LUKKA (LİKYA) YOLU PARKURLARININ İNTERAKTİF ANLATIMI:

Herodotos, ne güzel demiş:

“Likyalıların kimsenin malında gözü olmadı, kendi ekti, kendileri yetiştirdi.”

Çok doğru. Çünkü insan türü var oldu olalı birbirinin malını mülkünü yağmalıyor.

     Önce sitemizdeki “LUKKA MI LİKYA MI?” adlı yazımı okumanızı salık veririm.

LUKKA MI LİKYA MI?

Rotalar, her yıl tahribata uğradığı için, bu yol tariflerimi iki yılda bir yenileyeceğim. Çünkü iki yılda bir bu yolu baştan sona tekrar bitiriyorum. Bu nedenle Likya Yolu’na çıkmadan önce sitemi ziyaret edip anlatımlarımı okursanız, “kaybolmayan sakız” olursunuz. Kaybolmak da zevklidir aslında Likya Yolu’nda. Sizi bu zevkten mahrum edeceğim.

Tüm Likya Yolu boyunca önünüze gelen köy ve yaylalardaki çocuklara vermek için fazladan gofret, çikolata bulundurmayı unutmayınız. Geçeceğiniz köylerde bakkal yok çünkü.

 2016 yılı başı itibari ile:

 

 

1.GÜN:     OVACIK – KOZAĞAÇ – KİRME – FARALYA (KELEBEKLER VADİSİ) – KABAK KOYU

   22 km. Su var. Grubu yavaşlatacak biri yoksa 1 litre su ile yürünür.  1 Güne zor sığan bir rotadır. Su sorunu olmayan bir rotadır.

247383_10150207021746306_3508813_n

Yıllar önce… Lukka Yolu Fethiye başlangıcı

228218_10150198443306306_2194050_n

Deli manzaralar eşliğinde hep yükseliyorsunuz.

246606_10150207113276306_8272925_n

Babadağ’ı solunuza alın, hiç sapmadan toprak yoldan Kirme’ye kadar ilerleyin.

225895_10150198444716306_3589524_n

Toprak yolun kenarında bir tabela, yeri gereksiz olmuş.

1384227_10151922535771306_1137243358_n

Yıllar sonra… Yeniden… Kaçıncı? 🙂

Fethiye otogarının hemen yanından Ölüdeniz dolmuşlarına binip Ovacık mahallesinde inin. Dolmuşçular Likya Yolu’nun başlangıcını zaten biliyorlar. Bahsettiğim yer orası. Ormanın içindeki taksi duraklarının ve Likya Yolu takının olduğu yere gelin. Asıl yürüyüşe buradan başlayacaksınız. Bir müddet toprak yoldan ilerleyeceksiniz. Toprak yoldan ilerlerken şaşıracağınız ilk yere geleceksiniz. Yamaçta denizi tepeden gören beyaz, büyük bir otel var, otele doğru değil, sola devam edeceksiniz. Bu noktadan sonra şaşıracağınız bir yer yok. Toprak yolun bitiminde patika, Kozağaç’a yaklaşınca toprak yol, sizi Kozağaç’a kadar götürecektir.

Bu yola girdikten sonra Kozağaç Köyü’ne kadar çok güzel ve manzaralı bir patikadan şaşırmadan yükselerek gideceksiniz. Yükseldikçe manzara da güzelleşiyor burada. Yaklaşık 8 km sonra Kozağaç Mahallesine ulaşacaksınız. 2015 itibari ile Kozağaç’a girişte birileri saçma sapan sağa sola işaretlemeler yapmış. Önceden bunlar yoktu. Hepsi aynı yere çıkıyor. Patikanın bitiminde toprak araba yoluna girdikten sonra bu toprak yoldan Kozağaç’a ulaşacaksınız. Aynı toprak yoldan Kirme’ye kadar hiç ayrılmayın. İşaretler de bu toprak yolu işaret ediyor zaten.

“Fethiye’ye çok yürüyüşçü geliyor, o halde daha çok yürüyüş yolu yapalım, daha fazla yürüyüşçü gelsin.” aptal düşüncesini kim ortaya attı bilmiyorum. Fethiye’ye dışarıdan gelen yürüyüşçüler, Likya Yolu’nu yürümeye geliyor, sizin hikayesiz, anlamsız, amaçsız rotalarınızı yürümeye değil. Defalarca yürümeme rağmen yaptığınız değişiklikler, bizlere “Acaba rotayı burada toprak yoldan kurtararak, patika mı bulmuşlar?” şeklinde düşündürterek şaşırmamıza neden oluyorsunuz. Yaptığınız aptallığı bilmenizi istedim.

Kirme Mahallesine kadar 3-4 km yürüyerek bu toprak yoldan ulaşacaksınız. Kozağaç Mahallesinden Babadağ’a çıkan yeni bir rota var. Bu işaretlerin sizi şaşırtmaması için burada anlattıklarımı uygulayın. Kirme’de köy evleri kafeye dönüşmüş durumda. Durup bir şeyler içip köylülere katkı sağlarsanız çok güzel olur. Bu kişiler yapışkan değil, gönlünğz rahat olsun. Bu mahallenin girişinde çok güzel bir çeşme var. Yaz, kış akar. Kuruma tehlikesi yok gibi durmaktadır. Kuruduğunu hiç görmedim. Kirme’ye kadar yol üzerinde yani Babadağ’ın eteklerinde birkaç çeşme daha göreceksiniz. Yani bu parkurda fazla su taşımanıza gerek yok. Sıcakta yürüyorsanız ilk çeşmede Kozağaç’ta duş da alabilirsiniz. Kader’den ve köyün diğer çocuklarından mevsimine göre incir, üzüm, zeytin almadan geçmeyin. Yanınızda onlar için bir şeyler olsun. Bu köyde bakkal yok. Dememize gerek yok ama onları sevindirmek bambaşka bir duygu.

Buradan sonra Kirme’ye kadar toprak araba yolu yürüyüşü var ve 3-4 km’lik bir yürüyüştür. Kirme’den Faralya’ya dönüşe yeni bir kafe açılmış. Portakal suyu, nar suyu içebilir, küçük çaplı omlet vs. yiyebilirsiniz. Su da mümkün.

Kozağaç, Kirme, Alınca tek muhtarlık ve bu üç köyün muhtarı Kirmeli. Bilinmesi faydalı olabilir.

Kirme’den Kelebekler’e dönmeden direk Alınca’ya giden yeni bir rota var, tabelasını göreceksiniz Kirme kavşağında. Bu rotaya girerseniz Kelebekler Vadisi’ni, Kabak Koyu’nu görmeyeceksiniz demektir ki, bu durumda Likya Yolu’nu yürümeniz anlamını biraz kaybetmiş olur.

Kirme’den Faralya’ya kadar  hep dikine iniş var. Kirme Köyü’nün içinden dikine inerek geçeceksiniz. İşaretlerde ve patikada sıkıntı yok. Yolu Kirme içinde kaybetseniz bile dikine bir inişle vadi tabanına kadar inip tabana ulaştıktan sonra sağa dönünüz. Vadi tabanına kadar indikten sonra yokuş aşağı devam edecek, dolayısıyla sağa döneceksiniz. Vadi tabanında arıların istila ettiği bir çeşme, sağda 500 metre uzaklıkta baharda faal bir şelale var. Görmeden geçmeyin. İşte burası arı cenneti. Yanınıza alerjik bir durum söz konusu ise “incidal” gibi alerji tableti ve amonyak vs ilaçları almanızı öneririm. Türkiye’nin bal ihtiyacının %76’sının Muğla’dan sağlandığını belirtirsem ne tür bir tehlikeden bahsettiğimi anlarsınız sanırım. Aşağıda vadi tabanındaki çeşmeden devam edin. Toprak yola geldiğinizde biraz ilerledikten sonra sağa ayrılmayı unutmayınız. Toprak yoldan daha kötü bir toprak yola dönmüş olacaksınız. Yani işlek olmayan toprak yola, sağa dönün. Burada işaret yok, kaya babaları marifetiyle yolunuzu bulmanız gerekecek. Sağa dönünce toprak yolun ve arıların bitiminde dikine inen, kocaman bir çam ağacının, yol buradan dercesine dikildiği yerden, Faralya’yı ve Kelebekler Vadisi’ni gören şahane bir patikaya ulaşacaksınız. Bu patika sizi Likya’nın belki de en sulak yeri olan Faralya köyüne indirecek. Burada küçük, lüks butik oteller ve yürüyüşçüler için ideal pansiyonlar var. Gül Pansiyon, Corc’un Yeri gibi. Asfalta indiniz. İner inmez önünüze bir tabela çıkacak, sizi aşağıya indirmeye çalışan bir  tabela o. Siz o tabelaya uymayın. Yeni tabela o. Likya Yolu dışında bir çalışmadır. Sola dönüp köy içinden, asfalttan devam edin. Gül Pansiyonu, camiyi geçtikten sonra sağa, parke döşeli yoldan George’nin Evi tabelası yönünde dönün. Likya Yolu parkuru bu asfalt yolda ikiye ayrılır. Biri, sizi Kelebekler Vadisi’ni görebileceğiniz en güzel noktalardan birine götürecek. Diğeri ise asfalt yoldan biraz devam ettikten sonra asfaltın solunda kalan dağdan aşıp Kabak Koyu’na ulaşacak.

Yeni yol ama manzarayı seyrettiğiniz yerden tekrar asfalta ulaşmadan sağa dönüp sarı kırmızı işaretli yeni patikaya girin. Manzara ve patika çok güzel. Kelebekler’i bir de karşıdan görün.

İndik Kelebekler’i göreceğimiz yere. Kendine güvenenler ve zamanı olanlar buradan Kelebekler Vadisi’ne çok zorlu bir patikadan gidip gelebilirler. En hızlı yarım gününüzü alır inip çıkmak. Burada bulunan eski ipi kullanıp inmeyin sakın. Çürümüş olabilir.

1380193_10151922971996306_611149121_n

Belki lazım olur. Şiddetle tavsiye ederiz. İlgili, güvenli ve mükemmel.

Tekrar edersem, buradan, zamanınız varsa, yeni yapılan rotadan, yolu biraz uzatarak devam edebilirsiniz. Bu noktaya geldiğiniz yer olan asfalta çıkmadan sarı-kırmızı işaretleri takip ederek Kabak istikametinde ilerleyebilirsiniz. Kelebekler Vadisi’ni seyrettiğiniz yüksek yerden geriye dönüp az ileriden sağa döneceksiniz. Bu rotada işaretler gayet iyi. Patika kaybolmuyor. Diğerine göre daha güzel ve daha manzaralı bir rota. Kelebekler Vadisi’ni bir de karşıdan görme imkanını sağlayan bir rota. Orman içinden geçen gölgeli bir rota. Bu rotanın sonuna doğru işletmeciler yürüyüşçüleri, kendi mekanlarına çekebilmek için işi oldukça çetrefillendirmişler, zaman kaybetmenize ve kaybolmanıza yardımcı(!) olmuşlar. Bu parkurda denize sıfır hiç inmeyeceksiniz. Bunu bilin. Patikadan ayrılmayın, yolunuzun asfalta çıktığı yerden ne bir patikaya ne de toprak yola girin. Sizi bu yönlere sokan tüm tabelalar sahtedir. Asfalttan Kabak Koyu’na kadar devam edin. Çok uzun sürecektir. Faralya’nın son noktalarıdır buralar. Mümkünse aracınızla Kabak Koyu’nun üstündeki markete kadar kendinizi attırın. Bu marketten işaretleri takip ederek 45 dakikalık bir yürüyüşle Kabak Koyu’na inin. Valley Kamp’a inip (Kurtuluş’un ve Turhan’ın yeri) çadırınızı kurun veya sırtım rahat bir döşek görsün diyorsanız duşlu, tuvaletli tertemiz bungalovlarında çok uygun fiyatlara kalın.Turhan: 544 770 48 07

KABAK KOYU – ALINCA PARKURU

     9 km. 5.5 saat. Hep çıkış. Su yok.

Alınca’da yemek, yıkanma ve konaklamak için hem kamping hem de bungalov hizmeti veren Bayram’ın Yeri, köyün Kabak Koyu girişinde. El değiştirmiş. +90-545-881 50 54, +90-535-746 72 87, www.catchycamping.com (Biz gene de Bayram’ın numarasını verelim:  -+90 535-788 15 48)

Yine Alınca’da Ömer’de hizmet veriyor aynı şekilde. +90-554-833 60 05 – +90-535-939 10 06

Geçilen yerleşimlerin dışında su yoktur. Alınca’da evlerden, 4 km sonra Boğaziçi’ndeki bakkaldan veya bakkalın duvarındaki musluktan, Sydima’da camiden su edinebilirsiniz. Ayrıca, Mart, Nisan (Mayıs başında da olma ihtimali var) aylarında yürürseniz Kabak Koyu’ndan Alınca’ya döndükten bir müddet sonra kanyonun içinde berrak bir dere var. Denizden sonra duşunuzu alabilir, içme suyunuzu takviye edebilirsiniz. Bunların dışında su yoktur.

     Kabak Koyu’ndan Alınca’ya yürümeden önce, denize sırtınızı dönün sağınızda kalan en yüksek dağ bloğunun tepesinden aşacağınızı bilin ve buranın neresinden geçebilir ki yol diye kafa yorun.

     Kabak Koyu’ndan sahile inmeden de yola çıkabilirsiniz fakat yeni yapılan sahilden Kalabantia – Cennet Koyu – Alınca parkurunun girişini görmek adına sahile inip doğuya yönelip sahilin sonundan itibaren denize sırtınızı verip vadinin içine dalın. Vadiden bir müddet ilerledikten sonra yol ikiye ayrılacak. Biri kanyon içinden geçen kısa yol, diğeri patikalardan giden yol. Bana sorarsanız kanyon içini tercih etmeyin derim. Çünkü, kanyonda bir müddet ilerledikten sonra sağa bir çarşaktan çıkacaksınız.

Sağ tarafınızda birçok çarşak çıkışı göreceksiniz. Bunlardan hangisine çıkacağınızı nasıl tarif edeyim. Edemem. Hele ki her yağmur yağdığında işaretli kayalar yerlerinden oynuyorken… Yakın zamanda sizden önce biri geçip burayı babalamadıysa yolu kısaltacağım derken benim ilk gidişimdeki gibi yolu 7 saat uzatabilir, tam yük yürüyorsanız perişan olabilirsiniz. Yalnız bu kaybolmam sırasında ne şelaleler gördüm ne tırmanışlar yaptım, anlatamam, yukarıdaki emniyetsiz çıkış fotoğrafı buna delildir.

254162_10150207172976306_4022476_n

Kabak kanyondaki dere. Bir kere su olduğuna rastladım. Deniz sonrası duş.


Bu yol ayrımından sağa devam edin. Kanyonu seçmeyin. Bu patika rahat bir eğimde yükseldikçe manzara da inanılmaz olacaktır. Hep söylerim Lukka Yolu’nun en sevdiğim parkuru diye. Yukarıda bir kayaya kırmızı ile çizilmiş bir yol kavşağı var. Sağa devam edeceksiniz Alınca’ya gitmek için. Tepelerdeki kayalarda fotoğraf çekilmeden ilerleyemeyeceksiniz. Yol boyu çobansız keçiler göreceksiniz. Issız ve kimsesiz bir rotadasınız. Alınca’ya yaklaştığınızı bakımlı tek tük ağaçtan oluşmuş zeytinliklerden geçerken anlayacaksınız. Ama gene de uzun süren bir yürüyüş olacak bu. Patika ve işaretler bu parkurda çok iyi. Kaybolma riski yok. Alınca’ya gelince köyün girişindeki evlerden biri Bayram’ın yeri.

Orada önceden haber vermemişseniz süt, yoğurt, ayran, omlet gibi piratik olarak hazırlanabilen şeylerden yiyip içebilirsiniz.(Bayram – 535-788 15 48)

247251_10150207184731306_7781580_n

Alınca – Cennet Koyu’nun yukarısı

     ALINCA – BOĞAZİÇİ – SİDYMA PARKURU:

Dodurga’da Kanadalı Brea ve Fatma birkaç köy evini pansiyona çevirmiş. Yemek, yıkanma, konaklama hizmeti veriyorlar. +90-536 474 07 73,+90-536 725 17 95

Dodurga-Sidyma ve Boğaziçi’nin Muhtarı Rasıh Bey’de evinin bir odasını açmış. Ama düzenlememişse zor kalırsınız orada. Ben gördüm yani: +90 536-814 48 82

Dodurga ve Sidyma(Asar) da konaklamak için ayrıca evlerinde bir veya iki odayı açmış bulunanların numaraları: (Aynur Abla +90 531 211 82 34 – Sıdıka abla ve Cemil abi +90 538 527 49 15)

8 km. Asfalt ve patika. Bu parkurda 1 litre su ile yürümek yeterli. Boğaziçi’nde su takviyesi yapıp Sydima’ya ulaşırsınız.

Alınca’dan sonra sağa sola dönmeden asfalttan ilerleyin. Boğaziçi köyüne kadar asfalt yürüyüşü var. 3-4 km. Alınca’dan sonra Kate’in yaptığı Likya Yolu burada iki koldan ilerliyor. Alınca’nın çıkışından biraz sonra Gey (Yediburunlar) sapağı var. Gey’e, Gey’den de Bel’e çıkmak isterseniz bu yolu kullanın. Diğer rota ile Bel’de birleşir. Ben Boğaziçi, Sidyma parkurunu seçenlerdenim. Boğaziçi Köyü’ndeki markette mutlaka mola verirsiniz. Çölde vaha gibi. Bakkal Doğan abi, yakınlarda kamp atacak olursanız istediklerinizi size getirebilir. Sidyma kampına birçok malzeme getirmişti bize. (Doğan – Boğaziçi Köyü 0-536-929 84 28). Bu bakkaldan hemen sonra sağa, patikaya döneceksiniz.

Sağınızdaki dağın yamacından bozuk traktör yolundan Sidyma’ya kadar hafif bir eğimde tırmanacaksınız. Sidyma’nın girişinde dikkat etmeniz gereken şey, direk köye gitmeyip sola dönmek. Direk köye giderseniz çok şey kaybedersiniz. Likya’nın meşhur kaya gömütlerini, tapınak kalıntısını ve her yerde yazmasına rağmen benim bir türlü bulamadığım tiyatrosunu görebilirsiniz. Köy zaten karşıda görünüyor,  kaybolmazsınız. Bu yol, bu tip tarihi kalıntılarla daha anlamlı olacaktır. Değilse ülkenin her yerinde patika var. O kadar yol tepip gelmenin bir anlamı da bu olmalı bence. Sydima’da caminin hemen yanında elektrikli su sebili var. Her zaman soğuk suyu bulunur.

254497_10150207198511306_4849141_n

Sidyma – Sola dönerseniz göreceğiniz gömütler – Yıllar önce…

     Sydima, Roma Devri’nde büyük gelişme gösterdiği bilinmektedir. Bu gelişme Bizans Çağı’nda devam etmiştir. Roma Çağı’ndaki gelişmenin nedeni İmparator Marcus’tur. Marcus (M.Ö. 450 – 457) daha imparator olmadan Perslere karşı yapılan savaşta Lykia Bölgesi’nde hastalanır, Sidyma’da bırakılır ve Sidymalı iki kardeşin evine yerleşir. Marcus, iyileştikten sonra kardeşlerden biri ona sorar “Eğer imparator olsaydın bize nasıl bir iyilik yapardın?” Marcus da “Bu olması İmkansız olay olsaydı sizi şehrinizin en önde gelen kişileri yapardım.” diye yanıtlar. Daha sonra II. Theodosius’un ölümü üzerine tahta geçen Marcus sözünde durur ve Sidyma’dan ilgisini eksik etmez, kendisine bakan bu kişileri yüksek makamlara getirir. (www.kulturvarliklari.gov.tr adresinden alıntıdır.)

Sydima (Asar) Köyü’nün meydanında (Roma dönemindeki Agora) tarihin orta yerine çadırınızı kurun. Caminin tuvaletini, suyunu kullanabilirsiniz.

Aşağıda Dodurga Köyü’nde Kanadalı adını unuttuğum bir bayanın güzel bir pansiyonu var. Ayrıca Sidyma’nın muhtarının da bir odası var 6-7 yataklı. Burada uyurken, Marcus’u düşünün. Roma’yı…

SİDYMA – BEL PARKURU :

5 km. Genelde hafif eğimde çıkış. Su yok.

Bel Köyü’nde Fatma Pansiyon  yemek, banyo ve konaklama imkanı sunuyor. Emin değilim ama 8 kişilik yatağı var. +90-553-271 48 59, +90-539-693 33 85

Sidyma’dan tabelanın göstediği yere girdikten sonra yol, derin olmayan çalılık bir vadinin içine sokacak sizi. Bir müddet irmeden (irme: Kot altında kalmış kenarları taş duvar olan patikaya Anadolu’da verilen addır. İrmeden gel yar, görünmeden gel yar diye Muğla türküsü bilem var. 🙂 ilerledikten sonra vadinin tabanından ilerleyin. Az sonra sizi yürüdüğünüz çukurdan çıkarıp Bel’e giden araç yoluna çıkaracak. Bu yoldan da 1-2 km yürüdükten sonra sola, yamaca patikaya giren işaretleri kaçırmayın. Burası hem daha yakın hem de gerçek bir patikadır. Bu yol tepede sizi araç yoluna tekrar ulaştıracaktır. Araç yoluna girer girmez tekrar sola, tel örgülerin dibinden giden bir patikaya sokacaktır. Burada kaya babaları var, kaçırmayın. Kaçırsanız da toprak yoldan varacağınız yer aynı: Bel Köyü. Bel Köyü’ne kadar işaretleri takip edin. İleride tarlaların içinde işaretleri görmekte zorlanabilirsiniz. Tarlaları solunuza aldığınızda ve tarlanın sağ başından ilerleyince işaretlerde sıkıntı kalmayacaktır.

Az sonra şose yola çıkacak buradan da dikine bir inişle Bel’e geleceksiniz. Ben bu köye Maçu Piçu diyorum. Öyle bir havası var çünkü. Köyün girişindeki fino köpek sizi pek de hoş karşılamayacaktır. Sakin olun. Aşağıda Alınca’dan Yediburunlar (Gey)’e uğrayarak gelen yol ile sizin yürüdüğünüz yolun birleştiği noktada  Likya Yolu tabelasını göreceksiniz. Köyün içine doğru ilerlediğiniz vakit orada buz gibi bir elektrikli su sebili olduğunu göreceksiniz. Suyu döküp saçmayın, yüzünüzü yıkamayın çünkü burası ülkemizin en susuz noktalarından.

     BEL – BELCEĞİZ PARKURU:

4,5 km.Çıkışlı inişli kötü bir toprak araç yolundan.  Su yok.

Bel’den Belceğiz’e kadar hep toprak yoldan ilerleyeceksiniz. Tam yükseniz veya aracınızın altı yere yakın değilse kamp malzemelerinizi ve suyunuzu Belceğiz’e taşıtın. Burada kamp atın. Görünce anlayacaksınız ne kadar güzel ve ıssız bir kamp yeri olduğunu. 800 rakımdan denizi tepeden gören bir yer burası. Belceğiz’de bir tane çoban barakası var, kullanılmıyor. Belceğiz deyince orada bir köy var zannetmeyin. Su yok. Buradaki rotayı gösteren tabela yönünde ilerlemeyip rotadan çıkarak deniz yönüne devam ederseniz kamp yerlerini görürsünüz.

Sezondaysanız burada yalnız kamp yapmayacağınızı da bilin. Suyun olmadığını da bilmeniz önemli. Rota tabeladan sola kıvrılıyor. İşaretler çok aralıklı dikkatli olun. İlerleyince aşağıda büyükçe bir kuyu var. Suyu hep kurtludur. Zor durumda kalmadıktan sonra kullanmayın. Kullanırsanız da mutlaka tablet kullanın veya kaynatın. Likya Yolu haritalarındaki su işaretlerine güvenmeyin çünkü bu tip kuyuları ve sarnıçları da su noktası olarak vermiş. Bu bölgede kurtsuz kuyu yok.

BELCEĞİZ – GAVURAĞILI PARKURU :

11 km. Deli gibi sürekli iniş. Dizlik varsa takın. Su yok. Kate’in haritasında bu parkurda bir tane su noktası görünüyor. Kendisi bir kuyudur. Hayatımda bu kadar yoğun kurtlu bir kuyu hiç görmedim.

Belceğiz’den bir müddet yatay ilerledikten sonra 4-5 saat civarı süren uzunca bir iniş sizi bekliyor olacak. Gavurağılı’na kadar yokuş aşağı ineceksiniz. Yol hep taşlık, dizlere ve ayak bileklerine dikkat.

Tepedeki tabelada batonlarınızın boyunu uzatın. İşaretler belirgin. İşaretler sizi Gavurağılı’na kadar götürecektir. Tepede ve yolun bitimine az kaldığı yerlerde patika var. Bu yolun ortası kopuk. Paldır küldür yürüyorsunuz. Patika falan beklemeyin. Yol üzerinde bir tane su sarnıcının olması buranın gerçek bir yol olduğunun göstergesi aslında. )Yamacın sırtındaki kuyuyu ve Belceğiz’deki sarnıcı kastediyorum.)

Gavurağılı’na gelince ilk güzel yapı yürüyüşçülerin kaldığı bir pansiyon. Bu pansiyon ile Dodurga’daki pansiyon aynı ailenin. Ekim 2015’te buradan tekrar geçtim, bahsettiğim pansiyonun kuzeyine dağın yamacına alabildiğine çirkin büyük bir otel dikmişler. Görmemeniz mümkün değil. Neyse bu otelle işimiz yok. Yürüyüşçüler genellikle buradan sonrasını yürümüyor. Çünkü Xanthos’a kadar 18 km asfalt. Buradaki pansiyoncu ile anlaşıp kendinizi Xanthos –  Çavdır – Üzümlü – İslamlar – Akbel parkurunu yürüyecekseniz Xanthos’a; Patara – Delikkemer – Akbel parkurunu yürüyecekseniz Patara’ya bıraktırın. Yol üzerindeki Pydnai Likya kentini geçip gitmeyin. Araçla o şekilde anlaşın, Pydnai’ya uğrayın. Ayrıca Xanthos’tan Patara’ya kadar gelen Likya Yolu da asfalttan gidiyor.(11 km)

Hala Gavurağılı’ndayız. Yürümeye devam ediyoruz. Bu pansiyonun yanından toprak yoldan denize doğru işaretleri takip edin. Yol bir villanın önünden sola sertçe kıvrılacak. Toprak araba yolundan devam edin. Buradan döndükten sonra sağa denize inen şose bir yol var. Rotadan çıkıp 700 m kadar deniz istikametinde yürüdükten sonra denize ulaşırsınız. Burası cennet bir koy.

249641_10150205807856306_2052800_n

Gavurağılı’ndaki gizli çeşme.

Bu şose yol rota dışıdır. Bu yoldan aşağı inin, denizi yukarıdan gören çam ağaçlarının altında kampınızı kurun. Hemen aşağınızda denize girin. Bu çamlık düzlüğün (kamp yeri) yanındaki kaya babalarını takip ederek gür akan bir çeşmeye gidersiniz. Şose yoldan denize inerken solunuzda kalan 150-200 m uzaklıktaki büyük okaliptus ağacının altındadır bu çeşme.

Yukarıdan denize inerken sola yol olmayan bir yerden yardırarak da bu çeşmeye ulaşabilirsiniz. Bu çeşme önemli, çünkü burada kamp yapmanıza olanak sağlar. Denizden sonra duşunuzu alırsınız. Çeşmeyi şöyle de tarif edebilirim: Ya da çamlıktan doğuya 100 m ilerleyip sola eski bahçe duvarlarının arasından yürüyünce bu çeşmeyi bulursunuz. Bu çeşme yakınındaki düzlüklerde de kamp atabilirsiniz. Buralarda yol karışır diye sakın korkmayın. Çıkacağınız yer, yamaçtan Gavurağılı’na inerken görmeye başlayacağınız doğu yönündeki sahile sıfır asfalt yol. (Denize doğru mızrak gibi çıkmış olan inceburuna…) Bu çeşmeden biraz kuzeye yönelince bahçe aralarındaki genişçe patikaya ulaşıp sağa dönün, bu irme, sizi asfalta çıkarır. Ben bu 18 km’lik asfalt yolu yürüdüm. Ayaklarım su topladı, sonra Patara yol ayrımındaki kükürtlü suda banyo yaparken su toplayan yeri kayalar kesti, yürüyüşümü burada sonlandırmak zorunda kaldım.

Bu kükürtlü su, Antalya’ya giden anayoldan 90 derece Patara’ya dönerken, dönmeyip, yine Antalya karayoluna paralel giden dağın dibindeki toprak yola girince ilerideki incir ağacının altıdır. Toprak yolun hemen altı. Kokusu inanılmaz berbattır, aklınızda olsun. Şifa niyetine için. Tadı ve kokusu lağım gibidir.

GAVURAĞILI – PYDNAI – KARADERE – LETOON – XANTHOS PARKURU:

18 km. Su var. Pydnai’den sonra bir kayanın altında Karadere’nin gözü var. Şahane bir pınar. Ayrıca hep yerleşimlerden geçeceğiniz için su sorunu yok. Lukka Yolu’nun en berbat parkurudur. Yürümek için deli olmak gerekir. Tamamına yakını asfalt olmasının yanında düz olması ve bir de seraların içinden geçmesi yolun tadına tat katıyor(!) Gavurağılı’ndan 4 km yürüdükten sonra Pydnai’a gelinir. Pydnai’den sonra sürekli olarak yerleşimlerden geçeceğiniz için su, domates, salatalık ve biber ihtiyacınız olmayacak. Seracılar, ellerinize bir şeyler tutuşturacaklardır mutlaka.

Pydnai’den 10 km yürüyerek Letoon’a gelinir. Letoon kutsal yeri ile ilgili olarak bu sitede, “Likya mı Lukka mı?” başlıklı yazımda bilgi vermiştim. Onu okumanızı salık veririm. Letoon’dan 4 km yürüyerek Lukka’nın ihtişamlı başkenti, intiharlar, toplu katliamlar, depremler kenti Xanthos’a gelinir. Bu parkurda yol tarifi yapmadım. Niye yapıyım ki, hep asfalt ve elektrik direklerindeki işaretleri takip ederek 18 km’yi bitiriyorsunuz. Yalnız işaretler çok seyrek.

Xanthos’tan sonra rota, ikiye ayrılıyor:

XANTHOS – PATARA PARKURU: 

Patara Green Park Camping (+90-533-144 03 08, +90-252-677 73 73)

Yine Patara’da Özlen Pansiyon (+90-532-255 85 12, +90-252-677 76 35)

11 km. Hep asfalt. Tadı tuzu olmayan kötü bir parkur. Genelde ovadan ve ovayı seyreden hafif yükseklikte bir yamaçtan ilerleyeceksiniz.

XANTHOS – ROMA KÖPRÜSÜ – ÇAVDIR – ÜZÜMLÜ – İSLAMLAR – AKBEL PARKURU:

18 km. Su hep var. Çavdırı’ı geçince İnpınarı’nda, Çavdır’ın üstündeki binlerce yıllık su kanallarında su hep var. Yerleşim yerlerinden geçeceğiniz için su sıkıntınız olmaz. Asfalttan, köy içlerinden, toprak yollardan gidiliyor. Yalnız Xanthos’un içinden arkaya dolanan ince asfalt yoldan ilerlerken sağa sola sapmayın. Bu asfalt yol bir müddet sonra çamlıkların içine girecek ve Kaş – Kınık karayoluna çıkacak. Bu karayoluna yaklaşırken işaretleri sakın kaçırmayın değilse kendinizi önce sera denizinin içinde sonra Çavdır Köyü’nün içinde bulursunuz. Roma köprüsünü de göremezsiniz haliyle. Karayolunu karşıya işaretleri kaybetmeden atladığınız vakit genelde toprak yol, köy içlerinde asfalt yol, sizi Akbel’e kadar götürecektir. 

PATARA – DELİKKEMER – AKBEL PARKURU:

15 km. Su hiç yok. Güzel bir parkur. Akbel’e çıkan ikinci parkurdur. Akbel’e bir önceki başlıkta anlattığım üzere Xantos’tan da gidebilirsiniz. Patara’ya Xantos’tan girişte, Gelemiş Köyü’nün merkezinin girişi, sola yukarı döneceksiniz. Ya da köyün içinde kamp yaptıysanız doğu yönünde dikine çıkan merdivenlerden çıkın. Asfalt yola ulaşın. Asfalta çıkınca sağa dönün. Son evin bahçe duvarını sağınıza alarak toprak yoldan Likya Yolu tabelasını görene kadar ayrılmayın. Likya Kaya mezarlarının arasından geçeceksiniz sonra tabelayı göreceksiniz. Yükseldikçe Patara plajı komple görünecektir. Tabeladan sonra yine şose yoldan devam edeceksiniz. Yokuş çıkacaksınız. Toprak yoldan hiç ayrılmayın. Çamların arasından giderken sağa çok güzel bir patika ayrılıyor. Oraya girmeyin. Elli kere dedirtmeyin, toprak yoldan ayrılmayın işte. Yolun yokuşu tırmandığı bir dönemeç Patara’ya geri dönüyormuş izlenimi verecek ve acaba yanlış mı gidiyorum, diye düşüneceksiniz. Yanlış değil, devam edin.

Likya yolunda kuraldır, toprak yol girişinde işaret olur sonra toprak yol boyunca hiç işaret olmaz bu da sizi acaba yanlış yoldan mı gidiyorum, neden hiç işaret yok yanılgısına düşürür.

Bu dönemeçten sonra Patara’nın su deposu var. Bu su deposunda genellikle su kaçağı olur. Suyunuzu zor durumdaysanız buradan takviye edebilirsiniz. Su yerde ama çaşme falan yok. Uzun süre toprak yoldan iniş ve çıkışlarla deam edin. İşaretler çok iyi, kaybolmazsınız. Daha sonra İnpınarı’ndan Patara’ya su getirmek için Likya döneminde yapılan su kemerine kadar antik 2500 yıllık su yolundan yürüyeceksiniz. (Akuadük) Sukemerinde Likya Yolu ikiye ayrılır. Biri buradan Kalkan’ın batısına çıkan çok zorlu bir yoldur. Diğeri Kalkan’ın kuzeybatısına yani Akbel’e çıkan bir yoldur. Bu ikincisi kolay ve güzel bir parkurdur.

DELİKKEMER – KALKAN (5 km)

Zoru sevenlerin rotası. Su ve yerleşim yok.

Delikkemer’den -kemer kalıntıları istikametinde değil, kemerin bitimine yakın sağa dönerek- deniz istikametine yönelerek yürümek isteyenler, yani direk Akbel’e uğramadan Kalkan’a yürümek isteyenler, yaşlı, şişman ve günlük kumanyasını bile başkasına taşıtan güçsüz insanlar olmamalı, düşüp ölebilirler, yaralanabilirler. Kayalardan inmeli çıkmalı, doğru düzgün patikası olmayan bir parkurdur. Kalkan’a çok az kala patika var. Mesafe kısa ama bu parkur hızınıza göre bir gününüzü yiyebilir. Kalkan’a kadar masmavi koylardan geçeceğinizi ve doyumsuz manzaralar göreceğinizi de belirtmek isterim. Ben bu rotaya bayıldım.

DELİKKEMER – AKBEL (6 km)

Su ve yerleşim yok. Kolay bir parkurdur.

Delikkemer’den Akbel’e çıkan diğer parkuru tercih ederim çünkü 2000 küsür yıllık su yolundan yürümeye devam edeceksiniz. Bu rota, tarihi ile daha anlamlı. Patika sizi kaybolmadan Kalkan – Fethiye karayolu’na çıkaracak. Buradan itibaren Kalkan’ın kuzeydoğusundaki Bezirgan çıkışının başlangıcına kadar 4 km hep asfalt. Buradan itibaren hiç işaret aramayın. Kalkan’ın en yukarısındaki karayolu’nu takip edin size Likya Yolu tabelalarını büyük bir sarnıcın yanında gösterecektir.

AKBEL – KALKAN – BEZİRGAN: 

11 km. Akbel – Kalkan geçişinde bakkallarda su var. 4 km asfalt. Kalkan’ın en kuzeyindeki asfalt yoldan ayrılmadan ilerleyin, sizi Akbel’den 4 km sonra Bezirgan’a yönlendiren Likya Yolu tabelası ile buluşturacaktır. Burada büyük bir sarnıç da var. Bu 4 km’lik asfalt rotayı araçla geçmenizi salık veririm.

Geldik Kalkan çıkışına. Burada Bezirgan’ı gösteren tabeladan yukarılara doğru zikzaklar çizerek çıkacaksınız. Bu yol antik bir yoldur. Yol belirgin. Kaybolma riski yok. Yukarıdaki kayalık bölgeye gelince Çoban Moşe sizi karşılayacaktır. Manzaraya hakim bu noktanın adı İnbaşı’dır. Burada fotoğraf  molası vermeden geçemeyeceksiniz. Çoban Moşe’nin asıl adı Muhittin. Bu kayalık dağdan aşağıda kalan manzarayı alabildiğince izleyeceksiniz. Moşe keçilerini otlatmak için hep bu bölgeye geliyor, sebebi ise gelip gidenlerle sohbet edebilmek. Ona selam vermeden geçmeyin. İnbaşı’na gelince tırmanış bitecek zannetmeyin. İnbaşı’ndan sonra aşağı yukarı geldiğiniz kadar daha yükselip yukarınızda duran dağ belinden aşarak, sarnıç ve kuyuların yanından kaybolma riski olmadan bezirgana varacaksınız. Bezirgan girişindeki ahşap baraka topluluğu çok ilginç . 70 kadar buğday ambarıdır bunlar. Yıllar önce deli gibi yağan bir yağmurdan bu ambarlar sayesinde kurtulmuştum. Onlarca yıl kapısı hiç açılmamış olduğu belli olan toz içinde, fare ve tahtakuruları tehlikesi altında, yağmurun sesini dinleyerek bir gece geçirmiştik. Ertesi sabah da geçeceğimiz Bezirgan düzlüğü sular altındaydı ve sulara bata çıka Yumrutepe yamacına kadar gelebilmiştik.

Bu barakaların olduğu yerde çeşme var. Az ileride tuvalet de var. Burası güzel bir kamp yeri. Köy kahvesine mutlaka uğrayın. Bezirganlılar çok hoş sohbet, eğlenceli kişiler. Burası güzel bir kamp yeri dedik ama Derviş Huzur (facebookta ekleyebilirsiniz.) dostumuza ait mükemmel bir kamping var köyde. Tuvaleti, duşları ve kullanabileceğiniz mutfağı masa, sandalyeleri mevcut ve çok eğlenceli hikayeleri. Bezirgan’dan geçerken hem Derviş abimizi hem de Erol Şalvarcı abimizi tanımadan geçip gitmeyin. Çok şey kaybetmiş olursunuz. Sabah 7’de yürüyüşümüzün başlayacak olmasına aldırmadan, 2016’nın Ocak ayı sonlarında  gecenin 3’üne kadar onları keyifle dinledik. Erol Şalvarcı’nın da burada 6 kişilik nezih bir pansiyonu var. Bilginize. Aşağıdaki kılavuz video içinde Bezirgan Köyü’nün içindeki yürüyüşlerimizin de görüntüleri var. Bu görüntüler rota dışıdır.

Bu parkurun Kılavuz Videosu:

BEZİRGAN – SARIBELEN – GÖKÇEÖREN PARKURU

Bezirgan’dan doğuya doğru, yani köyün üstündeki büyük otoyolun yükselme istikametine doğru köyün içinden yönelin. Köyü çıkınca bu asfalta yamaçtan tırmanarak yaklaşacak ve boyunda asfalt ile birleşeceksiniz. Buranın adı Yumrutepe’dir. Ulaşmanız gereken yer karşınızda gördüğünüz Sarıbelen Köyü’nün güneydoğusudur, deniz tarafıdır diyelim. Denize uzak nokta, yön tarifi için deniz dedim. Fakat işaretler sizi öyle dolaştıracak ki… Siz en iyisi köyü hedefleyip dikine bir inişle asfaltın sağ başındaki vadiden -burada bolca hayvan kemiği vardır- vadi zeminindeki tarlalara inin. İnişin bir bölümünde işaretlerle kesişeceksiniz zaten. Aşağıdaki Lukka Yolu tabelası da sizi yönlendirecektir. Burada tarlaları ikiye bölen dereden botlarınızı çıkararak geçeceksiniz. Eğer hava yağmurluysa bu tarlalarda dizinize kadar vıcık vıcık çamur olacaksınız. Tarlayı geçtikten sonra dikine bir patikadan köyün kenar mahallesine çıkacak ve asfalttan bir müddet köyün içi istikametinde ilerleyeceksiniz.

Yalnız asfalta ulaştığınız bir noktada motorlu biri gelip sizi rotanın 3 km dışındaki pansiyonunda konaklamanız için ısrarcı olacaktır. Kalmayacağınızı belirtirseniz yemek yemeye, onu da kabul etmezseniz çay içmeniz için sizi zorlayacaktır. Eğer bu kişi, köyün girişinde sizi kaçırmış olsa da motoru ile peşinizden gelip geri döndürmek için yine çabalayacaktır. En sonunda yolunuzun üzerindeki pansiyonlarda konaklamanız için ısrarcı olacaktır. Lukka Yolu’nun utanç simgeleri… 3 kere aynı şeyleri yaşayınca… Daha önceleri, motoru eski Rus motoru idi, sonralarda MZ oldu. Köy merkezine 1.5 km kala gürül gürül akan bir çeşmenin yanından asfalt yolun yukarısına doğru patikaya gireceksiniz. Burada Lukka Yolu tabelası var. Bu patika sizi ileride toprak orman yoluna sonra da asfalta sokacak. Bu asfalttan birkaç yüz metre ilerledikten sonra sağa bolca tabela bulunan bir çam ağacından dönecek ve dikine bir patikaya gireceksiniz. İlerideki kaya manzaraları inanılmaz. Eğer kamplı yürüyorsanız, asfalttan ayrıldığınız noktadan 1 km uzaklıktaki çamların dibinde mutlaka kamp kurun. Harika bir kamp yeri. Burada karşılaştığım bir Sarıbelenli amca, aynı yerde bir çadır gördüğünü ve çadırın içindeki kişiyle sohbet etmek için bağırarak çadırı tekmelediğini anlatmıştı. İçinden çıkan bir yabancı turistin ona korkulu gözlerle baktığını ve bir şeyler söylediğini fakat anlamadığını… Ülkemizin hazırlıksız yakalandığı doğa turizminde durum bu… Türkiye’nin gerçeklerine ve yurdum insanının zavallı cehaletine tekrar hoş geldiniz.

Bu kamp alanından sonra çok hoş kaya manzaraları eşliğinde bir müddet patikadan ilerledikten sonra toprak orman yoluna çıkacaksınız. Sola devam edin. Sağa devam ederseniz tekrar Sarıbelen’e varırsınız. Denizi çok yüksekten gören güzel manzaralar eşliğinde yürüyün. Deniz görünmez olunca genişçe eski bir tarla gelecek önünüze, bu tarlanın girişinde kuyu var. Suyu içilir. Bu kuyudan sola döneceksiniz. Tarlanın alt ucundan ilerleyeceksiniz. Meşelik içinden patikadan devam edin. İleride toprak yola çıkacaksınız. İleride yolun kenarında bir roma kuyusu var. Etrafta yerleşim yoksa ve kuyu, sarnıç varsa bunlar yol göstergeleridir. Toprak yolun bitiminde meşelik ve kayalık bir patikadan yokuş aşağı inin. Yokuş bitince tekrar toprak yola gireceksiniz. Az ileride, yolun solunda Hüseyin Amca’nın yayla evine ve ağılına varacaksınız. Buradan keçi sütü içmeden geçmeyin. Buradan sonra hep patika. Gökçeören’e doğru giderken,  patikaların çatallaştığı yerler var, dalıp işaretleri kaçırmayın. Gökçeören’e kadar yürüyeceksiniz. Tekrar edeyim, Tarlalı mevkisinde Çoban Hüseyin amcanın (Hüseyin Karadon) keçi sütünü içmeden geçmeyin. Hüseyin amcaya küçük bir hediye alın mutlaka. Eşi, oğlu, kızı ve gelini ile bu yaylada tek başlarına yaşamaktalar. Kate Clov’a bu bölgede rehberlik yapan ve onu buradaki yayla evinde konuk eden kişidir.

Gökçeören’i karşıdan göreceksiniz. Gökçeören’in girişindeki meydanda kamp atabilirsiniz. Ya da camiyi hedefleyip caminin yanındaki Hüseyin Yılmaz’ın (05378105983) pansiyonunda konaklayabilirsiniz. Para konusunu önceden anlaşın. Çünkü Hüseyin abi, siz ayarlayın, hallederiz, para sorun olmaz… falan der ama sonra verdiğiniz parayı azırganabilir.

Bu parkurun Kılavuz Videosu:

Biraz İngilizce:

GÖKÇEÖREN – HACIOĞLAN DERESİ – PHELLOS – ÇUKURBAĞ – ANTİPHELLOS (KAŞ) PARKURU: 26 KM

26 km deyince korkmayın. Gökçeören’den Hacıoğlan Deresi’ne kadar 4 km; Çukurbağ’dan Kaş’ın yukarısına kadar 6 km toprak yol veya düz arazi. 10 km sini 2 saatte alacaksınız.

Su: Hacıoğlan Deresi’nde derede ve Gökçeören’den buraya kadar çeşmelerde su var. Hacıoğlan Deresi’nden sonra  km tırmandıktan sonra ağaçlık arazinin bittiği bir tarlaya geleceksiniz. Buranın adı Gedikbeli. Buradan 1 km kadar sonra koca bir çınarın altında çeşme var. Ancak suyun tadı sası.

Gökçeören köy meydanından toprak yoldan ilerleyin. Yol dümdüz vadiye doğru girmektedir. Dere sağınızdayken bir köprüden geçerek dereyi solunuza alacaksınız. Bundan sonra toprak yol çatallaştığında hep sol taraftakine devam edeceksiniz. Yani hep dere boyundan ilerleyeceksiniz. Daha sonra dereyi tekrar sağınıza alacaksınız. Phellos tabelasını görene kadar dere boyunu bırakmayın. Burada bu dereden botlarınızı çıkarıp karşıya geçeceksiniz. Geçtiniz. Genişçe bir eski bağdasınız. İşaretler sizi ormanın içine sokacak. 4 km boyunca sürekli yokuş çıkacağınız çok eski bir yoldasınız. Yolu kaybetmeniz mümkün değil. Ormana girdiğiniz yerde çok eski bir kuyu. Ne demiştik. Burası antik bir yol. İleride ormanın bittiği yerde (Gedikbeli) işaretler ve patika kötü durumda. Burada işiniz zor. İş makineleri de işaretleri yok etmiş. Sizden önce yürüyenlerin kaya babalarını takip edin. Lukka Yolu’nun en kaybolunan bölgesi. Aslında gideceğiniz yer gidiş yönünüze göre en uzakta görünen dağ sırasının en solundaki zirve, orası Phellos. Kaybolursanız aşağıya yani Dereköy’e inmeyin. Genelde kaybolanlar bunu yapıyor hep. İleride yıkılmak üzere olan iki bağ evi var. Bu evlerden sonrası kolay.

Bu evlerden birine tava bıraktım. Dibinde yumurta bulaşığı var. Bu evin verandasında çadır kurmuştum. Sabaha her yer bembeyaz kardı. 5 yıl sonra buradan tekrar  kışın geçtim bu sefer Phellos’ta öğle yemeği molasında kar yağdı. Çok şanslıyım.

Bu evden dere yatağına doğru ilerleyin. Burada eski bahçelerin temellerini geçerek büyük bir çınarın dibindeki çeşmeye geleceksiniz. Burada molanızı verin ve işaretleri ve kaya babalarını takip ederek yürüyün. Sizi toprak orman yoluna çıkaracak. Bu orman yolunun yokuş aşağı inilip tekrar yokuş çıkılan bir noktası var. Yokuşu indiğiniz yerden sola dönüşü kaçırmayın. Tekrar patikaya gireceksiniz. Bu patika sizi tekrar orman yoluna çıkarana kadar ilerleyin. Gedikbeli solunuzda yukarıda, Dereköy solunuzda aşağıda kaldı ve Phellos, karşı istikametinizde yürüyorsunuz. Toprak yolun üzerinde kayaların dibinde kuyu göreceksiniz. Demek ki, tarihi bir yoldasınız. Toprak yolun sola yani Dereköy’e yöneldiği (Aşağıda, çukurdaki köy) bir noktasında kaybolmak üzere olan, yerde yatan Lukka Yolu tabelalarını görecek ve sağa döneceksiniz. Patika sizi Phellos’a kadar götürecektir. Phellos’taki Lukka dönemi kalıntıları çok etkileyici.

Phellos’tan Çukurbağ’a kadar hep iniş. Patikalar muntazam. Çukurbağ-Phellos arası 3 km kadar. Çukurbağ’da çeşme var. Kamp yapılabilir. Pansiyon var. Çeşmeden sağa dönüşte yolun altında. Bu pansiyonun karşısındaki bademlikte çadır da kurabilirsiniz. Bundan sonra uzunca bir süre köy içinden asfalttan yürüyeceksiniz.

Bu rotanın kılavuz videosu:

KAŞ (Antiphellos) – LİMANAĞZI – CENEVİZ BURCU – ÜZÜMLÜ İSKELESİ – BOĞAZCIK PARKURU: 24 km

Boğazcık’ta tabelasını görmemenizin mümkün olmadığı bir tesis, köye girerken beraber hemen karşınızda tepede konuşlanmış durumda. Apollonia Lodge – Saffet Bey 535 592 12 36) veya Ali’s House 536 678 19 10   539 921 40 42 Limanağzı’ndan buraya kadar ne bir köy ne bir kulübe ne de işletme var. Su noktası da yok. (Nisan 2019 itibari ile güncelleme: Bir noktada içilebilir su var. Üzümlü İskelesi’nde tuvalet ve hemen yanında son 3 gidişimde de aktığına tanık olduğum bir çeşme var ki önceki yıllarda akmadığını görmüştüm. ) Aman dikkat.

Bade’nin arkasında Ceneviz Burcu

Limanağzı

Yürüyüşün 2 km’sinden sonra Limanağzı’na ulaşıyoruz.

Su Kaş’tan 2.5 km sonra Limanağzı’ndaki tesiste ve Limanağzı’ndan sonra neredeyse 1 günlük mesafede yani 16 km sonra Üzümlü İskelesi’nde çeşmede var. Grupla giderseniz Üzümlü’nün muhtarını arayıp bu çeşmenin suyunu açtırmanız gerek. (Belirttiğim üzere, artık hep akıyor.) Ya da bazı kişiler, çeşmenin suyunun artık hep açık olduğunu yazıyorlar. Boğazcık Köyü’nde de su var.

Çok yorucu ve bitirici bir parkur. Mesafe günübirlik uygun görünse de yanınızda götürdüğünüz kişiler yorulunca size ve organizasyonunuza saldırganca bir tutum takınabilir. -Bu ne biçim Likya Yolu, Böyle Likya Yolu mu olur… gibi- 🙂

Kayadaki işarete bakın. Böyle yerler bolca var.

Patika dahi yok çoğu yerde… Hoplaya zıplaya…

Genelde denize sıfır yürünen parkurlardır. Havalar sıcaksa ayağınızı her dinlenmede denize sokun.

Saveda – İpli yer.

Karşıda Çoban Plajı. Gördüğünüz kayalıklardan geçeceksiniz.

Yanlış gidiyoruz. Koyun başlangıcından sola dönmeliydik. Ama ikisi de aynı yere çıkıyor.

İnönü Koyu’na iniş. Tam arkamda “V”nin tabanı. Oraya inip tekrar yukarı çıkacağız. Yol boşuna uzatılmış sanki…

Kaş’ın içinden helikopter pisti veya Çakıl Plajına yönelin. Çakıl plajından sonra bir müddet asfalt yolda yükseleceksiniz. Evlerin arasından önce toprak yola sonra patikaya gireceksiniz. İleride işaretler ikiye ayrılacak. Sola devam ederseniz Limanağzı’nı ve Saveda kaya mezarlarını göremezsiniz. (Yandaki fotoğraftaki ipli geçiş yeri) Sağdan devam edin. Kaya mezarlarının yanına bir ipten tutunarak inin. Burada manzaranın eşsizliğine doyamayacaksınız. Üzümlü İskelesine kadar su yok. Yürüyüş istikametinizce yani Kaş’ı arkanıza alıp ilerleyin. 500 metre sonra sola işaretlerin ayrıldığını göreceksiniz. Burası az önce bahsetiğim, Limanağzı’nı görmeksizin Kaş’tan gelen patikanın bağlandığı yer. Sola dönerseniz tekrar Kaş’a gidersiniz. Karşınıza devam edin. Az sonra kayalık bir bölgeye geleceksiniz. Bu kayalık bölgenin girişinde zemininde deniz olan dikine bir mağara var. Oradan çok hoş bir serinlik gelmekte. Burayı geçince zor bir parkur var. Yaşlı, şişman, kondüsyonsuz olanlar için zor bir parkur. Karşı koya ulaşana kadar bu durumda olanlar biraz çile çeker, aceleci olanlara da çile çektirir. Koy, çöplük durumunda. Koyun vadi istikametinde ilerliyorsunuz. Patika sizi Limanağzından sonra önce Çoban Plajı’na sonra Fakdere’ye ve Fakdere Koyuna ulaştıracaktır. Fakdere’den yukarıya toprak yoldan ilerleyeceksiniz. Ancak koya iner inmez dere yatağını geçer geçmez sola döneceğinizi bilin. Sahilden devam eden işaretler, karşıdaki işletmenin kendi mekanına doğru illegal olarak çizdiği işaretlerdir. Bizim tarafımızdan bu gibi işletmeler boykottadır. Bu evler zamanında arkeologların kullandıkları evlerdir. Fakdere’den yukarıya toprak yoldan devam edin. Demir kapıyı geçin. Koyun karşı kıyısında birkaç yıldır bir tesis var. (Yanda görülen resimdeki.) İşaretleri tesisine çevirmiş. Evlere ulaşmadan işaretler sola dönmektedir aslında. Bu yüzden bu işletme, bende ambargoludur. Ayrıca burası sit alanı. Yıkılmış ya da kapanmış da olabilir.

“V” şeklinde inilen ve çıkılan parkurun deniz ucu. Toprak yola yukarıdan ulaşınca toprak yoldan ayrılmayın. Sizi gereksiz sağa sola sokup çıkaracaktır.

Fakdere’den çıkışta tepedeki tabela Kılınçlı yönünde devam…

Fakdere’den sola döndünüz. Bir toprak yoldan yokuş çıkacaksınız. Demir kapıyı geçince sağa dönmeden karşınıza devam edin. Bu toprak yoldan en tepeye, artık inişe geçeceğiniz yere geldiğinizde İleride tam boyuna geldiğinizde karşıda sizden kotça alçaklarda bulunan ağaçların arasındaki belirginleşmiş patikaya ve traktör yoluna ulaşacağınızı bilin. Bu tepede, tabela da var. Bir sakatlanma durumunda bu toprak yoldan sola devam ederseniz Bayındır Köyü’nden Üzümlü İskelesine, sizin ulaşacağınız yere,15 dakikalık mesafedeki asfalt yola ulaşırsınız.) Burada toprak yoldan ayrılarak bayır aşağı taşlık bir bölgeden ineceksiniz. “V” şeklinde karaya sokulmuş denize inip buradan tekrar “V”nin diğer bacağından yükselip toprak yola ulaşacaksınız. (Bence toprak yla girmişken hiç ayrılmayın sola keskin bir viraj yaptıktan sonra sağa patikaya gireceğiniz yere kadar…  Burada  jandarmanın yıktığı bir iki beton yığını var. Fazla ilerlemeden toprak yoldan 45 derece tekrar sola döneceksiniz. (Bu yol gene aynı toprak yola çıkacak 100 mt. sonra) Sakın dalmayın. Patika deyince sakın ola düzgün bir patika anlamayın. Muhtemelen Kate Clov, bu yolu çizdikten sonra burası patika gibi bir şeye dönüştü.  Öyle yerler var ki, ayak bileğinizi sakatlamanız an meselesi. Aman dikkat.

Kaş’tan Andriake’ye kadar koyların sırayla adı şöyle:

Limanağzı – Çoban Plajı – Fakdere Koyu – İnönü Koyu – Deve Çıktığı – Üzüm İskelesi(Körmen Adası) – Aperlai (Sıcak Koyu) – Kocakarı Koyu(Bu koyu görmeden geçiyoruz.) -Kekova – Burç Koyu (Gökkaya Koyu) – Çakıl Plajı – Çayağzı

Üzümlü İskelesi ileride, buralarda patika falan yok…

Patikaya girdikten sonra işaretler muntazam sizi Üzümlü Köyü İskelesi’ne kadar götürecektir. İskele deyince, hiçbir şey yok burada. Toprak yoldan buraya araç da girebilir. Aklınızda olsun. Çok güzel bir kamp yeri ve su var. Deniz taşlık da olsa tertemiz ve muhteşem. Daha ne olsun. Kaş’tan başlamışsanız yürüyüşe, akşama kadar sürecektir bu yürüyüşünüz. Bütün enerjinizi alacaktır bu parkur.

Denizin popo ile birleştiği yer Üzümlü İskelesi – Hayatımızı kurtaran kuyu. Bu kuyuya bir de çaydanlık düşürdük.

Onur ve ben – Suyumuz bitse de umudumuz vardı…

Zor bitti. Bu kırmızı yol (artık asfalt) sizi Boğazcık’a kadar götürür.

Birkaç gün daha yürüsek, matımız kalmayacaktı 🙂

Üzümlü İskelesi’nden Boğazcık Köyü’ne doğru yürüyün. 4 km daha yürüyünce Boğazcık’a ulaşırsınız. Yolun son 2.5 km kadarı toprak yol.(idi. Artık büyük kısmı asfalt)  İskeleden sonra istikametinizce binlerce yıllık bir kule göreceksiniz. Bu kulenin sol yanından yukarıya doğru çıkarken patikadan 30 metre solda bir kuyu göreceksiniz. ERDAK’tan Onur UYAR’ı ve beni işte bu kuyu kurtarmıştı. Bu kuyunun suyunu kaynatarak can bulduk. Sabaha kadar bu kuyunun üzerine kurduğumuz çadırlarımızda kurt ulumalarını dinleyerek uyuduk. Nereden bilebilirdik ki 500 m ileride çoban barakalarının olduğunu ve tankerlerinin içinin buz gibi su dolu olduğunu… Az ileride, tepeye yaklaşırken sağ kolunuzda bir kuyu daha göreceksiniz. (Tarihi kulenin solundan çıktıktan sonra yolu kaybederseniz ara ara girip çıktığınız toprak yola girin, aynı yere çıkar.) Bu kuyuyu geçince solunuzda badem ağaçları kalacak. İleride kırmızı topraklı bir köy yoluna çıkacaksınız. (Yandaki fotoğraftaki yol. Ancak artık o yol asfalt.)  Ve Boğazcık’a doğru yürüyeceksiniz. Birkaç km sonra Boğazcık’a ulaşmış olacaksınız. Boğazcık’ta pansiyon, yağmurlu havalarda muhtarın kapısını açabileceği köy odası, köyün girişinde binlerce kişi bile olsa çadır kurulabilecek, çayırlık kocaman bir düzlük olması (Bu düzlük artık tel örgü ile çevrili, kamp yasak.), caminin şadırvanının ve tuvaletinin bu kamp yerine yakın olması gibi çok güzel özellikleri olan bir köy burası. Muhtarı da çok yardımsever. (Mehmet BOZCA 05326058754) Bence köyün girişindeki Ramazan’ın Likya Kamping’i buradaki en ideal yer. Kamp için kişi başı çok makul bir ücret istiyor. Tuvaleti, duşu var. Numarasını bir ara girerim. Bulamadım.

Rota köyün içine girmeden, ilk evin yanından sağa Aperlai istikametinde dönüyor. Acil ihtiyacınız yoksa, bence Lukka Yolu’nun en güzel yeri ve anlamlı yeri, en bol hikayeli yeri olan Aperlai’de kamp atın ya da Rıza Cüce’nin yeri olan The Purple Hause’da konaklayın. ((Rıza Cüce, 539 859 91 96, 538 217 61 83) Oğlu Ada ile vakit geçirin. Rıza’nın anılarını dinleyin. Pek anlatmaz. Kendisi tüccar veya işletmeci değildir. Ona sakın kentlerdeki işletme sahiplerine davrandığınız gibi davranmayın. Rıza orada yaşamak için var. Orası planlanmamış bir şekilde konaklama yeri oldu. Kentlerden gelen insanlar, tüccarlarla doğada yaşayan ve hayatını ikame edebilmek için ufak tefek gelir kapısı aralayan kişileri birbirine karıştırmamalıdır. Lukka Yolu ile ilgili ileride çıkacak kitabımda Rıza kardeşimden bolca bahsedeceğim.

BOĞAZCIK – APOLLONIA – APERLAİ PARKURU : 8 km

THE PURPLE HOSE – Rıza Cüce, 539 859 91 96   538 217 61 83 Ölmeden önce kalınması gereken ve görülmesi gereken ve de havasının-tarihinin solunması gereken yerlerden biri. Ancak bu dediğimi angutlarla denemeyin. Çünkü Lukka Yolu’nu yürüyen insanlar, Lukka kaya mezarlarını görmek, Lukka tarihinin içinde yolculuk yapmak için bu rotayı yürümekteler. Zira hikayesi olmayan rotalar boş rotalardır. “Zira mı, zira nedir?”

Aperlai’nin tarafımdan yapılmış dron çekimleri için youtube “yollardelisi” kanalımdan:

Boğazcık Köyü’nde kamp yerinden bahsetmiştik. Köyün orta yeri koskocaman bir kamp alanı, çeşme, tuvalet ve yağmurlu zamanlarda size açabilecekleri köy odası var, caminin karşısında. Köyün girişinde yazısını görmemenizin mümkün olmayacağı pansiyon da var. (Apollonia Lodge)

Apollonia’yı fotoğraflarken…

Boğazcık Köyü’ne girerken Aperlai tabelasını görmüştünüz, sağa dönen. Oradan sağa dönün. Daha 1 km kadar toprak yoldan gitmeden solunuzda yükselen sivri dağ Apollonia, aşağıdan birkaç kaya mezarı görünmektedir. Çıkıp bakmak zamanımızı alacağı için çıkmayı hiç düşünmedim. Burası adını Zeus’un Leto’dan olma ikizleri Artemis ve Apollon’dan adını almıştır. Apollonia adı buraya ad olduğu zamanlarda daha Yunanlılar ne Apollon’u tanıyordu, ne de kentlerin adına Apollonia diyorlardı. Yani bu adlar ve adlandırmalar Anadolu kökenlidir, Luvi kökenlidir, Luviler de Türkistan (Ortaasya) kökenlidir. Bu konu için ayrıntılı bir şekilde yazılmış Avusturyalı arkeolog Kretschmer’in ilgili makakelerini ve Arif Müfit Mansel’in “Ege’de Akalar Sorunu” adlı bildirisini okuyabilirsiniz. İsteyenlere ben ulaştırabilirim. (Fotokopisini ama. Kargoyu da siz ödersiniz.) Arif Müfit Mansel’in ege’de Yunan Tarihi’ni de okuyun derim. Bizler Luvilerin Türk olma olasılığının çok yüksek olduğunu söylerken -tıpkı Atatürk’ün dediği gibi- boşuna konuşmuyoruz. Ayrıca Luviler Anadolu’da yaşayan otantik halkın M.Ö. 3000 lerdeki adı iken, bu ad, M.Ö. 1000’lerde Lukka, Karya ve Lidya adı ile anılmıştır. Kaldı ki bu üç siyasi birlik, birçok yönden ortak bir kültüre sahip. Mesela Milasa’daki Zeus Labraundos mabedini hem Lukkalıların hem Karialıların hem de Lidyalıların ziyaretine açık olduğu başkalarının kabul edilmediği de buna güzel bir örnek olur. Yani bunlar aynı millet, Luvi. Şimdi bir de Zeus’un Anadolu tanrısı olduğunu ve Hellenlerin buna da sahip çıktıklarını anlatarak konuyu uzatmak istemiyorum. Ama Lukka kitabım çıktığında fazlasıyla uzatacağımdan emin olabilirsiniz. Karya’nın önemli mabetlerinden Hekate Kutsal yerinde bulunmuş olan hece ölçüsü ile yazılmış bir şiir… Hece ölçüsü Türklere özgü bir şiir ölçüsüdür. Tamam kestim, rotayı anlatıyorum.

Lukka Yolu’nun en anlamlı, en güzel yeri… Aperlai

Apollonia’yı geçtiniz. Bir müddet toprak yol ve patika karışımı yürüdünüz. Sonra bir tarladan asfalt yola çıkacaksınız. Burada işaretli patikayı bırakıp karşıda biraz yukarıda görülen yolun en sağına(size göre) yürüyün. İşaretli yol burada saçma dolandırıyor, sinir bozucu. Bu asfalt yoldan belki 100 metre yürüdükten sonra solmuş bir Aperlai tabelasından sağa taşlık bir patikaya gireceksiniz.(Nisan 2019 itibari ile bu tabela yok) Bu patikadan genelde yatay bir düzlemde ilerleyeceksiniz. Eski bir kuyu kalıntısı, Apollonia ve Aperlai’yi birbirine bağlayan antik yolun kenarlıkları ve çok eski tarla duvarlarını görerek ilerleyeceksiniz. İki terk edilmiş taş evin yanına gelince mutlaka fotoğraf molası vereceksiniz. Bundan sonra Aperlai’nin surlarının dibinden Sıcak Koyu’na yani Rıza CÜCE’nin The Purple House’ına doğru Lukka kaya mezarlarının arasından yani Aperlai’nin nekropolünden ineceksiniz. “LUKKA (LİKYA) YOLUNUN EN GÜZEL YERİDİR APERLAİ” Aşağıya inince Rıza ile selamlaşacaksınız. Bu tip yollardaki yapışkanlardan hiç değildir Rıza. Siz selam vermezseniz o size ses bile etmez. Yalnız yukarıdaki hatırlatmamı yineleyeyim. Rıza burayı sevdiği için buraya gelmiş biridir.

Eşi ile evlenmeden önce onu buraya getirir ve “Bak ben burada yaşayacağım. Kabul ediyorsan evlen benimle, etmiyorsan sen bilirsin.” der. Eşi kabul eder ve şimdi oğulları Ada ile mutlu bir yaşam sürmektedir bu elektriği ve yolu olmayan antik kentte, dededen kalma kendi toprağında. Yabancı yürüyüşçülerin hikayelerinde Rıza’dan The Purple House’tan sıkça bahsedildiğini duyacaksınız. Aslında Rıza, kırıcı olmalarından ve kendisine “tüccar”mış gibi davranılmasından dolayı yerli yürüyüşçüleri kabul etmek istemeyen birisidir. Bu konuda ona sakın kızmayın. Bu onun yaşam tarzı. “Bira pahalı, su bu fiyata olur mu vs.” demeyin sakın. Çünkü onun kapısına toptancı kamyonu yanaşmıyor. Yolu ve elektriği olmayan bir yere, Kaş’tan ya da Üçağız’dan önce tekneyle sonra ATV motorla bin bir zahmetle taşımaktadır, güneş enerjisi ile soğutmaktadır. Duş vs için iş makineleri ile değil, kazma ve kürekle açtığı kuyularda biriktirdiği yağmur sularını kullanmaktadır, kullandırmaktadır. Burası dünyadaki en özel yerlerden biri, Rıza da öyle, bu özel yere yakışan özel biri. Nisan 2012 itibari ile bira 12 tl, Nisan 2019 itibari ile bira 18 tl, konaklama kişi başı 100 tl. 10 kişilik yatağı var.)

Aperlai, Likya döneminin önemli liman kenti. Rıza’nın kamp yerine “The Purple House” yani “Mor Ev” demesinin bir nedeni var. Bence konulabilecek en güzel adı koymuş. Likya ve Roma döneminde soylular, asiller ve krallar mor kiton ya da krem kiton üzerine, omuzdan bele veya bele kuşak olarak mor şeritler bağlarlarmış. Bu kumaşların mor boyası ise Aperlai’den yani şimdiki adı ile Sıcak Koyu’ndaki mor kabuklu bir sümüklü böceğin mor kanından elde edilirmiş. Mor muhabbeti buradan yani.

Bir de 2012’de hayatını kaybeden Sitare Ağaoğlu’nun anlattıkları var ki… Mesela bir gün helikopter koltuğunda çürümüş bir pilot cesedini, koltuğunda bağlı bir şekilde evinin önüne kadar deniz getirir. 150 yıl önce arap (arabın “a”sını büyük yazmaya elim varmadı) abecesi ile yazılmış şişe içinde bir mektup bulur… Geri kalan hikayeleri Rıza’dan dinleyin ya da benim Lukka kitabım çıkınca oradan okuyun.

APERLAİ – ÜÇAĞIZ PARKURU: 11 km

Üçağız Köyü karşıda…

Denize sıfır ilerleyin…

Her zamanki gibi Rıza ile istemeye istemeye vedalaştıktan sonra 1 km kadar dümdüz bir yoldan doğuya doğru yürüyün. Bu düzlüğün sonunda bir işletme var. Benden ambargolu bir işletme. (Yörük Ramazan’ın Yeri adıyla bilinir.) Çünkü işaretleri silip kendi tesisine çeviren bir işletme olduğu için benim nazarımda affedilemez. Bu lokanta sahildedir ve tekne turlarına hizmet vermektedir. Denize girme açısından Rıza’nın Mor Ev’inden daha iyi durumda. Bu tip yürüyüş yollarının en tehlikeli durumudur bu rota değişikliklikleri. Ve bu tip rota kaydırması yapanların hangisine sorarsanız sorun “Biz Kate Clow’la bu rotayı birlikte düzelttik.” gibi laflar edeceklerdir. Kate Clow’un haberi bile yoktur bu ahlaksızlıklardan.Buradan itibaren bir müddet karadan düz bir parkurda ilerledikten sonra Üçağız’a kadar neredeyse hep denize sıfır bir patikadan ilerleyeceksiniz. Patika ve işaretler muntazam.

Buradan yokuş ve iniş olmayan hep düz alanlarda yürüyeceksiniz Üçağız’a kadar. Üçağız’dan Kaleköy Simena’ya kadar da beton ve tipsiz bir yoldan 3 km yürüyerek ulaşacaksınız. Kalabalıksanız Kaleköy’deki top sahasında kamp atabilirsiniz.Az çadır ise Kaleköy’ün girişindeki kaya mezarlarının yanı uygundur. Jandarma kaldırtır mı bilemem. Sonuçta kaya mezarı yanı.

FİNİKE – BELOS – YATIKARDIÇ YAYLASI – KARLIÖZ – KIRKMERDİVEN – ALAKİLİSE – ZEYTİN – BELÖREN KÖYÜ – DEMRE ÇAYI – MYRA – DEMRE KALESİ – SÜMELİ KÖYÜ – GÜRSES – DİVLİK KÖYÜ – ANDRİAKE PARKURU

62 km Lukka Yolu’nun en zor çıkışı buradadır. Bir günde tam 1435 metre yükseleceksiniz. Fakat kesinlikle zevklidir. Finike’den çıkıştan 4 saat sonra Yalakbaşı adlı nekropolde bir kuyu var. Burada bir çoban ailesi yaşıyor. Onlar bu suyu kullanıyor. Belos antik kentinden yarım sonra bir çoban ailesi daha var. Bayram’ın ve ailesinin çoban barakası. Bayram oradaysa size seve seve su verecektir. Siz de Bayram’ı sevindirin. Bayram çok güzel, çok saygılı, çok beyefendi bir çocuk. Şu anda askerde olması lazım, 2016 Ekim itibari ile. Sabah çıktınız diyelim, akşama Yatıkardıç Yaylası’nda olacaksınız. Burada yayla evlerinden su alabilirsiniz. Çeşme yok. Bu bölümün su durumunu uzun anlattığımı fark ettim. 🙂

 

LOJİSTİK ve KAMP:

1.GÜN: Kamp malzemelerinizi araca taşıtmayı planlıyorsanız araçlar Yatıkardıç Yaylası’na kadar -artık- çıkabiliyor. Yol toprak ve araçların altını bazı yerlerde yere vurmaları muhtemel. İlk gün için ideal parkur burası. Kuyulardaki suyu yaylada yaşayan insanlar kullanıyor.

2.GÜN: Alakilise’ye kadar çok zor da olsa araç girebiliyor. Grubunuz az kişyse (15-20 kişi) Alakilise harabelerinin göbeğine kurun kampınızı, burası şahane bir yer, tarihin içinde uyumak güzel olacaktır. Kalabalıksanız, biraz daha yukarıda, kuyudan 100 metre aşağıdaki düzlüklere kurabilirsiniz. Yalnız, Alakilise’ye kamp kurabilmek için araçtan kamp malzemelerinizi sırtınızda dik bir yamaçtan indirmek, sabah da geri taşımak gerekecek.

3.GÜN: Myra’daki kamping alanları ile anlaşın. Duş, tuvalet, kamp yapma, balık, salata, pilav, patates kızartması kişi başı 20 tl (Mayıs 2016 itibari ile) anlaşmak mümkün.

4.GÜN: Andriake limanında Andriake kamping ideal bir kamp yeri. Çok güzel bir yer. Görünce bayılacaksınız zaten. Burada Çayağzı’ndaki kulübesinde yalnız yaşayan Salih abi ile tanışmadan gitmeyin ama. Size bir şeyler ikram edecektir, o istemese de mutlaka  onun da gönlünü edin.

SU: Bu parkurda Belören Köyü’ne kadar (3 gün) kuyu suyundan başka su yok. Yanınızda 10 litre su taşımaktansa, dezenfektan tabletler, kuyu suları mineralsiz yağmur suyu olduğundan suya karıştırmak için birkaç soda ve himalaya tuzu taşıyıp bunları kuyudan aldığınız sulara karıştırınız. Kuyularda suyu fazla kullanmadan duşunuzu alabilirsiniz. Çünkü bu kuyu suları çobanlara yaz boyu lazım.

 

ROTA ANLATIMI:

1.GÜN: Finike – Yalakbaşı – Belen Yaylası – Belos – Bayram’ın Evi – Yatıkardıç Yaylası (14.6 km)

 KAMP YERİ: Yatıkardıç Yaylası’nda ilerlerken yolun aşağısında kalan düzlük şahane bir kamp yeri olur. Yağmur tehlikesi varsa yukarılara kurulması daha mantıklı olur. Zira çok yağarsa çadırınız gölün ortasında kalabilir burada.

SU: Finike’den sonra 4 km çok zorlu bir patika yürüyüşünden sonra Yalakbaşı’nda, 11.5 km sonra Bayram’ın yaşadığı yerde ve  14.6 km sonra Yatıkardıç Yaylası’nda kuyu suyu var. Buradaki çobanlar içiyor ama suyun rengi değişik. Genel su uyarılarımız geçerli.

ROTA: Finike’nin en batısına doğru sahil yolundan gidin. Finike’den çıkmak üzere iken solunuzda limanın kaldığını göreceksiniz. Sağınızda çömlek heykelleri ile havuzdan yukarıya uzanmış portakal tutan bir el heykeli göreceksiniz.  Oradan sağa, dağa doğru caddeden yürüyün. Ana caddeden sağa sola dönmeden ilerleyin. Finike Devlet Hastanesi gelecek önünüze. Onu da geçin. Evlerin arasından ince dar asfalt yokuşu tırmanırken beton elektrik direğindeki sola dönüş işaretini kaçırmayın. Bu yol sizi toprak bir araba yolundan tepeye kadar çıkaracak.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Tabeladan patikaya gireceksiniz. Burası bir antik yoldur.

Tepeden güzel bir koy göreceksiniz. Tepeden arkaya doğru sarkarken burada Lukka Yolu tabelalarını göreceksiniz. Bu tabelanın olduğu yerden yukarıya patikaya gireceksiniz. Bu patika yol sizi 4.5 km sonra 2016’da asfalt olmuş bir yola ve hemen yol üstündeki nekropole çıkaracak. Bu patikanın sonlarına doğru şahane bir kanyondan geçeceksiniz. Görselliği yüksek, insan ruhunu coşturan bir yer burası.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Yalakbaşı Nekropolü

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Yalakbaşı Nekropolü

Yalakbaşı adlı bu mevkiye gelince hemen yakınınızdaki tabelayı dut ağacının altında Lukka Yolu tabelasını göreceksiniz. Buradaki yaylacılar, Demre’nin Boldağ Köyündendir. 472 rakımlı bu tepede Duran Amca ve Alican abi var. Sohbetleri çok tatlı. Sağolsunlar.

Buradan itibaren patika, yola 15 metre paralel ilerliyor. Patikadan yürümek anlamsız yani. Buradan Belen Yaylası’na kadar asfalt yoldan ilerleyin.

Tepede işaretler asfalttan çıkıp 50 metre sonra tekrar asfalta giriyor. Şov yapmaya gerek yok. Asfalttan devam. Az ileride yol ikiye ayrılıyor. Buradan sağa döneceksiniz. Bu yol ayrımındaki tabelalar da neyin nesi demeyin. Bunlar zannedersem Aziz Nikolas (Noel Baba) Yolu’nun tabelaları. harabalerin orta yerinde.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Sürekli yükselen zor bir patikadan manzara eşliğinde çıkıyorsunuz.

Bizim bu tabelalarla işimiz yok. Bu tabelaları gördükten sonra sağa Belos istikametine dönün. Toprak yoldan ilerleyin. Tel örgülerin yanından geçin. İleride yol ikiye ayrılacak, sola devam edin. Bu yol ayrımından 10 metre sonra toprak orman yolu sola devam ediyor siz sağa devam edeceksiniz. İki yol ayrımının orta yerinde bir Lukka kaya mezarının podyumunu göreceksiniz. Bu podyumu solunuza alın ve yürüyün.

İleride şahane bir manzara sizi bekliyor…

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Beymelek Lagünü ve Demre

Finike’den başladıktan sonra 800 metre irtifa aldınız. Tepeye çıkınca solunuzda Beymelek Lagünü ve Demre boylu boyunca hemen altınızda serilivermiş olacak. Bu manzaranın bir müddet tadını çıkarın. Gün boyunca arada sırada değişik açılardan bu manzarayı göreceksiniz. 3. Gün de… Buradan ilerleyiniz. Patika ve işaretler belirgin. Karşınızdaki sivri, az ormanlı tepe Belos harabelerinin bulunduğu tepe.

O tepeye çıkacağınızı bilin. Belos’tan sonra sakın ola sağa dönmeyi unutmayınız.Son kaya mezarından batıya ilerleyin, yirmi metre sonra sağa döneceksiniz.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bu mezardan 2o metre batıya, sonra sağa patikaya…

Geniş ve belirgin bir patika sizi Bayram’la anasının yayla evine çıkaracak.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Tipik bir Lukka kaya mezarı

Bu rotayı bir gün yürürseniz eğer yanınızda Bayram için bir şeyler götürün. Bayram 8 yıl okula gitmiş fakat okuma-yazma öğrenememiş bir kardeşimiz. Size kuyudan su çekip yardım edecektir.

Onu hediye ile sevindirin, olmadı harçlık verin. 2016 Kasım ayında Bayram askere gidecek. Muhtemelen bir hafta sonra teskeresini verirler diye düşünüyorum. Bayramın evi ve kuyusundan sonra vadiden ilerleyin. Bu vadi taşlık bir patikadan ilerliyor. İleride geniş, eski bir tarlaya geleceksiniz. Kuyunun hemen üzerinden ilerleyin. Açıklığın bittiği yerde büyük bir kaya babası yaptık.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Fatoş, yaptığımız babayı yeterli görmeyip bir yenisini daha yapıyor.

İşaretleri değil bu kaya babasının olduğu yerden gidin. Zira işaretlerle yolun çakıştığı bir yer burası. İşaretleri takip etmeyin. Hedefiniz, yokuşa dikildikten sonra hafiften sol çaprazınızda kalan büyük çam ağacının yanı olacak. Yukarıdaki genişçe patikaya çıkana kadar yürüyün.

Bu patikadan kaba çam ağacına doğru yani solunuza dönerek devam edin. Hafif bir yükselişten sonra aşağılara doğru patikadan devam edin. Bu inişin sonunda bir yay çizerek solunuza döneceksiniz. Bu patika gördüğünüz toprak yola çıkaracak sizi.

Bu toprak yoldan devam edin. Yukarıda daha geniş bir orman yolunu dikine geçeceksiniz. Vadi tabanından ilerleyin. Kuyuyu geçerken sola tekrar orman yoluna yöneleceksiniz.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bu kuyudan sola… Toprak yolu dikine geç, tepeye manzaraya çık.

Biraz dik bir bir tırmanış olacak. Yolu dikine geçip tepeye çıkacaksınız. Tepede işaret sorunu var. Tepeden hafifçe sağa doğru yöneleceksiniz. Solunuzda Demre, Beymelek manzarası; sağınızda dağ ilerleyin. Ormanın içinden  çıkınca patika belirginleşiyor. Şahane bir sedir ormanı içine giriyorsunuz. Ağaçlar ulu. Her biri birer yaratığa benziyor. Gece geçmenizi tavsiye etmem bu yüzden. Demre’yi gördüğünüz son noktadan 5 dakika sonra Yatıkardıç Yaylası’nın ilk evini göreceksiniz. Bu yaylada genellikle kimseler olmuyor birkaç kişi haricinde. 1435 rakımlı bir yayla burası.

 

Finike – Yalakbaşı Nekropolü – Belos – Yatıkardıç Parkuru Kılavuz Belgeselini izlemek için aşağıdaki 2 videoyu izleyiniz:

2.GÜN: Yatıkardıç – Karlıöz – Papazkaya – Kırkmerdiven – Alakilise (12 km)

Lukka Yolu’nun en zor inişi bu parkurdadır.

 

SU: Alakilise’ye kadar ara ara su kuyuları var ama bu kuyuların yakınında hiçbir yerleşim veya çoban olmadığından içine hayvan düşebilir ve çürüyüp suyu zehirleyebilir. Bu nedenle bu parkur Alakilise’ye kadar susuzdur.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Yatıkardıç Yaylası’nda kahvaltı

Yatıkardıç Yaylası’ndan çıkınca toprak yoldan ilerleyiniz. Son eve varmadan yoldan çıkıp sağa patikaya gireceksiniz. Buradan Karlıöz’ün zirvelerine kadar yükseleceksiniz. Bu parkurun en yüksek rotası buradan geçmektedir. 1800 rakımlara kadar yükseleceksiniz. Buradan Kumluca’yı ve Finike’nin birazını, Beymelek Lagünü’nü ve Demre’yi göreceksiniz. Harika bir manzara. göreceksiniz. Bu kentlere kuşbakışı bakmak çok güzeldi. Buradan dönüp Yatıkardıç Yaylası’na bakın. 400 metre yükselmiş bulunmaktasınız yayladan. 1800’lerdesiniz. Sedir ormanları arasındaki belirgin patikadan devam edin.

Tepeden küçük bir inişe geçeceksiniz. Alt yanınızda taş bir duvar olacak. Patika ve işaretler belirgin. Yürüyün. Bir kuyudan geçeceksiniz. Demek ki burası çok eski bir yol. Artık Kumluca ve Finike’yi bir daha görmeyeceksiniz.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kumluca’yı, Taşlıkburnu’nu(Gelidonya) son kez selamlarken…

Patikayı takip edin. Solunuzda sonsuz bir manzara. İleride bir kuyudan daha geçeceksiniz. Bu kuyulardan geçerken kuyudan su çekip ağaçtan yalakları doldurunuz ki yaban hayvanları birkaç hafta su sorunu çekmesin.

Biz hep öyle yaptık. İlerideki tepede yol işaretleri ikiye ayrılıyor, mavi işaretleri sakın takip etmeyin. Önünüze dev kireçtaşı kayaları gelene kadar o kayaların aşağısına inmeyin, güneye yönelmeyin.

Dağın güney yamacından devam edin. Solunuzdaki derin vadiye doğru küçük bir iniş yapacaksınız ama karşınızda papaz kayaları olacak. Bu kuyudan yine irtifa almadan veya kaybetmeden ilerleyeceksiniz. Ormanın arasındaki küçük düzlüklerden, kamp yerlerinden geçeceksiniz. Sonra yol başında bir kuyu ve bir mezar. Buradan geldiğiniz yönün istikametinde direk olarak karşıya, patikaya geçeceksiniz. Araba yollarına girmeyecesiniz. Bu son yokuş. Buradan bir müddet ilerledikten sonra güneye yönelip Papazkayalarının altından inişe geçeceksiniz. Lukka Yolu’nun en zor parkuru burası. İşaretler var ama yol yok. Paldır küldür vadi tabanına doğru inin. Bana kalırsa en kısa yoldan vadi tabanına inin ve indikten sonra vadi tabanından irtifa kaybederek yürüyün.

Bu vadi kocaman bir antik kent. Her yerde kalıntıları göreceksiniz. Bu vadi Alakilise Vadisi. İşaretleri takip ederseniz çok uzatırsınız yolu. İşaretler de zaten yoldan geçmiyor. Yol yok. Vadi içindeki harabeler çok etkileyici. Özellikle Alakilise harabesi… Ormanlık alanların ortasındaki açıklıklar alakilise’nin olduğu yerlerdir. Hedefiniz orası. Papazkayalarından dikine aşağılara kadar ineceksiniz. Kuyunun yanında yol ikiye ayrılıyor. Siz vadinin içine inenin yanından devam edeceksiniz. Aslında burası Belos ile Alakilise arasındaki antik yoldur. Bu vadi hakkında yüzey araştırmalarından başka bir inceleme veya kazı yapılmamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yatıkardıç – Papazkayalar – Alakilise parkuru kılavuz belgeselleri için aşağıdaki 2 videoyu izleyiniz:

 

3.GÜN: Alakilise – Zeytin Gediği – Zeytin – Belören Köyü – Gavur Yolu – Demre Çayı – Myra ( 19 km)

SU: Zeytin’i geçince toprak yolun kenarında kuyu suyu(Alakilise’den 3 km sonra),  ve Belören Köyü’nde (Zeytin’den 4 km sonra) su var.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Doğaya tarih karışınca ruhlar binlerce yıl öncesini ziyaret eder…

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Ruhları ziyarete…

Alakilise vadisinin aşağılarına doğru ilerleyin.

Kilisenin olduğu yerden araba yoluna yönelin. İşaretli patika önünüze gelecektir. İşaretleri takip ederek sola dönerek Zeytin Gediği’ne yönelin. Tepede toprak yola çıkacaksınız. Buradan biraz toprak yoldan ilerledikten sonra yoldan sola, kuyuya doğru döneceksiniz. Buradan dikine inmeye başlayacaksınız. Aşağıda görülen düzlükler, eski tarlalar ve oturulmayan birkaç evin bulunduğu yerler Zeytin

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Roma kuyusu…

denilen yerdir. İşaretler belirgin. Dikkat edin yeter. Bu işaretler sizi Zeytin’in alt ucundan yukarılara taşıyacak, Lukka kaya mezarlarının yanından geçirerek tepeye çıkaracaktır. Burada yine toprak yol sizi beklemektedir. Bir müddet toprak yol yürüdükten sonra bir dönemeçteki kuyuyu göreceksiniz. Çobanlar bu suyu içiyor. Kuyuyu az geçince Belören’e dönmenizi gerektiren Lukka Yolu tabelasını göreceksiniz. Bu tabela Belören’e kadar belirgin bir şekilde giden patikayı size gösterecektir. Belören’e kadar tatlı bir eğimde yürümeye devam edin. Caminin şadırvanında ve evlerde su var. Belören Köyü’nün çıkışında Orman Dairesi’ne bağlı çok güzel bir dinlenme yeri var. Köylülerden yoğurt vs yemek gibi bir niyetiniz yoksa burada mola verin. Köylüleri incitmeden bedelini ödeyin ama.

 

 

Zeytin – Belören Parkurunu tanımak için tıklayınız:

 

Belören’den çıkın. Orman dairesinin yanındaki çok eski taş evin yanındaki toprak yoldan devam edin. Büyük meşe ağaçlarını geçince kaya mezarının yanından toprak yoldan çıkın, sola, Demre istikametine dönün.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Vahap abinin baktığı yöne doğru mezarın yanından dönün. İleride giden kişi birazdan geri dönecek.

Vadinin içinden, kaya mezarlarının yanından aşağılara inin.

Asfalt yolu dikine geçin. Buradan dikkatli inin zira çok kaygan bir çarşak. Aşağı inince tekrar Gavur Yolu’ndan devam edeceksiniz.

Yol çok belirgin. Bu yol sizi evlerin olduğu asfalta kadar indirecek. Asfalta iner inmez bir Lukka Yolu tabelası sizi karşılayacak. İşte buradan sonra çile başlıyor. Kaya babalarına ve işaretlere dikkat edin. Her yer çorba olmuş. Seralar kurulmuş, iş makinaları girmiş ve işaretleri yok etmiş.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Binlerce yıldır vadiyi seyreden bir Lukka mezar anıtı

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Gavur Yolu

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Gavur Yolu

Tekrar Gavur Yolu’na girene kadar dikkat edin, işaretleri bulun yeter. Myra 4 km yazan tabela istikametine dönün ve seraların yanından aşağıya inin. Dikenlerin arasında işaretleri bulacaksınız. Gavur Yolu’ndan inerken bir gözetleme kulesine geleceksiniz. Bu tepede kuyu da var. Eski bir yol olduğunun belirtisi. Manzaranın ve Demre Çayı’nın en güzel göründüğü yer denilebilir buraya. Bir veya iki kişiyseniz bu tepeye çadır da kurulabilir. Buradan 1 km’lik inişle Demre Çayı’na ineceksiniz. Hava sıcaksa çayda serinleyebilirsiniz. Çayın dibi biraz balçık. Çamur banyosu niyetine… Asfalta çıktığınız yerden sola dönün ve Demre içine doğru yürüyün. 3 km kadar yürüdükten sonra sola köprüden devam edin. Köprüyü geçince hiçbir yere dönmeyin ve aynı istikamette ilerleyin. Solunuzda “Sura 11” tabelasını göreceksiniz. Bu tabela sizi Demre Kalesi’ne çıkaracak.

4.GÜN: Sura 11 tabelasından devam edin. Az sonra tırmanış başlayacak. Zor gibi görünse de 20 dakikada kaleye çıkacaksınız. Yola dikkat edin. Kayalara merdiven şekli verilmiş. Antik bir yoldasınız. Kaleden Myra’yı, antik tiyatroyu, kaya mezarlarını farklı bir açıdan görmenin ziyafetini yaşayacaksınız. Kalede biraz manzara seyrinden sonra 1.5 km’lik işkenceli bir yola gireceksiniz. Adam boyu dikenlerin arasından ve yolunuzu bulmaya çalışarak ilerleyin. Dikenlerin arasında işaretleri görmek biraz zor. Dikkat ederseniz sıkıntı yok aslında. Bu parkur Lukka Yolu’nda kafanıza bile dikenlerin battığı tek parkurdur. Şort veya kapri giymişseniz parkur bitiminde bacaklarınızın yandığını ve artık hissizleştiğini hissedeceksiniz. Normal durumlarda akupunktur dersiniz ama bu durum başka. Toprak yola çıkınca sola dönün. Sümeli Köyü’nün içinden geçeceksiniz, geçin. Dikkat ederseniz işaretleri göreceksiniz. Sümeli Köyü’nde ilerlerken sakın sola dönmeyin. İşaretler sola devam ediyor. Siz sola dönmeyin. Çünkü bir pansiyon sahibi bu haltı yemiş. Buraya girerseniz rotayı 10 km kısaltırsınız ve muhteşem bir vadi inişini kaçırırsınız. Bu yol Gürses Köyü’ne çıkar. Biraz asfalt yürüyüşü de var. Aslında Demre Kalesi ve Gürses’ten sonraki kanyon haricinde bu parkurda kayda değer bir şey yok. Buralar hızlıca görülüp geçilebilir. Gürses’ten ilerleyin. Solunuzda bir ehliyet kursunun direksiyon eğitim merkezini görünce asfalttan çıkın ve sola dönün. İşaretlere dikkat ederek yürüyün. Tatlı, şahane bir kanyona doğru ineceksiniz. Buranın bir antik yol olduğu kesin. Yolun kenarlıkları ve duvar örmeleri hala ayakta. Aşağıda asfalta çıkacaksınız yeniden. Lukka Yolu tabelasını asfaltın yanıbaşında göreceksiniz. Sola dönüp 1 km ilerleyip Sura harabelerini, kaya mezarlarını görebilirsiniz. Burası rota dışıdır. Bulunduğunuz yerden kısmen görünüyor. Asfalttan sağa dönün ve 2 km kadar asfalttan yürüyün. Divlik Mahallesine gelince tabelayı göreceksiniz. Diivlik Köyü’nün en aşağısındaki sera ve havuzun tam ortasından geçin. Aşağınızda bulunan düzlüğe inince yönünüzü biraz sola döndürerek boş araziyi boydan boya geçin. Bu düzlükte kaya babaları ve işaretler var. Dikkat ederseniz kaçırmazsınız. İleride patikaya girdikten sonra kolay. Yol belirgin. Yalnız dikkat etmeniz gereken bir şey var. 1.5-2 km kadar yürüdükten sonra işaretlerin iki farklı yöne ilerlediğini göreceksiniz. Divlik Köyü’nün üstündeki tabela, Kapaklı’yı işaret ediyor. Andriake’yi göstermiyor. İşte bu işaretlerin ikiye ayrıldığı yere gelince biraz dikkat. Sağa devam ederseniz Andriake’ye, sola devam ederseniz Kapaklı’ya gidersiniz. Burada tabela veya herhangi bir yönlendirme yok. Bu yol ayrımından sonra Andriake’ye doğru tam bir kelebek cennetinden geçeceksiniz. Tür tür kelebekler etrafınızda dönüp duracak. 2.5 – 3 km yürüdükten sonra bu rotayı yürüme değecek başka bir manzara daha karşılayacak sizi. Yukarılardan Andriake limanının manzarası… Yürüyün. Aşağıda Kapaklı’dan, Çakıl Plajı’ndan gelen patika ile birleşecek yolunuz. Sola devam edin. Çayağzı’na, Salih abinin köprüsüne ve barakasına çıkacaksınız. Karşıda gemilerin olduğu yer Andriake. Bulunduğunuz yerin suyu kükürtlü. İçebilir ve girebilirsiniz. Girmeden geçerseniz yazık olur. Andriake Kamping’de konaklamanızı öneririz. Çok güzel bir kamping alanı.

Belören – Myra Parkurunun videosunu izlemek için tıklayınız:

Myra – Sümeli – Sura – Divlik – Çayağzı (Andriake) Parkuru videosu için tıklayınız:

HİSARÇANDIR – ELMAYANI YAYLASI

Mesafe: 8 km

Su: Hisarçandır’dan çıkışta 2. km’de çeşme var. Yaz-kış akar.8 km sonra Elmayanı Yaylası’nda Ahmet Amca’nın evinin yanındaki musluklardan su alabilirsiniz ama bu şart değil, 500 metre sonra çınarların dibinde… Bahar mevsiminde yürüyorsunuz, buraya kadar yanınızda yarım litre su ile yürüyebilirsiniz. Dere yataklarında da su olur çünkü.

Parkur Bilgisi: Hep yokuş. Elmayanı Yaylası, Hisarçandır’ın yaylasıdır. Tamamı toprak yol. Yol tarifine gerek yok. Hisarçandır’ın sırtını dayadığı Çalbalı Dağı’nın yamacından zikzaklar çizerek ve hep yükselerek toprak araç yolundan Elmayanı yaylası’na kadar gidersiniz. Uzun süre 2600 rakımlı Tunç Dağı’nın ön yüzündeki Akdiş dorukları size yoldaşlık edecektir. Elmayanı Yaylası, 10-15 kadar betonarme kocaman evlerin olduğu vadiye bakan1400 rakımda, yüksekte bir yayla. Buraya kadar çıkış var. Geniş bir alana geleceksiniz, derme çatma meyve ağaçlarından oluşan birkaç bahçe var. Bu bölge Palas adlı yerdir. Ahmet Amca’nın evinin karşısı Develi Dağı’dır. Ahmet amcanın evinin yanından inişe geçince sola ayrılan yola gireceksiniz. Tam inişe geçtiğiniz bu noktanın sağındaki ve solundaki dağların adı, Kurt Dağı’dır. Bu yaylada kısa bir mola vermek isterseniz Ahmet AKGÜL amcamızı haberdar edebilir, çay veya yemek hazırlatabilirsiniz. (Ahmet AKGÜL – Elmayanı Yaylası : 537 425 05 53) Ahmet Amca ayrıca bu yaylada yetiştirdiği kuru fasülyeyi de satıyor. Aralık sonu ile Nisan başına kadar yaylada değil sadece. Bilginiz olsun.

SU: Hisarçandır’ın çıkışından 1 km sonra 12 ay akan bir çeşme var.

Yürümeden önce bu parkurun kılavuz belgeselini izlemek için aşağıdaki videoyu tıklayınız.

ELMAYANI YAYLASI – GÖYNÜK MİLLİ PARKI

Mesafe: 15 km

Su: Baharda dere yataklarında olabilir, onun dışında Göynük Milli Parkı’na 2 km kala patlak su borusunda var.

PARKUR BİLGİSİ: Hep iniş. Vahşi orman rotası. Doğa mükemmel. Elmayanı yaylasını geçtikten sonra sola tahta çitlerin yanındaki şose yola gir. İlerde bir çeşme, Likya Yolu tabelası ve eskimiş bir köş var. Bu köşün altından vadi tabanına doğru dön. Çeşmedeki Göynük tabelasının gösterdiği yöne doğru. Çeşmenin üzerinden yürürseniz, çok güzel bir patika, size doğru yolda olduğunuzu düşündürtebilir. Vadi tabanına doğru işaretleri bularak yürüyün, ilerledikçe patika iyice belirginleşecek, yükseklik duygusu verecek ve sizi ormana doyuracaktır. Çok güzel bir parkur. Bitmek bilmeyen bir parkur. Tamamı iniş. Yolu kaybetmeniz mümkün değil. Patikayı kaybetseniz bile sağınız solunuz yüksek kaya duvarları, vadiden uzaklaşmak isteseniz bile yolu kaybetmeyi başaramazsınız. Göletlere inince, istikametinize göre saat 9 yönünde giden toprak araç yolundan devam edin. 500 metre sonra kapıdan çıkınca güzel bir kamp yeri var. Burada kamp yapabilirsiniz, Su, tuvalet ve duş da var, kapıdaki tesiste. Mesai bitince tesiste kimse kalmıyor, tuvalet, banyo açık oluyor. Ancak bu kapıdan mesai saati başlamadan Göynük Yayla’ya yürüyün. Mesai saatinden sonra kanyona giriş için kapıya Kasım 2016 itibari ile 5 tl ödemek zorunda kalırsınız. Bu parktan çıkışta da para alındığını duyduk. Biz karanlıkta çıkıp karanlıkta girdiğimiz için mesai bitmişti, böyle bir ödeme yapmadık. Gecikmenin de erken davranmanın da faydasını gördük demek ki peşpeşe 🙂 Siz de erken kalkın ki bu tip saçmalıklarla uğraşmayın. Bu kamp yerine araç girer, ateş yakılabilir.

Yürümeden önce bu parkurun kılavuz belgeselini izlemenizi salık veririm.

GÖYNÜK MİLLİ PARKI – GÖYNÜK YAYLA

MESAFE: 17.2 km (Aslında km rakamlarının bir önemi yok. Zaman yazılmalı. Çünkü toprak yolda yürümekle, taşlık patikada yürümek, yürüme hızı olarak 3 katı fark eder. Ortalama 7.5 saat süren zor, zevkli, yorucu rota.

SU: Göynük MP’den çıktıktan 6. km’de parkur üzerinde damlayan bir çeşme var, 8. km’de kanyon içinde yaz-kış su var.

Baharda su sorunu hiç olmayacaktır çünkü derelerde su olur. Susuz yaz sonu gibi dönemlerde, su noktaları, Göynük MP’den çıktıktan sonra hep yükseliyorsunuz, daha sonra bu yükselişiniz, muntazam bir patikadan, yüksek ormanların arasından vadi tabanına doğru yürüyerek düşüyor. Bu vadi tabanına iniş, Göynük MP’den çıktıktan 4-5 saat sonra. Dik inişlerden sonra, (1 saat kadar iniş) orman içinde 6-7 çadırlık şahane bir kamp yeri göreceksiniz. Bu kamp yerinden 100 metre sonra Likya Yolu üzerinde yaz başı ve sonu itibari ile çok az akan bir çeşme göreceksiniz. Suyu çok güzel. Çeşmenin aktığı hatıldan suyu alabilirsiniz. Burada kamp yapacaksanız, çeşmeden doldurun ama. Hemen aşağınızdaki dere tabanının adı Guz. Kayada Guz adını göreceksiniz. Guz’da baharda su olur. Bu vadi tabanı Göynük MP’ye 7.2 km mesafede. 8. km’de kanyon zeminine varacaksınız.

Guz’u geçtikten yarım saat sonra kanyon geçişi var. Yağışlı havalarda dikkat edilmesi gereken bir yer. Hava müsaitse burada mutlaka yüzün. Buz gibi su, yorgun bedeninize iyi gelecek. Kocaman kayaların arasında unutulmaz bir geçiş. Kanyondaki su temiz, rahatlıkla içilebilir. Kanyonun içinden güç bela ilerleyin. Yolu kanyon içinde kaybederseniz sağ yamaca yakın yürüyün ki patikayı yakalayabilesiniz. Kanyondan çıkar çıkmaz toprak yola ulaşacaksınız. Hafif rampa olan bu yoldan bir müddet yürüdükten sonra sağa döndüren işaret ve kaya babalarını kaçırmayın. Patikanın bitiminde çaprazlama geçeceğiniz toprak yol var. Bu patika da sizi toprak yola çıkaracak tekrar. Burada ilerlerken dikkat edin. Saat 11 yönünde orman içinde uzakta bir ev gördüğünüz yerde, ya da yolun solunda, şose yolun kenarında harman yeri büyüklüğünde bir kamp yeri var. Bu kamp yerini 20 metre geçince yolun sağında çok güzel bir su kaynağı var. Bu yola araçlar girmiyor. Bu yolun kenarındaki yerde kamp yapabilirsiniz.

Göynük Yayla’nın altına kadar hep toprak yol yürüyüşü yapacaksınız. Yaylanın altında işaretler muntazam, sizi sağa dik ve yokuş bir patikaya sokacak ve Nadir Kaptan’ın Nar bahçesinin sınırı olan tel örgüye kadar çam ormanı içinden yükselin. Tel örgüye kurulmuş köprüden atlayıp bahçeye girin. Size en yakın ev Nadir Kaptan’ın evi. Burası hem pansiyon hem de lokanta. Ancak gelmeden önce ararsanız hazırlık da yaparlar. Kasım 2016 itibari ile kişi başı yatak 25 tl, kahvaltı ve akşam yemeği dahil 75 tl, bira 10 tl. Fiyatları yazdım ki uygun olduğunu görün diye. Çünkü Likya Yolu’nda fırsatçı ve sizi aptal zanneden insanlar çok. Onlar Türk milletinin utanç nedenleridir. Nadir Kaptan’a güvenebilirsiniz.

Yürümeden önce 2 bölümden oluşan bu parkurun kılavuz belgeselini izlemenizi salık veririm:

1. Bölüm:

2. Bölüm:

 

GÖYNÜK YAYLA – GEDELME

Mesafe: 8 km – 4 saat civarı sürer.

SU: Uzun süre toprak yol yürüyüşü olduğundan ve birkaç noktada su olduğundan yanınızda 1 litre su ile yürüseniz yeterli olur. Bu su noktaları çeşme değil, cılız akan eski usul, sotede çeşmeler. Islağından görürsünüz.

Nadir Kaptan’dan çıkınca asfalta da inseniz hemen sağa dönüp toprak yoldan da yürüseniz (rota burada) en yukarıda görünen minarenin oraya çıkarsınız. Asfalt 15 dakika zaman kazandırır. Her iki yoldan da ayrılmadan minarenin yani caminin yanına geldiğinizde bu andan itibaren yürüyüşünüze Tahtalı Dağı eşlik edecektir. 4 gün daha yürüyecekseniz, bu dağ Musa Dağı’nı aşana kadar size yoldaş olacaktır. Göynük Yayla’nın çıkışındaki bu yer, rota başlangıcından itibaren Tahtalı’nın göründüğü ilk yerdir. Burada işaretlere dikkat ediniz. Patika girişini bulana kadar sorun yaşayabilirsiniz. Burada toprak yoldan da gitseniz ileride işaretli yolla buluşacağınızı bilin. Çok az yatay ilerleyeceksiniz.Caminin yanından karşıdaki toprak yola girin. İlerleyin. Solunuzda ahşap kaplamalı güzel bir kalacak o evi geçin. Buradan itibaren işaretlere dikkat edin. Aslında işaretleri kaçırsanız da bu toprak yol 300 metre ileride işaretlerle kesişecek.

Sonbaharsa ahlatlardan, böğürtlenlerden, narlardan, ayvalardan, alıçlardan, kivilerden, cevizlerden yemeden geçip gidemeyeceksiniz. Daha sonra uzun süre traktör yolundan ilerleyeceksiniz. İleride yangın havuzundan geçeceksiniz. Bu havuzu geçtikten sonra sağa, yukarıya ayrılan işaretleri takip edin. Toprak yoldan devam eden işaretler de var, nereye gittiği hakkında bilgim yok. Patikadan yükseleceksiniz. Toprak yola yeniden çıkacak, sola devam edip 30 metre ilerisinden sağa tekrar patikaya gireceksiniz. 2016 Ekim sonu itibari ile yeni yapılmış bir zeytinliğin tel örgülerine geleceksiniz. Bu zeytinliği yapan kişiyi gerçekten kutlamak lazım. Çünkü tel örgüleri çekerken rotayı bozduğunun farkına varmış ve tel örgüyü çektikten sonra, belli ki, gidip kırmızı beyaz boya alıp tel örgüye paralel olarak tarlasının dışından yürüyüşçülerin ilerlemesi ve kaybolmaması için yol işaretleri vurarak mesai harcamış. Kayalara vurulan işaretlerin düzensizliğinden anladım bunu ve kırmızının tonu farklı idi. Toprak yoldan devam edeceksiniz. Bu toprak yol ileride genişçe bir patikaya, sola ayrılacak. Buradan sonra futbol sahası büyüklüğünde, sağında kullanılmayan çoban barakaları olan bir düzlüğün sol başından ilerleyerek patikadan devam edeceksiniz. Hemen önünüzdeki tepeyi aşınca Gedelme 5 km uzaktan görünecek. Aşağıda asfalta gireceksiniz. 100 metrelik bir asfalt yürüyüşünden sonra bu karayolunun hemen altına inerek tekrar patikaya gireceksiniz. İnişin bitiminde toprak yola girecek ve bu toprak yoldan sağa döneceksiniz. Bir müddet toprak yoldan devam ettikten sonra bir demir kapı kalıntısından geçtikten sonra sola döneceksiniz. Artık son patikaya girecek ve Gedelme’ye kadar bu patikadan ilerleyeceksiniz. Patika ve işaretler muntazam. Kaybolmadan Gedelme’ye varırsınız. Gedelme’de asfalta inince, camiye varmadan 100 metre geride sağda çok güzel bir kamp yeri var. Yolun sağında, bu kamp yerinin patikası bile oluşmuş durumda. Oturma yerleri ve düzgün zemini ile güzel bir kamp alanı. Cami de hemen yakınında. Sıcak suyu, tuvaletleri ve caminin önündeki çeşme kamp olanağını güzelleştiriyor. Gedelme’de bakkal var. Alkol de satıyor. Yürüyüşçülere biraz kazık fiyat gibi geldi bana. 18 TL’lik şaraplar 50 TL idi ama bira 10 TL. Bakmak lazım. Bakkal, biraz somurtkan ve konuşmayı sevmeyen birisi. Bilginize.

Bu caminin olduğu yerden bakınca Yayla Kuzdere karşıda gördüğünüz en yüksek zirvenin arkasında değil, sizden tarafındaki yüzündedir. BurasıTahtalı’nın arkasına gizlenmiş, şirin bir yayladır. Karşınızdaki alçak tepenin hemen arkasında fakat yaylaya iyice yaklaşmadan onu göremezsiniz.

Yürümeden önce bu parkurun kılavuz belgeselini izlemenizi salık veririm:

 

GEDELME – YAYLA KUZDERE

Su: Yok.

Mesafe: 8 km

Parkur Bilgisi: Bir müddet toprak yol, sonra patika. Genelde çıkış.

Bu parkuru yürümeden önce bu parkurun kılavuz belgeselini izlemenizi salık veririm:

 

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Karian Ancient Ways in the Türkiye

SAMSUNG CAMERA PICTURES

We walked on the Karian ancient ways this week. If you want to see them and walk on the ancient ways in the Türkiye you must write or call me. Karian or Roman ancient ways. We can trekking together there.

26 Mart 20 16’da Strabon’un Geographika’sında 2000 yıl önce anlattığı yolun bir bölümünde yürüdük. Strabon’un da yürüdüğü bu yolda adımlarını atmak, 2000 yıl öncesini düşünmek, alıp götürüyordu insanı. Doğayla bütünleşmek bir yana, içinde tarih de olunca yürüyüş daha bir anlam kazanıyor.

Strabon’un Geographika’sında 2000 yıl önce anlattığı yolun bir bölümünde yürüdük. Strabon’un da yürüdüğü bu yolda adımlarını atmak, 2000 yıl öncesini düşünmek, alıp götürüyordu insanı. Doğayla bütünleşmek bir yana, içinde tarih de olunca yürüyüş daha bir anlam kazanıyor. Mylasa – Zeus Labrayundos arasındaki 2500 yıllık bir yoldan bahsediyorum. Bu kadar bozulmadan kalmış olması büyük bir şans. Bu yıl içinde zeytinliklere açılan yeni şose yol nedeniyle antik yolun 2 km lik kısmının daha tarihin karanlık sayfalarına gömülmüş olduğuna acı içinde tanık

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

olduk. İstediğiniz kadar rota yapın, istediğiniz kadar rotanızı tescilleyin, hiçbir şeyden habersiz biri, bu güzelim 2500 yıllık yolu zeytinliğine traktörü ile gidebilmek adına bozabiliyor. Ne acı!

MAZI GÖKBEL BOZALAN PARKURU (14 km)

Yatay olarak sürekli çıkılan bir parkurdur. Yol boyunca 1 yerde çeşme var.

Mazı sahilinden, denize sıfır noktasından işaretleri yakalayın. Buradan işaretleri takip ederek biraz asfalt biraz beton biraz da toprak yoldan yürüdükten sonra patikaya girecelsiniz. Yol ayrımlarında işaretler var. Dikkat ediniz.

Denize sırtınızı verip kuzeye doğru yürüyün.

 

ÖREN ALATEPE KULTAK AKBÜK PARKURU (14 KM)

Ulaşım: Ören’e Milas ya da Muğla üzerinden karayolu ile ulaşabilirsiniz. Ören’de sahile oraya buraya kamp yapmak mümkün, Bakkal, süpermarket, eczane vs. her şey var.

Su: Parkur üzerinde su noktası sadece yürüyüşün 5. km’sindeki Alatepe Köyü’ndeki bakkaldır. Bu köyde kahve yok, yürüyüş yolu üzerinde köşededir bu bakkal. Köyde kampa elverişli yerler var.

YÜRÜYÜŞ KILAVUZU:

Ören’in en doğusundaki en son sokağa gelin. Bu sokak dağı denize bağlar. Denize sırtınızı verin dağa doğru yürüyün. Yolun sonunda bir trafo var. Bu trafoyu solunuza alıp yürüyün ileride çam ağaçlarında sağa dönüş işaretini görecek ve genişçe bir orman içi patikaya gireceksiniz.

Parkur, orman içi patika ile başlıyor.

Bu patika, zikzaklar çize çize tepeye kadar çıkacaktır. Bu yol, binlerce yıllık bir antik yoldur. Yükseldikçe yolun kalıntılarını görünce bu sözüme hak vereceksiniz.

Antik yolda yükselirken…

Tepenin en üst noktasındaki Roma döneminden kalma kuyu, bu yolun gerçek bir antik yol olduğunun bir başka göstergesidir. İşte bu antik yolun Ören ve Alatepe taraflarından ulaşabildikleri yeri 2016 yılında elektrik direklerinin malzemelerini taşıyabilmek için bozmuşlardır. Bu yolu bozan itleri buradan da lanetliyorum. Halk ayaklandığı halde bu tarihin yok edilmesine sessiz kalan yönetim kadrosuna da kafasızlık ve geleceği görememek, beceriksizlik ve cahillik konusunda en üst düzeyde olduklarını hatırlatmak isterim.

Dik yokuşun bitişi…Roma kuyusunda dinlenme…

Bu parkurda fotoğraf çok zamanınızı alacak.

Patikaya girip zikzaklar çizerek yükselmeye başlayacaksınız. Yükseldikçe manzara açılacak ve sadece yürüyenlerin görebileceği manzaraları görecek ve mutlu olacaksınız. Güneşin böğründe yürüyeceğinizi de bilin. Tepeye ulaştınız. Roma kuyusunda oturup dinlendiniz. Roma kuyusundan sola dönen patikaya girerseniz yarım saatlik bir yürüyüşle paraşütçülerin atladığı Paraşüttepe’ye ulaşır ve aynı yoldan geri dönebilirsiniz. Paraşüttepe’de restorant da var. Roma kuyusundan hafif iniş şeklinde, sağ çaprazda görünen Alatepe’ye yürüyeceksiniz. Traktör yolundan sonra asfalttan devam edeceksiniz. Bu asfalttan ayrılmayın. Alatepe Köyü’nde marketten esiklerinizi giderin. Marketle karşı karşıya olan tabelada Akbük 10 km yazısını göreceksiniz. Akbük’e doğru dönün. Köyü çıktıktan 300-500 metre sonra sağa traktör yolu şeklinde genişçe bir taşlık, işlek olmayan bir toprak yol ayrılıyor. Bu yolun girişinde işaret falan yok. Yola girdikten 100 metre sonra yol işaretlerini görmeye başlayacaksınız. Bu yoldan 1 km kadar ilerleyeceksiniz sola 45 derece dönmenizi gösteren otların içinde kalmış zemindeki işareti kaçırmayınız. Alatepe Köyü’nden sonraki bu iki giriş noktasını kaçırmayınız. Buradan itibaren dar bir orman ve makilik patikadan ilerleyeceksiniz. İleride bir zeytinliğe gireceksiniz. Geldiğiniz yolun doğrultusunda zeytinliği karşıya geçip tekrar ormanlık patikaya giriniz.

Fotoğrafın çekildiği istikamete doğru devam edin bu zeytinlikten…

Güzel ve belirgin, işaretli bir patikadan çam ormanı içinden tepeye kadar hafif eğimde yükseleceksiniz. Tepeye ulaşınca hafif bir rampadan aşağıya ineceksiniz. Yol bu rampada traktör yoluna dönüşüp sonra daha işlek bir toprak yola girecek. Tarlanın solundan toprak yoldan ilerleyeceksiniz. Büyükçe bir su birikintisini geçince tekrar denizi göreceksiniz. Az ileride toprak yol ikiye ayrılacak, sola, yokuş aşağı olana döneceksiniz. Bu yoldan ayrılmayın. İleride sola yokuş aşağı keskin bir dönüş yapacak ve ilerleyeceksiniz. Buralarda işaret yok. Sizi çok eski bir patikaya ardından tekrar toprak yola sokacak. Aşağıdaki tarlalara inince yatayda ve hafif rampada ilerleyeceksiniz. Bu vadinin içinden uzunca süre yürüyeceksiniz. Solunuzda devasa kayalıklar. Tepeyi aşınca fazla çalılık olan bu parkurdan inişe geçeceksiniz. Birkaç yıl önce iş makinesinin girdiği belli olan bu bozuk şosenin yanından genişçe bir tarlaya ineceksiniz. Bu tarlanın sol başından ilerleyin. Tarlanın bitiminde toprak yola ulaşacaksınız.

Sol başından ilerleyeceğiniz bu tarladan sonra toprak yola istikametinizce devam edin.

Tarlanın sol başından devam edin.

Toprak yola geldiğiniz istikamette devam edin. Toprak yoldan 700 m. kadar yürüdükten sonra solunuzda çok aşağınızda kalan bir zeytinlik göreceksiniz ve yürüdüğünüz toprak yolun solundan döne döne inen çok eski bir patikayı göreceksiniz.

Burayı kaçırmayınız.

Yolun altında kalan, dikkat etmeniz gereken patika.

Toprak yoldan ayrılıp bu genişçe büyük patikaya girin. Sizi aşağılara kadar indirecek, ormanlık patikalardan zeytinliklerin hemen üst yanındaki toprak yola ulaşacaksınız. Bu tarlalar Kultak Köyü’nün tarlalarıdır.Toprak yoldan bir müddet ilerleyeceksiniz. Tarlaların ortasındaki devasa bouldering kayalarını görünce boulder yapma isteğiniz doğacak.

Karşıdaki zeytinlerden sağa… Solda beton beyaz ev var.

Az ileride beyaz betonarme küçük bir ev var. Bu evi ileriye geçmeden traktör yolundan sağa döneceksiniz. Buradan hafif bir rampada yukarıdaki zeytinliğe kadar çıkacaksınız. Zeytinlikten sonra 1 km kadar düzde ilerledikten sonra çok dik olmayan iniş başlayacak.

Düzlüğe çıkınca son inişten önceki düzlükteki zeytinlik.

Bu inişin yarısında patika yok ama işaretler sıklaşmış. Yolu işaretleyen zevat patikanın devamını bulamamış ve aldıkları parayı yemek için aceleci davranmışlar belli ki. Buradaki patikayı ben buldum çünkü aşağı kadar da iniyor. Neyse ben yolu tarif edeyim. İnişe geçtiğiniz anda, tüm Gökova körfezini batıdan göreceksiniz.

Akbük’e iyice yaklaştık…

Hemen altınız Akbük sahili, ilerisi Turnalı daha da ilerisi Akyaka. İşaretler sonra tekrar patikaya kavuşuyor. Patika yeni açılmış bir zeytinliğe uğruyor. Buranın solundan iniyorsunuz. Toprak yol sizi Akbüke kadar indirecek. Aşağıda büyük betonarme beyaz evin yanında yol ikiye ayrılıyor buradan sola dönünce Akbük sahile inersiniz. Akbük’te sahile inince sağa döner en son tesise kadar yürürseniz duşu, tuvaleti, uygun fiyatlı yemekleri ile bir tesis var. Burada kamp yapabilir, odalarında konaklayabilirsiniz. Ateş de yakabilirsiniz burada. Bu tesisin adını teknik bir arıza nedeniyle veremeyeceğim.

Hakettik…

Hakettik…

 

 

Bu rotanın kılavuz videosunu linki tıklayarak izleyebilirsiniz:

Tarih:

Başlangıç: 18 Mayıs 2016 – Çarşamba –

Buluşma Yeri: Sabah 10.00 Finike Otogarı   –   06.00 Fethiye Otogarı

Bitiş:          21 Mayıs 2016 – Cumartesi – Akşam 18.00

 

Dönüş yeri: Dönüş biletlerinizi cumartesi akşamı 19.00 itibarı ile Demre’den alabilirsiniz. Demre’den Antalya’ya, Antalya’dan da istediğiniz   yere… Antalya – Demre arası Batı Antalya firması ile görüşünüz. Zamanı olanlar, Cumartesi Andriake’de çok güzel bir kamping var. Orada kalabilirsiniz.

  • Yürüyüşün ödülü, son gün muhteşem bir sahili olan Andriake’de denize girmek. (En alttaki resim)

 

1. GÜN:                                                                                                                  

Finike – Belos – Yatıkardıç Yaylası (14 km – 8 saat) Antik kent, Lukka kaya mezarları göreceğimiz tarih dolu bir yürüyüş olacak.

Finike’de buluşma. Finike’de saat 10.00’a kadar alışveriş ve kahvaltı için serbest zaman. Saat 10.00’da toplanma ve yürüyüşün başlaması. Hep dikine bir toprak yoldan 4 km kadar yürüdükten sonra -manzara git gide delirecek- 800 metre yükselmiş olacağız. Oradan orman yoluna sonra da patikaya girip devam edecek olan parkurda hiç su yok. 6 km yürüyerek Belos antik kentine geleceğiz. Parkur gayet vahşi ve el değmemiş. Kamp yerine kadar araç girecek bir yol yok. Öyle ki aracımız, kamp malzemelerimizi 73 km uzunluğunda ve 5 saat süren bir yolculukla kötü yayla yollarından geçerek getirecek. Belos’tan 4 km’lik bir yürüyüşle kamp yerimiz olan Yatıkardıç Yaylası’na geleceğiz. Bu yürüyüşte batıda Demre’yi doğuda Kumluca ve Finike’yi göreceğimiz yüksek dağlardan geçeceğiz. Yürüyüş boyunca, çam, sedir, ladin, meşe, katran ve meşe ormanlarından geçeceğiz.

2. GÜN: Toplam 15 km – 6 saat. Tamamen dağlık ve manzaralı bir parkurdan Alakilise Vadisi’ne kadar vahşi bir doğada yürüyeceğiz. Kırkmerdivenler (Papazkayaları) ‘den sonra iki saatlik dikine bir iniş yapacağız. Doğa, her türlü vahşiliğini ve güzelliğini sergiliyor burada. Tek sorunumuz su olacak. Onu da aracımız takviyesiyle yanımızda taşıyacağız. Kırkmerdivenler’den itibaren vadi tabanına kadar hep iniş. Saat 3 civarında Alakilise’ye gelip burada kuyunun ya da harabelerin yanına, tarihin göbeğine kampımızı atacağız. Buradaki kuyu suyu kullanılabiliyor. Çobanlar kullanıyor çünkü.

3. GÜN: Toplam: 18 km – 8 saat. Tarih ve doğa dolu bir yürüyüş günü daha bizi bekliyor. Bugün medeniyette kamp yapacağız. Myra kaya mezarlarının önündeki yeşil alanda kamp yapacağız. Yürüyüşümüzün son 3.5-4 km’si asfalt.  Belören Köyü’nden çıktıktan 1 km sonra Myra ve Belos antik kentini birbirine bağlayan gerçek antik yollardan geçerek Demre Çayı’nın vadi tabanına kadar ineceğiz.

4. GÜN: Toplam: 19 km – 9 saat. Myra Kalesine çıkış, Sümeli Köyü’nden ve Gürses’ten geçişten sonra dikine, derin ve vahşi bir vadiden Çayağız’a kadar ineceğiz. Bol manzaralı güzel bir yol. Bir iki asfalt geçişi dışında zevkli bir parkur.Su tedarik edecek yerler ve bir tane bakkal var yol üzerinde.

1. Günün rotasından:

_DSC0584

Bir müddet orman yolu, sonra patika başlar…

_DSC0615

Tarihin yanıbaşından, usulca…

_DSC0619

Doğayı özümseyerek, her şeyi unutarak…

_DSC0625

Manzara delirtici…

_DSC0635

Çok uzaklardaki güzellikler, yarın sana geleceğim…

_DSC0637

Her anın tadını özümseyerek, alıp başını gitmek…

_DSC0651

Evini sırtına alıp dağlara dağlara…

_DSC0655

Belos antik kentinin girişi…

_DSC0753

Ormanların gümbürtüsü başıma vurur…

_DSC0742

Patikada her adımın kıymetini bilerek…

_DSC0724

Yollar alır beni benden…

 

_DSC0664

Kapağı kırılmış bir Lukka kaya mezarı…

 

 

  • 2. Günün rotasından:
DSCN3738

Yol, hep yol…

DSCN3735

1600’e çıkacağız.


_DSC0821

Yollar… Hep yollar…

_DSC0812

Bazen ihtiyar bir ağacın yanı başından…

_DSC0867

Bazen katledilmiş bir ağacın yanından…

_DSC0798

Bazen yalnız başına, bir dorukta yaşama tutunan bir ağacın yanı başından…

_DSC0789

Bazen gencecik bir ormanın içinden…

_DSC0917

Vadi tabanına iner inmez Lukka kaya mezarları bizi karşılıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_DSC0888

Papazkayalardan aşağıdaki Alakilise’ye…

_DSC0935

Arkeoloji, tarih, merak, keşif…

_DSC0932

Büyük bir merak içinde yanından geçeceğiz…

_DSC0971

Alakilise

_DSC0930

Vadi boydan boya tarih.

_DSC1033

2. Gün kamp yerimiz – Zeytin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3. Günün rotasından:

_DSC1128

Güzel, çok güzel parkur…

DSCN3750

Antik Yolun duvarları…

 

 

 

 

 

 

 

_DSC1295

3. Gün kamp yerimiz

_DSC1180

MYRA Antik kenti ve mezarlar

 

 

 

 

 

 

 

DSCN3749

Gavur Yolu’ndan Demre Çayı’nın alüvyonlarına…

_DSC1096

Myra’yı Alakilise’ye bağlayan antik yol…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

_DSC0998

_DSC1048

Belören

 

 

 

 

 

 

 

 

_DSC1100

Myra’yı Alakilise’ye bağlayan antik yol.

_DSC1089

İnsana bir hoşluk duygusu veren bu güzelim tabelalar…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4. Günün rotasından:

_DSC1311

Antik yoldan kaleye çıkacağız.

_DSC1406

İnsana hep orada olsam ve yürüsem dedirten o tabelalar…

_DSC1416

Antik yolların delisiyiz…

_DSC1434

Vahşi bir vadiden Çayağız’a…

_DSC1474

Dünyanın en güzel köprüsü…

LikyaYolu_Andriake_1

Andriake (Çayağız) Etkinlik bitiminde denize girerek kendimizi ödüllendireceğimiz yer.

Fotoğrafları www.likyayolu.org sitesinden aldım. Mehmet ve Altuğ’a teşekkürler.

Katılım için referans gereklidir. Referans kişileri, katılımcıların maddi manevi verecekleri tüm zarar ve sorumlulukları üstlenir.

Grup lideri, faaliyet programında değişiklik yapma hakkına sahiptir.

Buluşma yeri Finike’dir. Kamp yerlerimize ancak eşek veya traktör girebildiğinden Türsab belgeli eşek veya traktör olup olmadığını öğrenip eğer varsa, yürüyüşümüzü Türsab izinli yapmayı planlıyorum. Ayrıca, rotayı bilen, İLK YARDIM EĞİTİMİ ALMIŞ, İPTEN, ÇAPUTTAN, MONTTAN, İÇLİK DONDAN SEDYE YAPMAYI BİLEN, HER TÜRLÜ KIRIK, ÇIKIK VE YARALANMALARA MÜDAHALE EDEBİLECEK, ARAMA KURTARMA EĞİTİMLERİNİ BAŞARI İLE BİTİRMİŞ, Teknik malzeme kullanmayı bilen, YÜRÜDÜĞÜMÜZ YAYLALARIN, DAĞLARIN, ANTİK KENTLERİN ADLARINI, HİKAYELERİNİ BİZLERE ANLATABİLECEK, daha önce defalarca bu rotada keşif yürüyüşleri yapmış BİR REHBER VARSA  Türsab’tan YAZILI OLARAK İSTEYECEĞİM. BAKALIM NE YANIT VERECEKLER.

İletişim:

Mehmet GÜLTEKİN

+90 543 698 2 698

styxdiablos@hotmail.com


08- 11 Temmuz 2016 tarihlerinde 3 gece kamplı 4 gün sürecek olan Toros Dağ Geçişi programı:

07 Temmuz Perşembe, Ramazan Bayramı’nın 3. günüdür. 08 Temmuz Cuma tatil yapılmıştır. Cumartesi-Pazar ile birlikte 3 gün resmi tatil, sadece pazartesiyi izin yaparak katılabilirsiniz.

Antik Çağlarda Side ve Alanya limanlarından Bozkır’a tuz yüklemeye gelen, gelirken de bölgeye gaz yağı taşıyan antik bir yoldur. Yolun adı Tuz Yolu’dur. O dönemlerde tuz en önemli şeydir. Buzdolabı olmadığı için insanlar kışlık yiyeceklerini tuzlayarak saklıyorlardı. Doğal olarak tuz, o dönemlerde en çok ihtiyaç duyulan malzemedir. Dolayısıyla yol, işlek bir yoldur. Güzergahımız Tuz Yolu’ndan geçerken Roma yolu olan Via Sebaste Yolu’ndan da geçmektedir.

2014-07-18-19001. GÜN: 13 km – 6 saat . Sabah 08.00’da Konya otogarında buluşma. Alışveriş ve kahvaltı için serbest zaman. Dere Mahallesi’ne hareket. Saat 11.00’de Dere, Dedi, Adıyaman, Çatalharman, Sarınç, Diklitaş yaylası yürüyüşüne başlanacak. Yürüyüş, patikalardan devam edecek. 20 dakikalık bir köy içi yürüyüşten sonra 5 km’lik ladin ormanlarının arasından pek de dikine olmayan bir patika bizi bekliyor olacak. Akşam, Diklitaş Yaylası’nda kamp.

2014-07-19-19542014-07-19-19082. GÜN: 16 km – 8.5 saat. Sabah 08.00’de hareket edilecek. Ağaçsız ancak manzaralı tepelerdeki, vadilerdeki patikalardan 7 km ilerleyerek Dipsiz Göl’e ulaşılacak. Dipsiz Gölde saat 13.30’a kadar kahvaltı ve yüzme molası verilecek. Saat 14.00’te Hocalı Yaylası’ndan pek de dikine olmayan antik Via Sebaste Yolu’nun döşeme taşlarına basarak ilerleyeceğiz. Bu arada Konya il sınırından çıkıp Antalya il sınırına girmiş olacağız. Bu vadi, antik yolu ile gerçekten görülmeye değer. Vadinin bitiminde Sultan Muğarı Yaylası’na ulaşacağız. Buz gibi sularında serinleyeceğiz. Buradan dikine bir çıkışla, Toroslarda 2014-07-19-1949araçların ulaşabildiği en yüksek nokta olan 2400’lük zirveye ulaşacağız. Bu boyundan dikine bir inişle Boğazyurt Yaylası’na varacağız. Boğazyurt Yaylası’nda kamp.

3. GÜN: 29 km – 13 saat. Yürüyüşün en zor günü. Sabah 06.00’da yürüyüşe başlayacağız. Çimi Köyü’ne kadar araç girecek, yardım ulaştırılabilecek bir yol, bir yerleşim yoktur. Torosların geçit vermeyen,kayalık vadilerinden ve sırtlarından ilerleyerek 2700 rakımlı bir boyundan toplamda 29 km yürüyerek Akseki’nin Çimi Köyü’ne varacağız. Çimi’de kamp. Bu günkü yürüyüşte herkes yanına 4 litre su, 3 öyünlük kumanya alacak. Bu günkü yürüyüş, ağaçsız Toros zirvelerinde olacaktır.11035307_10153560961477042_4905252856034855579_n

2014-07-18-1899

4. GÜN: Çimi, Hüsamettin, Belenalan, Sarıhacılar, Akseki yürüyüşü ile geçişimizi sonlandıracağız. Bu günkü yürüyüşün büyük bölümü antik, taş döşeli Via Sebaste Yolu’ndan olacaktır.

 

Katılımcı Listesi:

1. Mehmet Gültekin – Bodrum

2. Vahap Ağırtaş – Kuşadası

3. Serpil Poyraz – Marmaris

4. Mehmet Fıçı – Antalya

5. Gülşen Seven – İstanbul

6. Serap Ayanoğlu – Konya

7. Selim Sağdıç – Ankara

8. Angelika Kalabay – Marmaris

9. Aygün Günay – Marmaris

10. Atilla Hanifi Avcıoğlu – Mersin

11. Saygın Saner – Balıkesir

12. Serdar Ergelen – Balıkesir

13. Tamer Aydın – Fethiye

14. Işıl Sözer – Kuşadası

15. Ülkü Demir – İstanbul

16. M. Naci Çezik – Alanya

17. Nermin Çalış – Fethiye

18. Hasan Hüseyin Karabağ – İstanbul

19. İfakat Arat – Bursa

20. Muharrem Şeker – Balıkesir

21. Onur Çelik – Kocaeli

22. Özhan Geçeli – İzmir

 

İrtibat: Mehmet GÜLTEKİN

     + 90 543 698 2 698

                                                                             styxdiablos@hotmail.com

 

11866268_10153560976272042_4299059044922651954_nWould you like to hike on the antique 2.000 year old Via Sebaste ways?
We provide VIP hikes for 4-5 (personal) groups or trekking on the 2000 years old ancient Via Sebaste ways for 18 (personal) groups and accommodate in luxury hotels.
If you want to walk on the ancient ways which were made by the Romans 2000 years ago, you should join us! Your guide will be the very explorer of the Via Sebaste ways himself, Mehmet GÜLTEKİN.

Would you like to hike on the roads which Rome built 2000 years ago?! Walking on fitted stone paths like the native citizens: Homonadians and the Roman legionary did, going way back in history? Then read on…

1 DAY HIKING (NO CAMPING)
You will hike 12 km. While doing so, you will enjoy the grandour peaks of the Toros, you will feel and breath in the history of this ancient road. And one of the best things about this hiking trail, is that you will also have the chance to visit the 200 km2 large Altınbeşik cave which has it’s specialty of having 3 lakes inside of it! The underground lake accumulates the source waters of the Manavgat 561008_10151078067521306_1031857351_n - KopyaRiver before it transforms into a river and it is a true natural wonder that can also be traversed by boat. You will also be visiting the Etnography museum and see the way the nomads live on the premises of the Toros. All this with the guidance of Mehmet GÜLTEKİN.
(The hike ends around evening time where you can retreat to your hotel ( so no camping))

2 DAYS HIKING + 1 NIGHT CAMPING
You will hike 30 km in total with one night of camping. On the hike you will enjoy the grandour peaks of the Toros, you will feel and breath in the history of this road. And one of the best things about this hiking trail, is that you will also have the chance to visit the 200 km2 large Altınbeşik cave which has it’s specialty of having 3 lakes inside of it! The underground lake accumulates the source waters of the Manavgat River before it transforms into a river and it is a true natural wonder that can also be traversed by boat. You will also be visiting the Etnography museum and see the way the nomads live on the premises of the Toros. All this with the guidance of Mehmet GÜLTEKİN

417600_10151487470296306_1584481704_n - Kopya3 DAYS HIKING + 2 NIGHT CAMPING
You will hike 40km with 2 nights of camping. On the hike you will enjoy the grandour peaks of the Toros, you will feel and breath in the history of this road. And one of the best things about this hiking trail, is that you will also have the chance to visit the 200 km2 large Altınbeşik cave which has it’s specialty of having 3 lakes inside of it! The underground lake accumulates the source waters of the Manavgat River before it transforms into a river and it is a true natural wonder that can also be traversed by boat. You will also be visiting the Etnography museum and see the way the nomads live on the premises of the Toros. All this with the guidance of Mehmet GÜLTEKİN

For more information and questions just send an email to turkdosk@mynet.com
We hope to see you very soon and to share this wonderful hike together!

10418195_10152492622526306_2775716072124681701_n6 Temmuz, 08:00 – 9 Temmuz, 19:00
ŞENLİĞİN HEDEF KİTLESİ DOĞA SPORCULARIDIR.
KATILIM ŞARTLARI

MALZEMELER:
Çadır, tulum, mat, profesyonel sırt çantası, trekking botu, uzun kollu termal giysi,tepe lambası, güneş kremi,şapka,baton, kuru meyve, matara(su kabı) eksik olmamalıdır. Bu malzemeleri eksik olanlar etkinliğe katılmamalıdır.

DOĞA SPORCUSU OLMAYANLAR, LÜTFEN ETKİNLİĞİMİZİ SAYFALARINDA PAYLAŞMASINLAR! HEDEF KİTLE DOĞA SPORCULARIDIR!

Etkinliğe günlük yürüyüşlerle hafif idman yaparak gelmeniz önerilir.

971843_10151702246391306_11559369_n - KopyaYÜRÜYECEĞİMİZ 4 FARKLI ANTİK VİA SEBASTE PARKURUNDAN 3 TANESİ KEŞİF YÜRÜYÜŞLERİMİZ DIŞINDA İLK DEFA YÜRÜNECEKTİR.

1.GÜN(06 TEMMUZ)
06 Temmuz 2013 Cumartesi sabahı saat 08.00’da Seydişehir otogarında buluşulacak ve buradan araçlarla Akseki’ye hareket edilecektir. Akseki Belediyesi önünde araçlardan inilerek sırt çantalarımızla Hükümet Konağına kadar kortej yürüyüşü yapılacak ve konağın önünde Mustafa Kemal ve tüm Türk şehitleri için saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak. Kamp yerine gidilerek çadırlar kurulacak ve malzemeler buraya bırakılacak. Küçük çantalarımızı yanımıza alarak, Akseki’den sabah 11.00’da Via Sebaste Antik yol yürüyüşüne başlanacak. Akseki-Sarıhacılar-Belenilvat-Büyükilvat-Nohutçukuru-Arap Sivrisi- Çiğ Devrenti parkuru yürünecek.
Saat 19.00’da Akseki’ye kamp yerine dönülecek.

564437_10151531437426306_451580612_n - Kopya2.GÜN(7 Temmuz)
Zirve tırmanışı günü. Bu etkinliği yaş, yorgunluk, irtifa gibi sorunlardan dolayı yapmak istemeyenler bu günü yaylada ya da Akseki içinde geçirebilir. Sabah 07.00 kalkış. Hazırlık. Kahvaltı. Küçük çantalarımızla ve araçlarımızla Çimi Yaylasına hareket. 1800 rakımdan 2800’lük zirveye hareket. Akdağ zirveye zirve defteri tarafımızdan bu tırmanışta konacaktır. Bol manzaralı, muhteşem bir yürüyüş olacak. Bu defteri ilk imzalayanlar bizler olacağız. Akşam 08.00’da zirveden dönüş ve Akseki’deki kamp yerimize araçlarımızla hareket. Saat 22.00 kesin sessizlik.

3.GÜN(08 Temmuz)
Emiraşık Köyü-Gödene parkuru yürünecek. Gödene’den araçlarımızla Çiğdevrenti’ne hareket edilecek. Çiğdevrenti-Erenyaka Köyü- Devrent Boğazı – Murtiçi parkuru yürünecek. Akşam 07.30’da Murtiçi’nden araçlarımızla Akseki’ye kamp yerimize dönüş. Serbest zaman. Kesin sessizlik 23.00.

549846_10151492650586306_767395919_n - Kopya4.GÜN(09 Temmuz)
Sabah 07.00’da kalkış. Hazırlık.Kamp malzemelerinin toplanması.Burada küçük çantalar ayrıyeten hazırlanacak.Araçlarla Büyükilvat Köyüne hareket.Büyükilvat-Dedire-Gravanda-Sülles-PApazın Tepesi-Çallulu – Sarp Kanyonu – İnişdibi parkurlarının yürünmesi. Sarp Kanyonu’nda buz gibi suda yüzme. İnişdibi Köyü’nde etkinlik sonu.

Raftinge katılacak olanlar araçlarla Köprülü Kanyona hareket. Etkinliği bitirmek isteyenler hazır bulunan araçlarla Seydişehir otogarına hareket edecek ve etkinlik bitirilecektir. Raftinge gidenler Köprülü Kanyonda o gece kamp kuracaklar ertesi gün rafting yapacaklardır.

Tüm katılımcılara Via Sebaste – Homanada Parkurları adlı Mehmet GÜLTEKİN’e ait kitap hediye edilecektir.

İrtibat:
Mehmet GÜLTEKİN (Bodrum): 543 698 2 698
Özgür AYDOĞAN (Selçuk): 542 5845387

Rehberler gerekli gördükleri durumlarda programda değişiklik yapabilirler.

196645_10151112864741306_1367517279_nEtkinliğe katılanlar lütfen beni arkadaş olarak eklesin. Katılımcıların telefonla katılımlarını teyit etmeleri gerekmektedir.
Şenliğe katılacağı kesinleşenler aşağıdadır. Adları geçmeyenler henüz bize ulaşmamışlardır.

1. ZİRVE DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KULÜBÜ SELÇUK ŞUBESİ (İZMİR)
2. KOCAELİ DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI (KOCAELİ)

3. LİKYA’NIN DAĞLARI – (ANTALYA)
4. TÜRK DOĞA SPORLARI KULÜBÜ
5. KEŞİF RUHU – (ANKARA)

8577_10151645653271306_1289774291_n6. KARDOF-KARAMAN DOĞA SPORLARI FOTOĞRAF GENÇLİK SPOR KULÜBÜ (KARDOF)
7. KARTAL DAĞCILIK KULÜBÜ (İSTANBUL)

8. ZİRVE DAĞCILIK GRESUN TEMSİLCİLİĞİ – (GİRESUN)
9. TURDAK – TURGUTLU DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KULÜBÜ
10. ANADAK (ANADOLU DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KULÜBÜ) – İSTANBUL

11. DİPİ DAĞCILIK – KAYSERİ
12. BODOSK – (BODRUM DOĞA SPORLARI VE DAĞCILIK KULÜBÜ)

Abdülcelil GÖK – İSTANBUL

Adnan TAŞÇI – KONYA

Ahmet AKSU – AYDIN (ZİRVE)

Ahmet VAR – KOCAELİ (K’D)

Ali BAYRAKTAR – BALIKESİR (K’D)

Ali BAYRAM – KONYA
Ali Çavdar (HUNTERALİ) – ANKARA (KEŞİF RUHU)

Ali KARADENİZ – KAYSERİ
Ali SAYAR – KOCAELİ (K’D)
Ali ŞİRİNEL – LUHANSK

Aliye MERAL – ANKARA (KEŞİF RUHU)

Alper ALTUNDAĞ – KONYA
Alper Nevzat KIZILTAN – İSTANBUL
Anıl TAŞDEMİR – KOCAELİ
Argun BAYDAN – KOCAELİ (K’D)

Arzu COŞKUN – ANTALYA (LİKYA’NIN DAĞLARI)
Ayşegül ÇAKIR ÇOLAK – KONYA (KONDAK)
Barış BALYER – KOCAELİ (K’D)
Betül TARIMAN – ANTALYA

Burak CAN – KONYA

Bülent DİNÇER – ISPARTA (ISTUDAK)

Bülent URAL – İZMİR (ZİRVE DAĞCILIK)

Celal GENÇ – SAMSUN
Celalettin ÖLGÜM – TURGUTLU (TURDAK)

Cemil KARAKUŞ – KONYA

Cengizhan GÜNDOĞDU – KONYA

Cesarettin ACAR – ANKARA (ANATOLYA DAĞCILIK)
Çağrı ÖZBEK – BODRUM (BODOSK)
Damla KARAKUŞ – KONYA

Engin ŞAHİNDAŞ – İSTANBUL (K’D)

Erdoğan UZUN – KOCAELİ (K’D)
Ertuğrul SAPMA – KONYA
Ezgi UMUT – İSTANBUL

Fatih NARİN – BODRUM

Fedai ERKOCAOĞLU – KARAMAN (KARDOF)

Filiz AKYÜREK – ANKARA (KEŞİF RUHU)

Hadi GÜLER – İSTANBUL (ANADAK)
Hale DELİKANLI – KOCAELİ (K’D)
Hale TAŞKAYA – İSTANBUL (TDF)
Hasan Hüseyin KARABAĞ – İSTANBUL
Hatice COŞKUN – KOCAELİ (K’D)
Hatice KARAGÖZ ERŞEN – ANKARA (ANKARA MASTER)

Havva ERŞAHİN – ANKARA

Hülya GÜMÜŞPALA – İSTANBUL (ANADAK)
Hüseyin KÖKSAL – ANKARA

Hüseyin SAVAŞ – MANİSA -(TURDAK)
Hüseyin UYKUN – ANKARA

Hüseyin ÜLKER – TURGUTLU (TURDAK)
İbrahim GÜNDEM – KONYA

İhsan ALBOĞA – ANKARA – TEMPO-TUR

İrfan ÇAKIR – KONYA (ÇALI GRUBU)
Kadriye ERENTÖZ – ANKARA
M
Emin ÇİMEN – KONYA – (KONDAK)
Mecit ALBAYRAK – KOCAELİ (K’D)
Mehmet AÇIKGÖZ – MANİSA – (TURDAK)
Mehmet Ali EREN – KONYA (KONDAK)

Mehmet GÜLTEKİN – BODRUM (ZİRVE)
Melek YAYA – KONYA (KONDAK)
Meliha KAYA – KAYSERİ – (DİPİ DAĞCILIK)
Meltem KODAL – ANTALYA (LİKYA’NIN DAĞLARI)

Mete GÜNYOL – İSTANBUL

Metin ÇAMDERELi
Metin ÖZ – ANKARA (TDF)

Muharrem ŞEKER – BALIKESİR (BALDAK)

Mustafa. SOYLU – İSTANBUL (K’D)

Naci ERDEM – KOCAELİ (K’D)
Naci ERDEM – KOCAELİ (K’D)
Nazan ŞAHİNDAŞ – İSTANBUL (K’D)

Necla ÇİFTÇİ – İSTANBUL (K’D)

Nermin ÇALIŞ – FETHİYE (ZİRVE DAĞCILIK)

Nesrin CANSEVER – KOCAELİ (K’D)
Neşe ACAR – ANKARA
Nihal YENİLMEZ – ANKARA (ZİRVE DAĞCILIK)

Nilgün BIYIK – KONYA (KONDAK)

Nurcan ÖZDEMİR – ANKARA (KEŞİF RUHU)

Nurhan GÖBEKLİ – İZMİR (ZİRVE DAĞCILIK)
Nurhayat VAROL – ANTALYA

Nursel KARAKOÇ – ANKARA (ZİRVE DAĞCILIK
)
Oktay GÜNEŞ – ANKARA

Oktay ÖNEN – MANİSA (ANEMON TREKKİNG)

Onur UYAR – EREĞLİ (ERDAK)

Osman ÜMMET – ANKARA (KEŞİF RUHU)

Ömer Faruk GÜLŞEN – ANTALYA (LİKYA’NIN DAĞLARI)
Özgür AYDOĞAN – SELÇUK (ZİRVE)
Ronald KIRCHHOFF – ABD
Saime TÜFEKÇİ – DENİZLİ (PAÜ DAĞCILIK)

Salih ÇEVİK – KONYA

Sarah Isabelle WRENCH – Santa Barbara, California, USA

Saygın SANER –
Selahattin ÖZÇELİK – KONYA
Selma DEMİR – ANKARA (ANKARA MASTER – ADIM ADIM ANKARA)
Sema BAŞESKİCİ – İZMİR (ZİRVE DAĞCILIK)
Semih VAROL – ERZİNCAN
Senem KARAGÜLLE – KOCAELİ (K’D)

Serhat SARIBOĞA – KONYA

Sinan SEZGİN – KARTAL (KARDAK)
Sultan KOÇ – BURSA (BURSA DOĞADER DAĞCILIK)

Süleyman EGE – KONYA

Şafak ÇAKIR – KONYA (ÇALI GRUBU)

Şebnem ÇIĞ – İZMİR

Şükran ÖZLÜK – ANTALYA (LİKYA’NIN DAĞLARI)

Timuçin YUSUMUT – İSTANBUL (ANADAK)

Timur GÜR – TURGUTLU (TURDAK)

Tuncay ERYILMAZ – İZMİR (ZİRVE)
Türksan KARATEKİN – ANKARA (KEŞİF RUHU)
Uğur BALCI – BODRUM
Ümit ŞIRACI – DENİZLİ (DOSEV)
Vahap AĞIRTAŞ – KUŞADASI (ZİRVE DAĞCILIK)
Yağmur ÇELİK – İSTANBUL
Yağmur KARAKUŞ – KONYA

Yavuz İZCİ – BÜNYAN (BÜNYAN DOSTLARI)
Yavuz KARA(2)
Yıldız ÇAVDAR – ANKARA (KEŞİF RUHU)

Yusuf ÇELİK – DENİZLİ (ZİRVE DAĞCILIK)
Zeki OĞUZ – KONYA (ÇALI GRUBU)
Ziya HATİP – ANKARA – (ZİRVE DAĞCILIK)

Projemize konu olan antik yollarla ilgili olarak aşağıda özet bilgiler verilmiştir. Bu yollarda trekking yapmak isteyen doğa sporcuları bizimle irtibata geçebilirler. Trekking etkinlikleri düzenlediğimiz Via Sebaste Parkurlarının tamamında taş döşeli antik yol kalıntılarını görmekte ve üzerinde 2000 yıl önceki insanlar gibi yürüyebilmekteyiz. Sizleri Homonada’ya Homonadların anılarını yaşamaya bekliyoruz.

10462804_10152492642121306_4927645640963623108_nHOMONADLAR KİMDİR?

Homonadların adlarını ilk kez, Truva Savaşı’ndan sonra karanlık bir döneme giren Anadolu’nun Phryg, Galat yağmalarına sahne olduğu dönemlerde duyuyoruz. Kimmerlerin Kafkaslardan gelerek Anadolu’daki yağmacı Phryg egemenliğine son vermesinden sonra Anadolu’nun gömülmüş olduğu karanlık devir yavaş yavaş aydınlanmaya başlar. Büyük oranda Luvi Krallığı’nın devamı olan birçok devletçik vardır artık Anadolu sahnesinde. Artık Anadolu’da Hellenistik Krallıklar (Nikomedia, Pontus, Pergamon, Cappadokia), Pamphlyia, Pisidia, İsauria, Cilicia, Karia, Likia, İonia gibi. Bu devletler de tıpkı yetiştikleri Anadolu kültürü gibi hep savaşarak var oldular. Bunlardan özellikle dağlık bölgeleri yurt tutmuş olanları, soygun ve yağma ile geçimlerini sağlamışlardır. Bu halklardan biri de İsauria’nın Pisidia ve Pamphylia sınırlarındaki dağlık bölgeye konuşlanmış Homonadlardır.

10460123_10152492642731306_1924006925734268728_nHOMONADA ÜLKESİ NEREDEDİR?

Antik kaynakların ve özellikle Strabon’un verdiği bilgilere göre Homonada’nın sınırları, Trogitis(Suğla Gölü-Seydişehir) Gölü’nün güney kıyılarında yükselmeye başlayan Toroslar’dan başlar ve Kötenna’ya (Gödene-Akseki) kadar uzanır. Bazı modern arkeloglar, bu sınırı Melas Vadisi’ne kadar indirirler. (Prof Dr. Nevzat ÇEVİK) Pilinius’un verdiği bilgiye göre Homonadlar Toros Dağlarının zirvelerinde 44 kale ve Toros vadilerinden birinde Homona adlı bir kent kurmuşlardır. Bu 44 kalenin 32 tanesinin yeri tarafımdan tespit edilmiştir. Homona ise bugünkü Akseki’ye bağlı Yarpuz Kasabası yakınlarındaki Zomana diye bilinen ve mezar kazıcılarının her gün biraz daha yok ettiği bir antik kenttir.

10418195_10152492622526306_2775716072124681701_nHOMONADLARDAN KALANLAR

Homonadların yazısı ve kültürü olmadığı düşünülmektedir. Fakat Homonad kalelerinde yaptığım gezilerde bulduğum bir parça beni oldukça heyecanlandırdı. Bu bir küp kulpuydu. Hazinecilerden kalma kulp. Bu kulpta oldukça derin dört parmakla yapılmış bir çeşit mühür vardı. Yazısı olmayan Homonad halkı küplerini bu şekilde mühürlüyor olabilirler. Çünkü antik çağlarda her ülkenin kendine ait bir küp kulpu mührü vardı. Bu nedenle bu küp kulpu belki de bizi birçok bilgiye ulaştıracaktır, belki de Homonadların hangi ırklarla akraba olabileceklerine, geldikleri yere, kökenlerine…

HOMONADLARIN ROMA İLE MÜNASEBETLERİ
Roma İmparatorluğu, Anadolu’daki iç huzuru sağlamak için çok çalışır. Fakat dağ doruklarına mevzilenmiş Homonadları bir türlü tam olarak sindirememiştir. Çünkü 10436164_10152492654786306_2544496295451758019_nHomonada, oldukça sarp dağlık bir bölgeydi. Bu nedenle Roma, bölgeye savaş aletlerini taşıyamıyor, dağ doruklarına kurulmuş olan Homonad kalelerine hiçbir şey yapamıyordu. Bu sorunu çözmek için Roma’nın Suriye eyalet valisi Aquila, M.Ö. 6’da bu bölgeye yol yapmaya başlar. Bu yol vasıtasıyla bölgeye ağır silahlarını taşıyabilecekler ve Homonadları kesin bir yenilgiye uğratacaklardır. Yol yapımı, Homonad kalelerini hem batıdan hem de doğudan saracak şekilde örüldü ve M.Ö.’te 3’te tamamlandı. Roma İmparatoru Augustus’a izafeten bu yollara “Via Sebaste” (Sebaste Yolu=Agustus Yolu) adı verilir. O dönemde Roma’ya bağlı tüm halklara “Sebasteni” denildiğini de biliyoruz. “Sebaste”, Augustus’un Hellencesinin dişil karşılığıdır.

Bu yolların büyük bir kısmı Seydişehir ve Akseki sınırları içinde hala öylece durmaktadır.

1554499_10152492625816306_6390281318171522351_nKilistradaki 7. Roma Lejyon birliği, Side’deki birlik, Antiocheia (Yalvaç)’daki birlik Homonada’ya gelir ve Homonad kalelerine çıkan yolları tutarlar. Torosların zirvelerindeki kalelerdeki Homonadları açlıktan ve susuzluktan ölmeye zorlarlar. Homonadlar üç yıl direnir, üç yılın sonunda zirvelerdeki kalelerinde tamamı ölür. Geriye kalan kadın ve çocuklardan oluşan 4000 Homonad ise yakın kentlere köle ve hizmetçi olmaları için yerleştirilir. 44 kale ve bir şehirden oluşan Homonada’nın duvarları tamamen tahrip edilir, ki, bir daha başa bela olmasınlar. Homonadların çağdaşı Strabon, “Henüz hayatlarının baharındaki o toprakların çocuklarını kendi topraklarında ölürdüler.” diyerek bu soykırımdan duyduğu acıyı dile getirir.

HOMONADLARIN TARİHTEKİ YERİ
Anadolu’ya yağma ve çapul için gelen Galatlar, yüzyıllarca Anadolu’da kalırlar. Büyük ve güçlü bir devlet kurarlar. Galatların son hükümdarı Amyntas, İsauria’yı, Pisidia’nın İsauria sınırındaki Amblada ve Vasada gibi kentlerini ele geçirir ve sıra Homonada’ya gelir. Burada Homonad tiranı öldürür ve kendini Homonada’nın hükümdarı ilan eder. Fakat Homonadlar bunu Amyntas’ın yanına bırakmaz. Öldürülen Homonad tiranın eşi Amyntas’a bir tuzak kurar ve onu öldürür. Bu olaydan sonra Roma İmparatorluğu Galatia’yı bağımsız bir devlet olmaktan çıkarır ve Roma’ya bağlı bir eyalet haline getirir. Homonadların bu intikamı Galatia’nın sonudur. Homonadlarla ilgili olarak antik kaynakların çoğu bu konuya değinir.

401845_10151559234851306_1694795535_nDoğa sporları ve dağcılıkla uğraşan ve Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü üyesi olan Mehmet GÜLTEKİN tarafından yürütülen “Via Sebaste Antik Yol Keşfi”nin büyük bir kısmı geçtiğimiz günlerde tamamlanmıştır. Keşif çalışmalarından diğer doğa sporcularını haberdar eden Mehmet GÜLTEKİN, onların ısrarlarına dayanamayıp “Antik Yolda İlk Yürüyüş” adlı etkinliğini yaptı. 25 Ağustos 2012 sabahı, iki araçla Akseki’ye gelen doğa sporcuları, ilçemiz sokaklarında gezmiş, fotoğraflar çekmiş ve ilçemizin nefis yemeklerinin tadına varmıştır.

Mehmet GÜLTEKİN, “Via Sebaste Antik Yol Keşfi”nin büyük kısmını bitirmiştir. Bahsi geçen arkadaşımızın bu yolda yapmış olduğu ilk yürüyüş etkinliğine çoğunluğu Ankara, Konya, İzmir ve diğer şehirlerden toplam 37 kişi katılmıştır. Ayrıca Mehmet GÜLTEKİN rehberliğinde antik yolda yürüyüşlere devam edilerek yolun tanıtımına devam edilecektir. 1-2 Eylül’de İzmir’den 50 kişi, Ankara’dan 10 doğa sporcusu ile yürüyüşler devam edecektir. 9-10 Eylül’de ise Antalya’dan bir grup ile Ankara’dan Keşif Ruhu grubunun katılımı ile antik yolun farklı parkurları yürünecektir. Kış sezonunda dinlenmeye terkedilecek olan antik yol, şimdiden tüm ülkede doğa sporcularınca duyulmuş ve heyecan uyandırmıştır. Havaların soğumasıyla tekrar yalnızlaşacak olan antik yolun, her geçen yıl daha çok yürüyüşçü ağırlayacağı kesin görünmektedir.

Tarihi öneme sahip 1. ANTİK YOLDA İLK YÜRÜYÜŞ etkinliğine katılanların adları aşağıda verilmiştir.

1. Mehmet GÜLTEKİN
2. Ömer Faruk GÜLŞEN
3. Mehmet Ali EREN
4. Ayten E. TEZCAN
5. Ayşegül Çakır ÇOLAK

6. Ferhat ÖZ
7. Erhan DAĞ
8. Adnan TAŞÇI
9. Ömer KANKAYA
10. Bekir VURAL
11. Çağlar AYDIN
12. Ali BAYRAM
13. Metin ÖZ
14. Cengizhan GÜNDOĞDU
15. Melek YAYA
16. Hüseyin KÖKSAL535851_10151507552831306_1020104875_n
17. Serdar BENGİ
18. Mefkure ŞAKİROĞLU-1
19. Mefkure ŞAKİROĞLU-2

ZİRVE DAĞCILIK VE DOĞA SPORLARI KULÜBÜ ANKARA ŞUBESİ

21. Sinan SOYTUTAN
22. Gülçin SOYTUTAN
23. Ufuk KIVRAK
24. Nihal YENİLMEZ
25. Nursel KARAKOÇ
26. Zübeyde KARAKOÇ
27. Ayşegül MENDİ
28. Veysi TATLI
29. Birgül HAMİOĞLU
30. Zahide KORKUT

31. Mihriban TAĞ
32. Yıldız ERKMEN
33. Turan Cihan DABAKOĞLU
34. Müfit AKKAYA

25 Ağustos 2012 tarihinde sabah saa532893_10151507559771306_1583933482_nt 08.30’da Seydişehir otogarında başlayan tanışmadan sonra hoş sohbetler eşliğinde araçlara geçildi. Rehber ve keşifçi Mehmet GÜLTEKİN tarafından, katılımcıların, Suğla Gölü(Trogitis) üzerindeki döşeme yol parçalarının ve Homonadların ilk yaşama alanlarının gösterilmesi ve küçük bir brifingten sonra Homonadların gizlenme ve yaşam yeri olan Tınaztepe Mağarasına geçildi. Türkiye’nin birinci dünyanın üçüncü en uzun mağarası olan ve bir tabiat harikası olan Tınaztepe mağarasının iki km’ye yakını yüründü.

Mağaradan hareketle Akseki’ye geçildi. Akseki’de iki saatlik serbest zaman geçirilerek son hazırlıklar tamamlandı, yemekler yenildi, eksikler tamamlandı. Haberimizin geri kalanını kâşif ve rehber Mehmet GÜLTEKİN’den dinliyoruz:

İlk gün saat 14.30’da Akseki’den başlayan yürüyüş, Sarıhacılar Köyü, Belenalan Köyü, Bucakalan Köyü, Nohutçukuru Mevkii, Arap Sivrisi Dağı’ndan devam ederek Alaçeşme Köyünün altında Çiğdevrenti mevkisinde son buldu. Yürüyüşümüze ilgi yoğundu. Antik yolun büyük oranda bozulmadan kaldığı birinci ve ikinci parkurlarını böylelikle yürümüş olduk. İlk günkü yürüyüşümüzün son bir saati tepe lambaları ile gece yürüyüşü şeklinde yapıldı. Dik ve yer yer çalılık bir parkurdan 2 km kadar yürünerek toplam 15 km ile tamamlanmış oldu.

İkinci gün, Saat 08.30’da Bucakalan Köyünden çıkıldı. Keşif sırasında bizi en çok uğraştıran yerlerden biri olan Erkele platosundan geçilerek Dikmen Köyünün göründüğü Dolayyüzü mevkiine gelindi. Toplam iki saatlik bir yürüyüşle Bucakalan’dan Dikmen Köyü’ne varıldı. Hava çok sıcaktı. Burada uzunca bir dinlenme ve buz gibi kuyu suyu ile ıslanarak serinlendikten sonra Sadıklar istikametine devam edildi. Yine antik yoldan devam eden yolculuğumuz çok sıcak bir havada devam etti. Ter içindeydik. Kargasekmez mevkiinden geçerek 150 metrelik bir tırmanışla Kireçkuyusu mevkiini gören doruğa ulaştık. Bu doruk, Antik Yolun hiç bozulmadan kaldığı insanı binlerce yıl ötesine götüren bir yerdi. Buradan Kireçkuyusu mevkiine doğru inişe geçtik ve çok eski bir kireç kuyusunun yanında mola verdik. Bu noktada yol iyice dikleşiyor, diz kapaklarımız sinyal vermeye başlıyor. Toplamda 10 km’lik bir yürüyüşle ikinci gün faaliyetini saat 13.35’te bitiriyoruz. Buradan itibaren 1400 metrelik asfalt yoldan ilerleyerek Sadıklara varıyoruz. Sadıklarda Orhan Akseki Bey’in özel müzesini geziyoruz. Müze çok ilginç. Antika silah, savaş madalyaları, tarihi öneme sahip hediyelerle dolu kişisel bir müze.

Sadıklardan araçlarımıza binip 56 km ilerideki, İbradı-Ürünlü sınırları içinde bulunan bir408963_10151507556211306_607529516_n doğa harikası olan masalımsı Altınbeşik Mağarasına geçiyoruz. Bu mağara içine tekne ile girilen toplamda 2700 metresine girilmiş 3 katlı bir mağara ve her katında göl var. Bizler 1. bölümüne tekne ile girdik, mağara içinde tekne turu yaptık. İçerisi masalımsı idi. Doğal, köprüsü, sarkıtları, dikitleri ve masmavi suyu ile gerçekten kendimizi masalımsı bir film platosunda hissettik.

Altınbeşik Mağarasından sonra araçlarımıza bindik ve tatlı anılar eşliğinde, hoş sohbetlerle dönüş yolculuğuna başladık.

Bilindiği gibi keşif çok zor bir iştir, yorucudur, masraflıdır. Ulaşım, barınma, araç-gereç, boya, teknik malzeme… büyük bir yekun tutuyor. Bu nedenle sponsorsuz keşif işlemlerini yürütmek biz gönüllü kâşifler için büyük bir sorun oluyor.

Şimdiden belirtmeliyim ki, bu yol, Likya Yolu’na alternatif olacak bir trekking rotası olacağını şimdiden kesinleştirmiştir.

____________________
Mehmet Gültekin tarafından yazıldı.

11866268_10153560976272042_4299059044922651954_n521842_10151244793536306_19217562_n - KopyaBu bir keşif kitabıdır. Homonada üzerine yazılmış tek kitaptır. Toroslarda kurulmuş olan bu küçük ülkeyi kitabımızla gün yüzüne çıkarıyoruz. Ayrıca kitabımız, ülkemize tamamen kendi imkanlarımızla kazandırmış olduğumuz yeni trekking rotasının da kitabıdır. Homonada M.Ö. 3’te Roma lejyon birlikleri tarafından yerle bir edilmiş, Homonadlar ise soykırıma uğratılmıştır. Homonadları yok etmek için Romalılarca taş döşeli yollar yapılmıştır. Bu kitapta bu yolların antik çağ kaynaklarındaki gerçek hikâyelerini bulacak, antik yollarda yürürken tarihin içindeki bu yaşanmışlıkları duyarak yol alacaksınız. Galat hükümdar Amyntas’ın Homonad tiranı nasıl öldürdüğünü, Homonad tiranın karısının Amyntas’ı tuzağa düşürerek hem kocasının hem de Homonadların intikamını alışını ve Anadolu’da yüzyıllardır süren Galat hegemonyasına son noktayı koyan cesur ve savaşçı Homonadları bulacaksınız. Onların izinde yürürken kitabımız yanınızda olmalı. Yok edilmiş bir kavmin, Homonadların acısını Homonada’da hissetmelisiniz.

543674_10150944077346306_812218529_n - Kopya1. GÜN:
21 Nisan sabahı, saat 08.00’da Kaştan 3. Lukka Yolu yolcuları olarak hareket ettik. Sırt çantalarımız bir hayli ağırdı. Yiyeceklerimiz, çadırımız, tulumumuz, giyeceklerimiz, malzemelerimiz, her şeyimizi sırtımızda taşıyacaktık tam dört gün. Kaş’tan doğu istikametinde yürümeye başladık. Henüz çok erken olduğu için Kaş’ta henüz her yer kapalı.

Yolumuz çok özel yerlerden geçecek, bunu biliyoruz. Özellikle Kekova bölgesi ülkemizin ve dünyanın tüm özgün yanları ve sahip olduğu biyolojik zenginlikle en iyi korunmuş kıyılarından biri. Burası ülkemizde betonlaşmanın en az olduğu bölge. “Umarım, turizm canavarı burayı hiçbir zaman yağmalayamaz.”

Yol boyu sağımız deniz, solumuz güzel beyaz evler ve oteller ilerliyoruz. Bir köpek 548524_10150768191616306_43347630_n126370beliriyor yanımızda. Daha önceki tecrübelerimizden de hareketle, köpeklerin geri dönmesi için çabalıyoruz. Ama dönmüyorlar. Limanağzı’na doğru çok az asfalt, daha sonra traktör yolu ve en sonunda bir patikadan devam ediyoruz. Yer yer Kaş’ı karşıdan gören manzaralar eşliğinde yürüyoruz. Çalılıklar geçit vermiyor bazen. Kahvaltı molası için manzarası bol bir yer arıyoruz. Bir İsviçreli yürüyüşçü ile karşılaşıyoruz. Ayaküstü küçük bir sohbet… Devam ediyoruz. Kayalıklardan dikine inilen bir yerde Amerikalı kadın bir yürüyüşçü ile karşılaşıyoruz. “Purple House var 25 km ileride. Orada mutlaka konaklayın.” diyor. Daha sonra anlatacağım Purple House’ın (Mor Ev) Sıçak Koyu’nun, Aperlai’nin ve aramızdan iki yıl önce ayrılan sevgili Sitare Ağaoğlu’nun hikayesine bir giriş niteliğindeydi bu konuşma. Sohbet bir anda koyulaştı. 10 dakika falan geçmiş. Limanağzı koyunun yukarıdan görünüşü harika. Aşağıya inmeye başlıyoruz. Burada üç farklı güzellik bizleri bekliyormuş. İlki, iplere tutunarak geçtiğimiz yer, diğeri Hıdırellez Mağarası ve Seveda kaya mezarları. Üçü bir arada. Bir de Limanağzı’nın muhteşem güzelliğini eklersek dört ediyor.

292627_10150768246936306_576820722_n126363Limanağzı’na göçü atıyoruz. Kahvaltı molası. Az ilerimizde bir çadır var. Gece orada konaklamışlar belli ki. Onlar da kahvaltı yapıyor. Onlar bizden önce toparlanıyor ve yola koyuluyor. Beş dakika sonra biz de koydan ayrılıp, bizden öncekilerle aynı istikamette yürüyoruz. Ağaca bir şal takılmış. Önümüzden gidenlerin olmalı. Çok geçmeden arkalarından yetişiyoruz, şallarını veriyoruz. Koyu bir sohbet başlıyor. İstanbul’dan gelen üniversite öğrencileri Leman, Bade ve Semih ile sanki yıllardır tanışıyormuşuz da burada karşılaşmışız gibi, hiç yadsımıyoruz birbirimizi. Beraber yürümeye başlıyoruz. “Buradan Üçağız’a kadar su yok.” diyorlar. “Eyvah!” diyoruz. Hiç akıl edemedik. Yanımızda birer litre su, ya var ya da yok. Üçağız iki buçuk günlük mesafede. “Dur bakalım, paniklemeyelim.” diyoruz; ama Onur’la göz göze geliyoruz. Suyu daha az kullanmaya özen gösteriyoruz. Fakdere mevkiine geliyoruz üç buçuk saatlik yürüyüşle. Orada öğle yemeği molası veriyoruz. Yumurtalı kavurma yapıyoruz. Denize ilk kez 149723_10150768247971306_1524269642_n126361giriyoruz. Tarih 21 Nisan. Güneşleniyoruz ve yeni yol arkadaşlarımız çok yorgun olduklarından Boğazcık’a kadar otostopla gelip, oradan yürümeye devam etmek istediklerini söylüyorlar. İki saatlik uzun bir moladan sonra Onur’la birlikte tekrar yola koyuluyoruz. Az ilerideki bekçi evinden su istiyoruz. Bu bizi rahatlatıyor. Toprak bir araba yolundan tepeye kadar çıkıyoruz. Tepede, denizi tekrar gören yerde rotamız, stabilize yoldan çıkarak taşlık bir patikaya giriyor. Denize kadar iki kilometrelik, döne döne inilen bir parkurdan iniyoruz. Çok zaman alıyor burası. Yol, bazı yerlerde inanılmaz kötüleşiyor. Çantalarımız çalılara takılıyor. Kayalıklarda ayağının takılıp, o ağır çanta ile düşmeniz an meselesi. Dikkatlice yürüyoruz. Yolumuz denize çıkıyor. Şaşırıyoruz. Bir “U” dönüşü yaparak tekrar dikiliyoruz yokuş yukarı. Aynı toprak yola çıkıyor Lukka Yolu. Canımız sıkılıyor, keşke toprak yoldan hiç ayrılmasaymışız diyoruz.“Yol bitti mi, nedir?” Suyumuz bitmek üzere. Saat 17.00’yi geçti. Ayaklarımızın altı iyice acımaya başladı. Ayaklarımız su toplarsa yanarız. Devam ediyoruz. Birkaç kamp bölgesini geçiyoruz içimiz acıyarak. Kamp atamıyoruz; çünkü suyumuz yok. Boğazcık Köyü’ne en az beş km var daha ve patikalar çok yılankavi, yol bir türlü bitmiyor. Saatte bir buçuk, iki km yol yapıyoruz en fazla.

530040_10150768234561306_1113049905_n126366“Hadi bu gece susuz idare ettik diyelim, yarın da bulamazsak biteriz.” diyerek yürüyoruz.

Yolun denizden ayrılıp yamaca tırmandığı bir noktada tavanı yarım daire şeklinde çok eski bir yapı… Kuyuya benziyor. Suyu kontrol ediyoruz. Su bulanık ama kurtlanmamış. Seviniyoruz. Hava karardı kararacak. Oraya kampımızı atıyoruz. Fena yorgunuz. Ateşte bir şeyler pişirip karnımızı doyuruyoruz. Muhabbet edecek durumumuz yok. Gözler kapanıyor. Havanın kararmasıyla birlikte çadırlarımıza çekiliyoruz. Aşağıdan denizin sesi geliyor. Ninni niyetine dinliyorum. Gece ara ara yukarılardan kurt ulumaları geliyor kulağıma. Onları dinlemek çok zevkli. O gece çok uzun bir uykuya varıyoruz sıcacık tulumlarımızın içinde…

2.GÜN:
Uyandık. Etraftan topladığımız ada çayları ile kahvaltımızı yaptık. Hazırlandık falan derken saat 10.00’u bulmuş. Biraz yavaş davrandık. Bir km kadar yokuş bir patikadan tırmandıktan sonra çoban barakaları ile karşılaşıyoruz. Sularımız bitmişti. Etrafa sesleniyoruz ama ortalıklarda kimsecikler yok. Büyük bir varil ve önünde hayvanların su içmesi için bir tekne var. Vanayı çeviriyoruz buz gibi su akıyor.

149719_10150768149191306_329489505_n126360Şişelerimizi doldurduk. En az birer litre su içtik, vücudun su ihtiyacını karşılamak için ve suyumuzu mümkün olduğunca geç kullanmak için. Çoban köpeklerinin uzaktan havlamaları eşliğinde devam ediyoruz yolumuza. Az yukarıda toprak bir yola kavuşuyoruz. “Bizi bu su, hiç takviye yapmasak bile Üçağız’a atar.” diyerek devam ediyoruz. Yukarıda yine İsviçreli bir grup ve Türk rehberleri ile karşılaşıyoruz. Ayaküstü sohbet ediyoruz onlarla. Çantaları küçük, demek ki günübirlikçiler. Burada Lukka Yolu, stabilize yoldan bir patikaya ayrılıyor. Yine kayaların içine sarıyor patika. İşaretler karmakarışık. İstikamete paralel değil işaretler. Yol zaten yok. Kayalardan keçiler gibi hoplaya zıplaya yukarıya doğru çıktık. Bir kuyuda dinlenme molası verdik.

Boğazcık köyünden bir göçer abimiz yanımıza gelerek, hal hatır sordu, bizi mutlu etti. Küçük kızı geldi daha sonra yanımıza. “Merhaba” dedi. Çikilotalarımızı paylaştık onlarla. Vedalaşıp devam ettik. Toprak, gayet düzgün bir yoldan tempoyu artırarak yürüdük. Boğazcık köyünün girişindeki evin bahçesinden su takviyesi yaptık. Önceki gün denize girmiştik. Tuzumuzla bir gündür duruyoruz. Evin girişinde, hortumla kafamızı yıkadık, duş aldık. Bahçedeki marullara ve maydonozlara dayanamadık. Yola koyulduk. Az ileride asfalt yoldan çıkarak, Lukka Yolu tabelasından sağa döndük. Toprak bir traktör yolundan epeyce ilerledik.
Bu bölgede, Boğazcık’a 2 km kala ve Aperlai’den 2 km sonrasına kadar patikalar çok güzel. Çünkü bu yollar, antik kentleri birbirine bağlayan gerçek yollar.

Hava çok sıcak. Güneş yakıyor. Bu bölgede her yerde kuyu var. Apollonia kentine ulaşıyoruz. Apollonia’nın eteklerinde, asfalt yola kavuşmadan öğle yemeği molası veriyoruz. Çöplerimizi yakıp yola devam ediyoruz. Asfalt yoldan iki yüz metre kadar ilerledikten sonra üst yanımızda ulu bir meşe ağacının altında keçilerini kuyudan çektiği su ile sulayan bir çoban görüyoruz. Selam veriyoruz. Buradan yol, sağa traktör yoluna giriyor. Kötü bir Aperlai tabelası var burada. Az sonra yol patikaya dönüşüyor. Her yer kuyu. Suları hep bulanık ama. Bir aya kalmaz bu sular kurtlanır, deyip denize doğru alçalmaya başlıyoruz. Hızımız gayet iyi. Ama bu bölgede patikadaki kayalar artıyor. Terk edilmiş Rum evlerinin olduğu düzlük bölgeye geliyoruz. Evlerin ortasında bir kuyu… Az ileride patlatılmış Lukka kaya mezarlarının arasından ilerliyoruz. Burnumuzun kemikleri sızlıyor bu tarih yağmacılığından dolayı.

3. Lukka Yolu yürüyüşümüzün en güzel ve en görkemli yapılarından biri ile karşılaşıyoruz: Aperlai. Şehrin surları hala dimdik ayakta. Nekroplü muhteşem. Kaya mezarları arasından görünen Sıçak yarımadasının koyu ve birkaç taş evin oluşturduğu manzara inanılmaz. Tarih, doğa, deniz ve ben… Daha ne isterim? Ne isterim söyleyeyim: Sitare Ağaoğlu ile tanışmak… O da kim mi? Yapmayın! Kocaman şehirlerden kaçarak elektriği, yolu olmayan Sıçak Koyu’na gelip burada bir çoban evi satın alarak, onaran ve ömrünün sonuna kadar burada yaşayıp burada ölen birisi Sitare. Onunla oturup sohbet etmeyi çok isterdim.

Sitare Ağaoğlu, ülkemizin tanınmış ailelerinden biridir. Babası bakanlık etmiş, Karabağ kökenli bir ailedendir. Atatürk’le birlikte çok işler yapmış, Ziya Gökalplerle, Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul gibi Türkçü isimlerin içinde yer almış, Atatürk’ün emri ile 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkasını kurmuş Ahmet Ağaoğlu’nun torunudur. Ressamdır. Doğa sever, hayvanlarla çok iyi anlaşır. Bir gün, insansızlığı özler ve günün birinde, “Artık benden bu kadar.” der büyük büyük şehirlere. O şaşalı hayat geride, engin denizler önündedir artık. Doğayı, denizi, doyuncaya kadar yaşamış birisidir Sitare. İki yıl önce sessiz sedasız aramızdan ayrılmış Sitare. Onunla tanışamadığım için o kadar üzgünüm ki.

Sitare Ağaoğlu, bu ülkenin başına gelmiş olan nadir güzel şeylerden biridir işte bu yüzden. Onu, ölümünden sonra tanımış olmak canımı acıttı; ama değil mi ki o en büyük sanatçılar, Osman Hamdiler, Orhan Veliler, Hemingwayler ve daha niceleri son nefeslerini verirken aslında bilmezler, ölümün “sonsuzlukta” alınan ilk nefes olduğunu.

Sitare hanım için özetle diyebiliriz ki; resimleri, hayatı algılayış şekli, anarşist tavrı, doğaya olan tutkusu, Aperlai’si, çok sevdiği hayvanları… ile hatırlanacak bir sonsuzluk anıtıdır.

Belki günün birinde ben de alır başımı Aperlai’ye giderim. …ve belki orada senin güzel hayvanlarınla, “küçük cinlerinle” karşılaşırım ve “Size Sitare’nin selamı var.” derim.

GÖNÜLLÜ SÜRGÜN

Aperlai’nin benim için ayrı bir önemi var. Yaşamının büyük bir bölümünü burada satın alarak onardığı bir çoban evinde geçiren ancak iki yıl önce aramızdan ayrılan sevgili dostum Sitare Ağaoğlu’nun anıları antik kentin her taşına, ağacına sinmiş gibi. İşte koyun bittiği yerdeki o küçük evlerden üçü Sitare’nın bir ömür sığdırdığı yaşam alanlarıydı. Bir nevi “dervişhane” gibiydi bu evler. “Buraya boğazda bir yalı parası harcadım.” derdi Sitare. Son yıllarda burada yalnız yaşıyordu. Kendisinin kullandığı fiberglas bir tekneyle ihtiyaçlarını Kaş ya da Üçağız’dan sağlıyordu. Yaptığı resimlerdeki küçük ve belli belirsiz figürleri sorduğumda, “Onlar, taşların içindeki küçük cinlerim benim.” Yanıtını vermişti. Aperlai çevresindeki taşların, ağaçların, bitkilerin ve her canlının bir bütün olduğuna inanan, insanın kendi varlığını bütün bunların üstünde görmesine öfkelenen biriydi Sitare. Aperlai, O’nun dalgalı gençlik yıllarının ardından demir attığı son sığınağı gibiydi. Tercih edilmiş bir yalnızlığın zorunlu ikametgahı. Bir “gönüllü sürgün” yeri. Hafif rüzgarlarda, bir bayrak dalgalanmasını andıran seslerle ıssızlığı bozan koydan, bazen bir portakal kasası, bazen bir ayakkabı bazen de Yunan adalarından atılmış bit ambalajı getirdi deniz. Bir keresinde için Arap harfleriyle yazılmış yüz yıllık mektup bulunan bir potkal geldiğini anlatmıştı. (Temmuz 2012 – Atlas dergisinden alıntı)

(Bu potkalla ve diğer denizden gelen malzemelerle ilgili olarak: Bu potkalın, Osmanlı döneminde denize bırakılmış olabileceği muhtemeldir, demişti Sitare. Bir gün pilot koltuğuyla birlikte bir ceset getirir deniz bu sefer. Cesedi koyda Sitare bulur. Anlaşılır ki, açıklarda düşen bir helikopterin pilotudur bu ceset.)

Şu anda, tüm bu hikâyeler kafamda, Sitare’nin silueti hayalimde, oturduğu taş ev tam da karşımızda. Yanı başımızda Aperlai. Sitare’nin fiberglas küçük teknesi hala aşağıda iskeleye bağlanmış halde sahibini beklemekte, O’nun bir daha gelmeyeceğini bilmeyerek. Biri evinin ahşap panjurlarını kapatmış. O, giderken bu kayaları, bu bitkileri, “küçük cinlerini”, Aperlai’yi yalnız ve öksüz bırakıp gitmiştir. Gittiği yerden, şimdi bırakıp gittiği ıssızlıkta yürüyen bu iki yolcuyu görür mü acaba. Güneşli Sıçak Koyu’nun denizden yansıyan ışıkları evinin taş duvarlarını yalamakta. Sanki, Sitare’nin kapısını çalmakta. Duygularımız diz boyu. Lukka Yolu’nun en güzel yeri. En anlamlı, en gösterişli, en canlı, denize yakın en sessiz, en ıssız yeri. Duygularımız, doğa coşkumuz, içimizin acıması geçecek gibi değil. Onur, işaretle, hadi, diyor. Çantalarımızı vurup sırtımıza yavaş yavaş Sitare’nin evine doğru ilerliyoruz. Evin arka tarafından yürüyoruz. Burada “The Purple House”, bizi bekliyor.

Şimdi bu koyda Rıza Cüce, eşi Feyza Cüce ve oğulları Ada Cüce (2015’te 5 yaşında) yaşamaktadır. Rıza Cüce, aldığı ani bir kararla işini gücünü bırakır ve buraya yerleşir. Eskiden kalma kuyuya ek olarak bir kuyu daha kazar Rıza, yağmur sularını biriktirmek için. Etrafa doğal malzemelerle masalar, sandalyeler yapar, bungalovlar kurar ve dededen kalma bir evi onararak Sitare’nin yadigârlarına komşuluk eder. Kullandığı malzemeler tıpkı Sitare’nin anlattığı gibi, denizin getirdiği kütükler, ahşaplar…

Rıza, Lukka Yolu yolcularına burada kamp, otel ve yiyecek içecek hizmeti vermektedir. Bir gün yolunuz buraya düşerse ki düşşün, Rıza’nın kurduğu The Purple House da mutlaka bir gece kalın buna bir de gündüz ekleyin.

Rıza buraya elektrik ve yol yapılmasını istememektedir. Bunu biz de hiç istemiyoruz. Hele turizm canavarının bu doğa ve tarih cennetine uğramasını hiç mi hiç istemiyoruz. Tüm ihtiyaçlarını Üçağız ve Kaş’tan gidermektedir Cüce ailesi. Üçağız istikametinde yarım saatlik ATV motoru ile daha sonra da tekne ile ulaşmaktadır.

O sırada telefonum çalıyor. Bir gün önce Fakdere Koyu’nda ayrıldığımız arkadaşlarımızdan Leman arıyor. Üçağız’dalarmış. “Akşama ancak orada olabileceğiz.” diyoruz. “Tamam gelince arayın.” diyorlar.

Aperlai’den zor ayrılıyoruz. Adım atacak mecal yok dizlerimizde. Purple House’dan ve Rıza’dan vedalaşarak ayrılıyoruz.

Buradan itibaren yol, uzun müddet kırmızı topraklı bir düzlükten ilerliyor. Burada tempomuzu artırdık. İleride yol tekrar kayalık patikalara ulaştı. Koyların tepelerine çıkarak, oradan sahile inerek bazen koyun burunlarından dolanarak ilerledik ve akşam saatlerinde Üçağız’a ulaştık. Arkadaşlarımızı aradık, Kaleköy’e geçtiklerini ve oraya kamp kurduklarını söylediler. Önce bir balık lokantasına gidip karnımızı doyurduk ve bir pansiyona attık kendimizi. Sıcak duş çok iyi geldi.

O sırada saatlerimiz 23.00’ü gösteriyordu. Telefonum çaldı, arayan Bade’ydi. Çadırımızın etrafında birileri geziyor, çok korktuk, gelin bizi alın, dediler. Hassan Restoran’ın sahibi Hasan abimiz bize bir araba buldu ve Memet abimizle birlikte Kaleköy’e giderek arkadaşlarımızı aldık ve kaldığımız pansiyona yerleştirdik. O gece saat 02.00’ye kadar sohbet ettik ve o saatte herkes odasına çekildi.

3.GÜN:
Sabah 07.30’da kalktım ve bahçeye indim. Yenidünyaların tam zamanıydı. Bir kucak dolusu topladım ve çantama doldurdum. Derken birer ikişer, ekip uyanmaya başladı. Balkonda güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra tekrar yola koyulduk. 23 Nisan’dı. Üçağız Köyü’nün çocukları şarkılar eşliğinde köyün limanına doğru yürüyorlardı. Neşeli bir gündü. Kaleköy istikametinde ilerlemeye koyulduk. Bir saat kadar yürüdükten sonra Kaleköy’e (Simena-Kekova-Batıkkent) ulaştık.

Kekova, Üçağız ve Kaleköy’ün karşısındaki 5 kilometrekarelik insan yaşamayan bir ada. Bu adadan dolayı bu bölge Kekova adıyla anılıyor. Her gün yüzlerce turist yatlarla buraya gelmektedirler. Kaleköy’e karayolu yok.

Kaleköy iyi korunmuş; tarih, doğa ve denizin birleştiği muhteşem bir yer. Türkiye’nin belki de en güzel iki köyünden biri Kaleköy; diğeri de hiç şüphesiz Üçağız. Yan yanalar zaten.

Kaleköy’e doğru kopuk bir şekilde toprak bir yoldan çıkıyoruz. Kırk beş dakikalık bir yürümeyle Simena’ya ulaşıyoruz. Şehrin arkadan girişi, taş döşeli çok eski yollardan tırmanılarak geçilen bir yer. Aşağısına gemi barınağı yapılmış. Bir geminin gölgesine çantalarımızı bırakıp batonlarımızla Kaleköy’e tırmanıyoruz. Manzara mükemmel. Yol antik kentin nekropolünden geçiyor. Tepeye çıkınca onlarca Lukka kaya mezarı arasından denizin turkuaz rengi görünüyor. Manzaraya diyecek tek kelime yok.

Kalenin dibinde ilköğretim okulu çocuklarının 23 Nisan kutlamasını izliyoruz. Köyün içerlerine dalıyoruz. En aşağılarda dayanamayıp denize giriyorum tek başıma. Geriye dönüşte bahçelerden limon topluyoruz. Yenidünyalardan aşırıyoruz. Hele az yukarıdaki karadutları görünce önce ben ve Semih sonra Onur, Bade ve Leman da katılıyor dut hırsızlığına. “Of, fena lezzetli.” Bahçenin sahibine yakalanmadan uzaklaşıyoruz Allah’tan. Hızlıca geldiğimiz yoldan geriye dönüyor ve geminin gölgesine bıraktığımız çantalarımızı sırtlanıp yola koyuluyoruz Andriake’ye doğru.

Yol 3 km kadar düzlükler içinde, kırmızı topraklı patikadan devam ediyor. Sağımızda Cenevizlilerden kalma bir kale. Peşimizde bir köpek. Lukka Yolu’nun vazgeçilmezidir bu “peşimize takılıp, günlerce bizimle yürüyen köpekler”. Ayrılmak bilmiyor. Hızımız gayet iyi. Neredeyse koşturuyoruz. Sıcak fena… Ter içindeyiz. Tempomuzu düzlük bulduğumuz yerlerde artırarak, kayalık patikalarda düşürerek ilerliyoruz. Arada bir Bade’nin ayak burkulmaları da olmasa hızımıza diyecek yok.

Sularımız bitmeden ve akşama kalmadan Andriake’ye varırız diye hesap ediyoruz.

Pırıl pırıl koyların Lukka Yolu ile buluştuğu yerlerden geçiyoruz. Gözümüz doğanın güzelliğine takılı kalıyor. Deniz ne kadar berrak. Yakınlarda ne bir yerleşim yeri var ne de turistik bir tesis. Türkiye’nin en güzel koylarından biri olan Kapaklı Koyu’na ulaşıyoruz.

Koyun orta yerinde bir adacık. Adacıkta ağaçlar büyümüş, çimenler yeşermiş. Koyun diğer adı Burç Koyu. Kaleköy’den çıkışımızda karşılaştığımız Zirve Dağcılığın Ankara grubu ile tekrar karşılaşıyoruz burada. Öğle yemeği molasını biraz uzun tutuyoruz. Köpeğimize bir yenisi daha katıldı burada. Bir ağacın gölgesine tünediler ve orada uykuya daldılar. Yemeğimizi yiyip biraz da denizde serinledikten sonra yola devam ettik. Kapaklı Köyüne doğru çıkan kayalık patikalarda Leman, Semih ve ben önden Onur ve Bade arkalardan ilerliyor. Suyumuz iyice azaldı.

Kapaklı Köyü’nün karşısından geçiyor Lukka yolu. Kapaklı’nın sera görüntüleri canımızı sıkıyor. Orada Andriake Kamping’in reklam panosuna bakıyoruz. Akşam burada konaklayabiliriz diye içimizden geçiriyoruz. Uzun bir dinlenmeden sonra Onur ve Bade bize yetişiyor. Bade, ayağını burkmuş ve düşmüş. Ayak bileklerinde yer yer morluklar… Moralimiz bozuluyor. Fazla devam edemeyecek gibi görünüyoruz. Denizden uzaklaştığımız noktalar… İnişli çıkışlı kayalık parkur dimdik bir patikaya denk geliyor ve Çakıl plajına kadar yarım saatlik bir iniş rotasını takip ediyoruz.

…ve Çakıl Plajı.

Herkes bitkin. Denizden çok az geride bir su birikintisi var. Köpeğimiz oradan su içiyor. Demek ki tatlı su. Ama rengi, iyi demlenmiş bir çaya benziyor. İçsek mi… Burada kamp mı kursak… Bu sudan içebilirsek burada kamp kurabiliriz… Kafamızda türlü düşünceler. “Andriake’ye son 3 km. Yürüyebiliriz,” diyorum. Beni destekleyen tek bir cümle edilmiyor. Bir saat kadar bekliyoruz plajda. Köpeğimiz de bizimle birlikte…

“İmkansız, artık bir adım dahi atamayız.” Bu cümle çok kararlı. Bir çözüm üretiyoruz. Kapaklı köyünde gördüğümüz tabeladaki Andriake Kamping’in telefon numarasını Bade aklında tutmuş. Arıyoruz. Bize bir balıkçı teknesi gönderiyorlar. Tekne sahibi sadece mazot parasını alıyor bizden. Hayret ediyoruz. Demek ki buralarda daha insanlık ölmemiş. O gün kamp alanında hoş muhabbetler oluyor. Kamp ateşimiz bile yanıyor. Ateşe patates gömüyoruz. Sıcak su ile duşumuzu alıyoruz. Muhabbet keyifli ama göz kapakları daha fazla uyanık kalmaya izin vermiyor. Birer ikişer çadırlarımıza çekiliyoruz.

4. GÜN:
Sabah mı olmuş ne. Güneşle birlikte uyanıyorum. Serinlikte Andriake limanını ve plajını geziyorum. Döndüğümde herkes uyanmış, neredesin sen diyorlar. Güzel bir kahvaltıdan sonra Andriake kalıntılarının olduğu yere gidiyoruz. Güzel korunmuş binlerce yıllık bir ticaret merkezi. İlk kez bir antik yerleşim yerinde canlı canlı sarnıç görüyor ve içine giriyorum. Çok keyifli. Etrafta anfora kalıntıları dolu. Bir saat kadar zaman geçiriyoruz burada. Ayrılmak çok zor.

Burası binlerce yıllık bir ticaret merkezi. Arkeologlara göre Andriake harabeleri kurulduğu tarihten sbugüne kadar 2 metre çökmüş.
Hayallere dalıyoruz. “Gemiler dükkânların önüne kadar yaklaşır, beyaz peştemallı ticaret erbabları gelen gemilere kölelerini gönderir…”

Burada Lukka Yolu’ndan ayrılıp toprak yoldan Demre yoluna çıkıyoruz ve Demre’ye kadar yürüyoruz. Oradan Onur’la ben Kaş’a, aracımıza hareket ediyoruz; Bade, Leman ve Semih otostopla Çıralı’ya hareket ediyorlar.

Buruk bir vedalaşma.

Her biten şey gibi 3. Lukka Yolu yürüyüşü de böyle hoş, hafif hüzünlü bir şekilde sona erdi.

____________________
Mehmet Gültekin tarafından yazıldı.