1. Gün Rotası: Dere Kasabası – Başköprü – Şırlavuk – Sorkun – Heseli – Eski Yayla Yolu – Sarınç – Diklitaş Yaylası Parkuru (13 km
  2. Gün Rotası: Dikilitaş Yaylası – Dipsiz Göl – Via Sebaste – Sultanmuğarı Yaylası – Boğazyurt Yaylası – Halkalıyazı Yaylası Parkuru (16 km)

3. Gün Rotası: Boğazyurt Yaylası – Hacı’nın Oba Yeri – Harmankaya – Sivri Arası – Yeni Suyun Önü – Kalandras – Çimi Parkuru (22 km)

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Isauria Vetus – Sırıstat (Bozkır)’a giriş

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Dere Başköprü arasındaki eski yol

Yorucu, eğlenceli, bol muhabbetli bir etkinliği daha geride bıraktık. Ülkemizin çeşitli yerlerinden gelen katılımcıları, bu yıl, gerçekten çok zor olan bir trans faaliyeti bekliyordu. Bu nedenle bu transı bitirmelerinden dolayı katılımcıların her birini tek tek tebrik etmeden geçemeyeceğim. Özellikle 3. gün yürüyeceğimiz toplam 23 km’lik rotanın 15.5 km’si, Toroslar’ın 2300 rakımlı geçit vermeyen kayalıklarından, cılız patikalarından(cılga) ve patikasız yerlerinden yürünerek bitirilmiştir. Kısa ve uzun inişlerle, kısa ve uzun çıkışlarla süren 15.5 km’lik dağ zirvelerinin eteklerinden geçen rota, tüm enerjimizi aldı. Ama dağa doyduk. Rüzgarında ve kar mağaralarında serinledik. Yanımıza aldığımız en az 4 litre olan sularımızı bitirdik. Güneşin yakıcılığı ve bitmek bilmeyen inişler-çıkışlar dağların muhteşem doruklarının güzellikleri yanında önemini yitiriyordu.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Başköprü

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Başköprü

Bu rotadan ilk kez yapılan bu trans faaliyetinin rota kaydı, rota sitelerine “Toros Transı” adı ile kaydedilecektir.

Rota, Toros geçişi amaçlı olup Tuz Yolu ve Via Sebaste’den de geçmektedir. Zaman zaman kayalıkların arasındaki bir vadideki taş döşeli antik yoldan bazen ladin ormanları arasından bazen de gölgeliksiz Toros zirvelerinden geçmektedir.

Kuşadası’ndan Vahap AĞIRTAŞ, İstanbul’dan Hasan Hüseyin KARABAĞ, Marmaris’ten TC Serpil Poyraz, Aygün GÜNAY, Anjelika KALABAY, Fethiye’den Nermin ÇALIŞ, Bursa’dan İfakat ARAT, Mersin’den Atilla HanifiTC Atilla Hanifi Avcıoğlu, Antalya’dan T C Mehmet Fiçi, Konya’dan Serap Ayanoglu, Bodrum’dan Mehmet GÜLTEKİN, Balıkesir’den TC Saygın Saner, Serdar ERGELEN, Muharrem Şeker Özgür Ruh, İstanbul’dan Gülşen Seven,Onur Çelik, Ülkü DEMİR Ankara’dan Selim Sağdıç, İzmir’den Özhan Geçeli, Alanya’dan Mehmet Naci Çezik, Söke’den Işıl Sözer etkinliğimizi sağ salim ve başarıyla bitirmişlerdir. Hepsini kutlarım. Zoru başardınız arkadaşlar.

3. kez dağcıları ağırlayan Bozkır’dan sessiz sedasız geçip gittik. Yerek yönetimlerin ilgisizliği, irtibat kurma isteklerimizi karşılıksız bırakmaları bizi üzse de dağlar bizi bekliyordu.

 

 

 

 

Bu rotayı her yönüyle tanımak ve yürümek için aşağıdaki belgesellerimizi izleyiniz.

  1. Bölüm: Dere Kasabası – Sorkun – Dikilitaş Yaylası Parkuru (14 km)

2. Bölüm: Dikilitaş Yaylası – Dipsiz Göl Parkuru (8 km)

3. Bölüm: Dipsiz Göl – Antik Yol – Sultan Muğarı Yaylası – Sayılı Muğarı – Boğazyurt Yaylası – Halkalıyazı Yaylası (15 km)

4. Bölüm: Halkalıyazı Yaylası – Hacı’nın Oba Yeri (7.5 km) Parkurunu izlemek için tıklayınız.

https://www.youtube.com/watch?v=JY2bYqrULvE&feature=youtu.be

5. Bölüm : Hacı’nın Oba Yeri – Sivri Arası – Yenisuyun Önü – Kalandras – Çimiköy Parkuru

İsmail DEMİRCİ yazdı.

Zirve Dağcılık Söke Şubesi

12932886_10154037500259029_7548574965998487770_n

Dağcı ve Kaşif İsmail DEMİRCİ – LATMOS’UN OĞLU

LATMOS’TA ANTİK YOLLARIN İZİNDE

”Evimizde yeni yollar yeni rotalar” diye sabah 07:00 da, 3 kişi olarak çıktık yola. Sevgili Bilal Pak ile hep tasarladığımız “Latmos Batı Sırtı Keşfi”ne sevgili Engin Demirkonak da eşlik etti.

12967544_10154037502039029_6377023453849047958_o

Antik yolun yanıbaşında binlerce yıllık su yolu (akuadük)

Sabah 08:00 da Gölyaka’da başlayan keşif yolculuğumuz bizi beklentimizin üzerine çıkardı. Günlük yürüyüş guruplarının uğrak yeri ”Heraklia Yediler Manastırı” bu sefer bizim için başlangıçtı. Oradayken her seferinde üzerinde hesaplamalar yaptığımız ”Batı Sırtı” bize bugün çok güzel bir oyun oynadı.Belki de çok az kişinin bildiği ve ayak bastığı ”Batı Sırtı” içerisinde mükemmel bir şekilde kamufle olmuş ”Antik Taş Döşemeli Yolu” gizliyordu. Peki bu yol nereye gidiyor? Bu yolun bağlantısı ne? Herkesin bildiği ”Stylos-Heraklia ve Stylos -Kışla” dışındaki bu yol nereye varıyor? Latmos tüm güzelliği ve gizemi ile yine bizi şaşkına çevirdi. Evet bu antik yol batı sırtının arka yüzüne kadar gidiyordu. Bize düşen de merak içinde o yolu takip etmekti. Tırmanırken bir ara yol deformasyona uğradığı için yolun bazı noktaları gözümüzden kaçtı ve yoldan çıktık ve tabir yerindeyse yolu kaybetik. Yer yer kaya blokları, yer yer de sert bitki örtüsünün içinden tırmanmak bizi ne kadar çok zorlasa da yukarıda yolla yeniden kesişmek bizi tekrar çok mutlu etti.

12967263_10154037511134029_4548101345783453316_o

Şiir gibi bir antik yol…

12672171_10154037505834029_2795148886517214609_o

Antik yolun yanıbaşında 2500 yıllık akuadük…

Bu antik rota şırıl şırıl tatlı suların aktığı kayalıklardan ve muhteşem papatya tarlalarının arasından geçiyordu. Sırt hattına yakın bir bölgede yemek molası verdiğimizde sanırım yolun nereye varacağı yavaş yavaş kafamızda oluşmaya başladı. 200 m daha tırmandıktan sonra planladığımız sürede Batı Sırtı’na ulaştık. Manzara muhteşemdi. Söke Ovası ,Karasan Sivrisi , Stylos ve Beşparmak’ın parmaklarından biri olan o muhteşem Kule ve hatta Çavdar bile tüm güzelliği ile karşımızdaydı. Fakat antik yol sanırım devam ediyordu. Bu yol nereye gidiyor? Tahminimizce bu yol Stylos’a gidiyordu. Belki de zirveye… Kısıtlı su kaynağımız ve hava sıcaklığından oluşan enerji kaybını da göze alıp ortak kararla dönüşe geçtik. Batı Sırtı – Stylos rotası keşfinin tamamlanması, artık başka bir güne kalmıştı. Bu yol, Stylos’a gidiyor olmalıydı..

Göreceğiz…

Dönüş yolunda çıkıştakinden farklı olarak bu kez antik yolu kaçırmadan rahatça aşağıya inmeye başladık. Antik yol devasa kaya bloklarının arasında gelin gibi süzülüyordu. İniş yolu üzerinde çok sayıda antik kalıntılar, eski evler ve ilkel zeytin yağı değirmenleri ile karşılaştık. Faaliyetimiz aşağıda manastır yakınlarında daha da ilginç bir hal aldı. Antik yol Karahayıt’a doğru kıvrılmaya başladı. Acaba oradan da nereye gidiyordu? Belki de Labranda’ya.. Oradan da Halikarnassos’a olabilir mi? Bakalım nereye kadar bu yolu takip edeceğiz..

12924477_10154037502284029_7748235628437185420_n

İnsanı kendinden alıp binlerce yıl öncesine götüren…

Faaliyetimiz Yediler Manastırı gezisi ardından saat 17:30 da başladığımız noktada sorunsuz bir şekilde son buldu.

Faaliyette kafama şunlar takıldı. Latmos, içerisinde birçok antik yol barındırıyor. ”Stylos-Heraklia”, “Kışla-Stylos” ve şimdi de “Yediler-Stylos” ya da başka bir yere… Bu gizemle uğraşmak çok güzel… Bakalım daha ne kadar şaşırmaya devam edeceğiz. Belki bir gün Selene’nin zeytin ağacı kovuğuna sakladığı Endymion’a da rastlarız. Ekip arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Bu keşif sevgili Özgür Aydoğan ve Mehmet Gültekin’i çok mutlu edecek. Keşif faaliyetimiz sevgili Bilal Pak’a doğum günü hediyesi olsun.

12916290_10154037501079029_553208529455797815_o

 

 

 

KEŞİF FAALİYETİNİN TEKNİK ANALİZİ

ROTA : Gölyaka-Yediler-Batı Sırtı-Stylos
MESAFE : 40 Km ( biz 21 Km sini yürüdük)
UYGUNLUK : 2 günlük trekking
EĞİM : 30 derece yer yer 50 derece
ZORLUK DERECESİ : C+
UYGUN EKİP SAYISI : 25 (Max.)
ZAMAN :Martın son haftası kuru bir havada.

 

LUKKA MI LİKYA MI?

10325417_10152353931733467_7854471475299932064_n

Lukka kentlerinin en ilginci… Opramoas’ın kenti Rodiapolis – Kumluca

1384289_10151946250721306_509188006_n

Sarıbelen Köyü’nde kamp – Kaş

Çok kolaydır “Likya” demek kimine göre. Çünkü öyle duyulmuş, öyle alışılagelmiştir. “Likya” sözcüğü kullanırken birilerine zafer kazandırdığımızın farkında değilizdir aslında. Bizler de çoğu zaman “Likya” sözcüğünü kullanırız Teke Yarımadası için. Bana sorarsanız “Lukka” demek daha doğru olacaktır. Çünkü “Likya”, Batı Anadolu’yu Helen görmek isteyen Yunanlıların bu bölgeye taktığı bir addır. Oysa bölge insanı kendisine “Luk” demiştir. Yaşadıkları ülkenin adının da “Lukka” olması gerekir bu durumda. Hitit kaynaklarında da bundan ötürü “LUKKA” olarak geçmektedir. Herodotos’ta bu adlandırmalarla ilgili uzayıp giden açıklamalar vardır. “Solym, Tremil, Termil, Ruwku” gibi adlandırmalardan bahsediyorum. Bakınız bu saydıklarım içinde “Likya” var mı? “Luk” ışık; “Lukka” ise “ışık ülkesi” demektir. Lukka dediğimiz zaman zaferi biz kazanmış olacağız, Yunan milliyetçileri yenilgiye uğrayacaklar. Tıpkı Mustafa Kemal’in Kuzey Akdeniz’e “Ege” demeyip “Akdeniz” demesi gibi.

Bir Yunan milliyetçisi olan Herodotos, “Likya” adının nereden geldiğine dair üç farklı hikaye uydurur ya da önceden uydurulmuş hikayeleri bize aktarır:

“Atinalı Pandion’un oğlu Lykos, savaşı kaybedince Anadolu’ya Sarpedon’un yanına, Lukka’ya, gelir. Ona izafeten bölgeye “Likya” denmiştir.” der koca tarihçi. Onun bir diğer hikayesi:

“Çapkın Zeus, karısı Hera’nın dırdırından bıkmış olmalı ki tanrıça Leto’yla bir kaçamak yapar. Artık nasıl seviştilerse Hera’nın ikizleri olur: Artemis ve Apollon. (Bu iki tanrının da Yunan kültüründe bir kökeni yoktur. Bunlar da Anadolu tanrısıdır.) O ara durumu çakozlayan Zeus’un kıskanç ve şirret karısı Hera, Leto’ya “Saçını başını yolarım senin, şıllık, yelloz benim herifi baştan çıkarmaya utanmadın mı…” diye çıkışır. Leto, Hera’dan kaçar. Delos adasında çocuklarını doğurur ve bugünkü Kınık kentindeki Xantos deresine gelir. Burada ona bir kurt yol gösterir ve kurdu takip eden Leto, bugünkü Letoon denilen bölgeye gelir. Buraya yerleşir. Fakat Hera, Leto’ya ağız tadıyla bir laf sokamadığı için kafayı yer. Letoon yakınlarındaki ahali, Hera’nın “nalet” bir karı olmasından tırsar ve Leto’nun kentlerini terk etmesini ister. Leto ise kentlilere kızar ve onların hepsini kurbağaya çevirir.” (Şu anda metni okuyan kişi, fark etmişsindir, Yunan mitlerini benden iyi anlatan yok. :))

536743_10150770625826306_1330225523_n

Sadece Lukka’nın değil – Dünya’nın en muhteşem yeri APERLAİ

Jpeg

Lukka’nın en özel yerlerinden biri – SYDİMA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bugün Letoon harabelerinin içindeki pınar hala canlıdır. Ve buradaki kurbağaların sesi insana bu yüzden bir başka gelir.

Neyse, dönelim konumuza; Herodotos, bu mitolojik hikayeyi anlattıktan sonra Yunanca kurt anlamına gelen “Lykos” kelimesine ithafen bölgeye “Likya” denildiğini yazar. Herodotos ayrıca bölgenin adının “Milyas” olduğunu da yazar. Herosdotos çok şey yazar.

Ancak görüldüğü üzere bölgenin adı Luvice, Lukka’dır. Luvi Dili, Anadolu’nun otantik dili, Luviler de Anadolu’nun otantik halkıdır. Yunan falan da değillerdir. Luviler kimdir? Arkeologlar ve tarihçiler, bir ulusun kökenine inemediklerinde hep aynı şeyi söylerler: “Hint-Avrupa Halkı”. Yok öyle şey. Luviler Anadoluludur. Dilleri Hint Avrupa diline benzemez. Kendine mahsustur. Biz nasıl ki bu topraklara -çoğunluk olarak- 1071’de gelmişsek, Yunanlılar da bu topraklara sonradan gelmiş bir millettir. Yani Anadolu toprağı Helenlerin babalarının malı değildir.(Bunu yazarken bile kendi kendimi gerdiğimi fark ettim.) Ayrıca 1071’den binlerce yıl önce Türklerin Anadolu’da olduğunu arkeolojik veriler doğrulamıştır.

Luvilerin Hint-Avrupa ırkı olduğunu belirleyen ne dil ike ilgili ne de arkeolojik zerre kadar buluntu yoktur. Hitit metinlerine göre Luviler, hiçbir yerden göç etmemişlersir. Hitit metinlerine göre Luviler, Anadolu’nun otantik halkıdır demeliyiz, Hint-Avrupa değil.

Ancak Türk arkeolojisinin kurucularından, büyük arkeolog Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel, “Ege’de Akalar Sorunu” adlı bildirisinde ve Avusturyalı arkeolog Kretschmer; Girit’te, Kikladlarda, Batı Anadolu’da bulunan “Minyas” seramiğinin izlerini sürmüş ve bu seramiğin adalara Batı Anadolu’dan geçtiğini tespit etmiştir. Batı Anadolu’ya ise Türkistan’dan (Ortaasya) geçtiğini tespit etmişlerdir. Minyas seramiği Aşgabat’ta da bulunmuştur ayrıca. Bu nedenle ve başka buluntular nedeniyle Luvilerin Türkistan kökenli olduğu kesinlik kazanmıştır. Dostlar, Türkistan, yani ortaasya Türk yurdudur. Kaldı ki aşağıda sayıp döktüklerimde de bu insanlar, “Biz Türk’üz!” diye bağırmıyor mu? Bu kadar Türk izi, tesadüf olabilir mi? Yatağan’daki Karya döneminden kalan Hekate kutsal yerinde hece ölçüsü ile yazılmış bir şiir vardır. Dostlar, hece ölçüsü, Türklere özgüdür.

Neden Luvilere bu kadar değiniyorum. Çünkü Likya, Lidya ve Karya Anadolu’da MÖ 3000’lerdeki Luvilerin MÖ 1000’lerdeki ardıllarıdır. Yani aynı soyun ve kültürün devamcılarıdır.

Ayrıca Luviler, Anadolunun dil izlerine rastlanmış en eski halkıdır. Ondan önce Anadolu’da bir halk varsa da onların dili ile ilgili bir buluntu olmamıştır.

Bir de yukarıda Herodotos’un anlattığı hikayedeki “kurdun kılavuzluğu” hikayesi, TÜRK DESTANLARINA ÖZGÜ BİR MOTİFTİR. Hikayenin bu şekilde olması o zaman Anadolu’da yaşayan Türklerin bir etkisi mi yoksa sadece bir tesadüf mü bilinmez. Ya da 1071 öncesi Anadolu’da, Sümerolog Prof. Dr. Ekrem Memiş’in de dediği gibi M.Ö. 3500’lerde Türkler Anadolu’daydı. Türklerin bizzat, Yunan mitolojisine katkısı da diyebiliriz bu durumda. Herodotos’un tarihini okuyanlar bilir ki MÖ 5. yy’da yazılmış olan bu kitapta İskitlerden (Herodotos ‘Skyt’ der.) yani Türklerden sıkça söz eder.

Roma mitolojisinde Romulus ve Resmus’un bir dereye bırakılmasından sonra onları bulan dişi bir kurdun o çocukları mağarasına götürerek emzirdiğini ve koruduğunu, büyüttüğünü görüyoruz. Anadolu’da özellikle de memleketim olan Isauria topraklarındaki sikkelerin içinde en çok bulunanı Romulus ve Resmus’un kurdu emerken betimlendiği sikkelerdir. KURDUN EMZİRMESİ, BÜYÜTMESİ DE BANGIR BANGIR BİR TÜRK MİTOLOJİSİ PARÇASIDIR. Roma İmparatotluğunu kuran Etrüskler (Truva, Karia, Lykia, Lydia’nın ataları)’in Anadolu kökenli olduğu nettir. Herodotos da bunu böylece bildirir. Luvilerin Türk olduğunu söylemek için o kadar yaklaştık ki, çok az kaldı. Luvilerin Türk olduğunu söylemek neden önemli? Luvilerin Türk olması demek, tüm modern dünyanın kökenlerini dayandırdığı, övgüyle söz ettiği Hellen ve Roma kültürlerinin Türk kültürü olduğunu kabullenmek demektir. İskender’in, Augustus’un, Sezar’ın, Sarpedon’un, Artemisia’nın, Ada’nın Gyges’in, Kroisos’un… Türk olduğunu kabul etmektir.

 

LUKKALILARIN KÖKENİ (LİKYALILARIN KÖKENİ)

149359_10150770643641306_991168692_n

Semih, Bade ve Leman ve 4 günlük yol arkadaşımız… Çakıl Plajı – Andriake

Jpeg

Yağmur, Kabak Koyu’nu seyrediyor…

Şimdi size çok ilginç bir çıkarımda bulunacağım. Bu çıkarımı yapan ben değilim, George Bean. Biraz da kendi cümlelerimi de karıştırarak: Vaktiyle Anadolu’ dan Girit’e göçen Luviler, burada büyük bir medeniyet kurarlar. Bu, en parlak dönemleri 1.250 yıl süren Minos uygarlığıdır. Sonra tüm Batı Anadolu’nun, dolayısıyla Truva’nın da, ağzına eden Mikenler (Akhalar) Minos medeniyetini de yok ederler. Neyse, konuyu dağıtmayayım: Herodotos’un şu anlattığından sonra Bean’ın dediklerine geleceğim. Sarpedon Girit’te Minos’la ve ölüler dünyasının yargıcı Rhadamanthos’la hakimiyet için bir savaşa tutuşur ve savaşı kaybeder. Girit’i terk etmek zorunda kalır ve Milyas (Lukka) denilen bölgeye gelir. (Bu Sarpedon acayip adam… Büyük Ozan’ın (Homeros) İlyada’sında Truva’da Truvalıların yanında aslanlar gibi cenk ettiğini yazar.) Bean ise şöyle diyor. Girit’ten göçenlerin Anadolu’da ilk yerleştikleri yer Miletos’tur. Sonra Miletos’tan Lukka’ya, Karia’ya, Karadeniz kıyılarına gitmiş oralarda ülke veya koloni kurmuşlardır. Bean, bu halkların Miletos kökenli olmalarının göstergesi olarak da şunu öne sürer: Yer ve ulus adları: MİLyas(Lukka), kendileri için kullandıkları TreMİL, TerMİL, komşularının Lukkalılara verdiği ad olan SoLİM,  Karia’nın eski başkenti MİLasa gibi adlandırmaları verir. Bence çok mantıklı. Miletos inanılmaz bir yer zaten. Sinop’u, Trabzon’u, Samsun’u bile kendilerine koloni olarak kuranlar onlar. İlginç değil mi? Ayrıca Girit’te bulunan Faystos diski de çözüldü ve Miletos’tan bahsettiği ortaya çıktı. Geçen yıl Girit’ten bu Faystos diskinin tıpkısını satın aldım bir kendime bir de hocama. Fotoğrafını çekseydim buraya koyardım. Ya da durun internetten bir arayayım. Bulursam koyarım buraya. Az bekleyin. Hemen bakıyorum… Biraz  beklettim sanki. Ahanda buldum.

Luklar Girit kökenlidir. Giritliler de Anadolu kökenlidir. Nasıl mı? Şöyle: Anadolu’nun birçok yeri

Jpeg

Sydima’ya, Antonius’un büyük değer verdiği kente doğru…

nde bulunan seramiklerin (Karataş – Semayük kazılarında olduğu gibi – Elmalı-Antalya) Girit’te bulunanlarla aynı olması, Girit’teki ve Anadolu’daki yer adlarının aynı dilde (Luvice) olması gibi göstergeler bu tezimizi doğrular mahiyettedir. Mesela bir yer adındaki -nd-, -ss-, -nn- gibi. Karia’daki LanrauNDa, AliNDa, AlabaNDa, MiNDos, HalikarnaSSos; Lukka’daki ArNNa, TelmiSSos gibi.

1

Bu yolu yaptığın ve Türkiye’de bir çığır açtığın için teşekkürler KATE CLOW

Mehmet GÜLTEKİN yazdı.