket ettik. Bugünkü hedefimiz, Meteo ana kamp yerine varmak. Öğlen siddetli yağmur bekleniyor ama yine de Meteo’ya çıkmayı hedefliyoruz. 3000 rakımdan sonra buzullar başlıyor.

10384102_10152604423941306_4530438789133050316_n 10353000_10152604418791306_8760322580863196901_nÇok yorucu bir yolculuktan sonra sabah 06.00’da başlayan yürüyüşümüz, akşam saatlerinde Meteo kamp yerinde bitiyor. Kalabalık bir kamp yeri. Bircok grubun zirve denemesi basarisizlikla sonuclandi.

İran’dan gelen MOUNT RESCUE ekibi bizden bir gün önce zirve tırmanışını denedi. Fakat yildirim dusmesi nedeniyle zirveyi yapamayip 4800’den geri döndüler.

12 Agustos 2014 Sali gununi meteoroloji en uygun gün olarak gösteriyordu. Ana kamptaki tüm gruplar günlerdir salı gününü bekliyordu. Türkiye’den bizimle birlikte bir gurup daha vardi. Polonyali,Litvanyali, Ukraynali, Alman, Macar, Rus, İranli dağcılarla birlikte 12 Ağustos 2014’te gece 02.00’de ana kamptan gruplar halinde peyderpey ayrıldık.

10410356_10152604417341306_5457922217216480744_n 10414419_10152492651486306_1890785931136563703_nHava çok soğuktu fakat parçalı bulutlu gokyuzu, zaman zaman zirvesini gosteren Kazbek, bizi heyecanlandirmaya yetiyordu. Korkunç buzul çatlaklarına düşmemek için özel bir gayretle ilerledik. Arkadaslarımızdan bir tanesi irtifa tutması nedeniyle 4000’den dönmek zorunda kaldı. Diğer gruplardan da çok dönen vardı. Saat 10.33’te zirvedeydik. Asağıdaki şiddetli kar fırtınası balkondan zirveye kadarki 40 dakikalık bölümde dağcıları, dağdan soküp uçuruma atmak için var gücüyle esiyordu sanki. Buz üzerinde kazma ve kramponlarımızla zor bela tutunarak zirve amacımızı gerceklestirdik.

10484035_10152604413841306_1490657943104380098_n 10494570_10152604414531306_1666292922713218788_nTürk bayrağını, Rusya-Gürcistan siniri olan Kazbek’te dalgalandırdık. Aynı gün Kazbek zirvesi Türk bayrağını bir kere daha selamlayacaktı. Çünkü ülkemizi temsilen Bursa’dan gelen grubu da zirvenin çok yakınında, dönüş yolunda gördük.

Zirvede tipiden dolayı neredeyse hiç duramadik. Fotoğraflarımızı çekip Meteo ana kampina saat 14.23’te zaman zaman fırtınalı, zaman zaman günesli, zaman zaman kar yağışlı bir ortamda döndük. Çantamızı dahi açmadan tulumlarımıza girip uyuduk. 4 saat kadar uyumuşuz. Arkadaşımızın hazırladığı çorbayı içtik, tekrar yattık. 13 Ağustos günü sabahına kadar uyumuşuz. Kalktık, toparlandık ve Kazbek-Kiliseden 11 saatte çıktığımız aynı yolu 4 saatte indik. Kazbek Köyü’ndeki dostlarımızla vedalastık. Ayni akşam Tiflis’e indik ve Zaira’nin oteline yerleştik.

10620593_10152604415771306_812973052818173844_n 10574405_10152604420321306_7726633681713191573_n

 

 

 

Mehmet GÜLTEKİN